Tarih Podcast'leri

Rosal'ın Tarihi - Tarihçe

Rosal'ın Tarihi - Tarihçe

gül

(Lansman No. 682:1.71'; b. 13'; el. No. 681)

Rosal, 9 Haziran 1906'da Cavite Tersanesi tarafından 682 numaralı ahşap, 150 beygir gücünde, kundağı motorlu çalışan fırlatma olarak denize indirildi ve Aralık 1907'de tamamlandı. 681 No'lu fırlatma, 17 Temmuz 1920'de YFB 681 olarak sınıflandırıldı ve Rosal olarak adlandırıldı. 1921'de. Rosal, İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesine kadar Cavite Donanma Tersanesi'ndeki 16. Luzon'un büyük bir kısmı ve 24 Temmuz 1942 Donanma listesinden çıkarıldı.


Rosalia, Charlemagne soyundan geldiğini iddia eden Norman soylu bir ailede doğdu. Son derece dindar, Pellegrino Dağı'ndaki bir mağarada keşiş olarak yaşamak için emekli oldu ve burada 1166'da tek başına öldü. Gelenek, mağaraya iki melek tarafından yönlendirildiğini söylüyor. Mağara duvarına yazdı "Ben, Sinibald'ın kızı, [Monte] delle Rose ve Quisquina'nın Efendisi Rosalia, Rabbim İsa Mesih'in sevgisi için bu mağarada yaşamaya karar verdim." [3]

1624'te bir veba Palermo'yu sardı. Bu sıkıntı sırasında Rosalia'nın önce hasta bir kadına, ardından kalıntılarının nerede olduğunu belirttiği bir avcıya göründüğü bildirildi. Kemiklerini Palermo'ya getirmesini ve geçitte şehirde taşımasını emretti. [4]

Avcı dağa tırmandı ve anlatıldığı gibi mağarada kemiklerini buldu. Görünüşte istediğini yaptı. Kalıntıları şehirde üç kez taşındıktan sonra veba sona erdi. Bundan sonra Rosalia, Palermo'nun koruyucu azizi olarak saygı gördü ve kalıntılarının keşfedildiği mağarada bir sığınak inşa edildi. [5]

1624 sonrası ikonografisine, 1624-1625 karantinası sırasında şehirde kapana kısılan Flaman ressam Anthony van Dyck'in çalışmaları hakimdir, bu süre zarfında Rosalia'nın beş resmini üretmiştir, şimdi Madrid, Houston, Londra, New York ve Palermo'nun kendisi. 1629'da da üretti. Saint Rosalia, Palermo Şehri İçin Aracılık Ediyor ve Aziz Rosalia'nın taç giyme töreni Cizvitlerin kültünü Sicilya'nın ötesine yayma çabalarına yardımcı olmak için. [ kaynak belirtilmeli ]

1825'te jeolog William Buckland balayında Palermo'daydı ve Rosalia'nın kemiklerini görmek istedi. Jeolog, kalıntıları inceledikten sonra bunların "insan dışı" olduğunu belirledi, aslında kalıntının aslında bir keçinin kemikleri olduğunu ilan etti. [1] [6]

Buckland'a göre rahipler, Rosalia'nın Katolik bir Hıristiyan olmadığı için kalıntılarını görmesine izin vermeyeceğini ve kalıntıları insanların gözlerinden uzak tuttuğunu söyledi. [7]

Aziz Rosalia Bayramı 4 Eylül'de. [3]

Palermo'da Festino di Santa Rosalia her yıl 14 Temmuz'da yapılır ve ertesi güne kadar devam eder. [8] Şehirde önemli bir sosyal ve dini olaydır. 1995, 1996, 1997 [9] ve 2001'de kutlama Studio Festi tarafından yapıldı. [ kaynak belirtilmeli ]

4 Eylül'de, Rosalia'nın onuruna Palermo'dan Pellegrino Dağı'na kadar yalınayak yürüme geleneği gözlemlenir. [10] Amerika Birleşik Devletleri'ndeki İtalyan-Amerikan topluluklarında, Temmuz ziyafeti genellikle Our Lady of Mount Carmel'e adanmıştır [11], Ağustos'ta başlayan Eylül ziyafeti ise her yıl Brooklyn'in Bensonhurst bölümüne çok sayıda ziyaretçi getirmektedir. New York City. [12]

Rosalia, G.E.'nin bir makalesinde evrimsel çalışmaların koruyucu azizi olarak önerildi. Hutchinson. [13] Bunun nedeni, St. Rosalia'nın kalıntılarının bulunduğu mağaranın mansabındaki bir su havuzuna yaptığı bir ziyaretti ve burada su kayıkçılarının gözlemlerine dayalı fikirler geliştirdi. [14]

Aziz Rosalia, İtalyan Rönesansı ve Barok resminde, özellikle de Riccardo Quartararo, Mario di Laurito, Vincenzo La Barbara ve muhtemelen Antonello da Messina gibi sanatçılar tarafından kutsal konuşmalarda (Bakire Meryem'i çevreleyen azizlerin grup resimleri) önemli bir konuydu. [15] Ancak 1624 vebası sırasında Palermo'da yakalanan ve onun en çok resmini yapan Flaman usta Anthony van Dyck (1599-1637) idi (ayrıca yukarıya bakınız). Onun tasvirleri - dalgalı sarı saçlı, Fransisken bir kukuleta takan ve tehlikede olan Palermo şehrine doğru uzanan genç bir kadın - o zamandan itibaren Rosalia'nın standart ikonografisi haline geldi. Van Dyck'in St. Rosalia resimleri serisi, her ikisi de İtalyan sanatı ve veba temasına ayrılmış sergilerin küratörlüğünü veya ortak küratörlüğünü yapan Gauvin Alexander Bailey ve Xavier F. Salomon tarafından incelenmiştir. [16] [17] [18] Mart 2020'de, New York Times Metropolitan Museum of Art'ın Van Dyck'in Saint Rosalia tablosuyla ilgili COVID-19 bağlamında bir makale yayınladı. [19]


Dağıtım ve bolluk

Rosales üyeleri dünya çapında bol miktarda büyür. Dağılımları Kuzey Kutbu bölgelerinden tropiklere, deniz seviyesinden yüksek dağlara ve ormanlardan çayırlara ve çöllere kadar uzanır. Bu düzenin temsilcileri, çeşitli ekolojik toplulukların sık ve bazen baskın üyeleridir. Bir bütün olarak düzen dünyanın hemen hemen her yerinde bulunabilirken, belirli familyaların ve cinslerin coğrafi dağılımı daha sınırlıdır. Bazıları coğrafyaya, bazıları iklime dayalı olmak üzere birkaç tür dağılım modeli bulunur.

90 cinsin büyük çoğunluğu ve yaklaşık 2500 Rosaceae türü veya gül ailesi kuzey ılıman bölgede bulunur. Birkaç grup, çeşitli habitatlarda bulunabilecekleri bölgenin çoğunda yaygındır. Örneğin, erikkiraz, erik ve şeftali içeren , düzenin en yaygın olarak dağıtılan cinslerinden biridir. erik Kuzey Amerika, Asya ve Güney Avrupa'da en bol miktarda bulunur, ancak aynı zamanda güneye Malezya ve kuzey Avustralya'ya ve Orta Amerika üzerinden Brezilya ve Şili'ye uzanan subtropiklerde de iyi temsil edilir. Bir başka yaygın cins Krataegus (alıç), doğu Kuzey Amerika'da hem bireyler hem de çeşitli formlar açısından özellikle bol miktarda bulunur. Kuzey Amerika'da batıya doğru, güneye doğru Meksika'ya ve And Dağları'na ve Avrupa'nın büyük bir kısmına, Orta Doğu'ya ve Asya'ya doğru çeşitli alıç türleri de mevcuttur.

Rosaceae'deki bazı cins ve türler sıklıkla birden fazla kıtada yetişir, ancak aralıklarında süreksizlikler vardır. Örneğin, Waldsteinia fragarioides (çorak çilek) coğrafi olarak geniş ölçüde ayrılmış bölgelerde bulunur: doğu Kuzey Amerika, batı Kuzey Amerika, güneydoğu Avrupa ve Doğu Asya. fizyokarpus (ninebark), Avrupa'da olmaması dışında aynı modeli izler. Bu genel dağılım modeli, yaklaşık 60 milyon yıl önce, Paleojen Dönemi'nin başlangıcına yakın bir yerde gelişti ve bu sırada Bering Boğazı, batı Kuzey Amerika ile Asya arasında bir köprü görevi gördü. Kuzey Amerika ve Avrupa da coğrafi olarak şu anda Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika'da yaygın bir orman olduğundan daha yakındı ve zamanla bitkiler bölgeler arasında kolayca göç edebilirdi. İklimdeki müteakip değişiklikler ve Kuzey Yarımküre'nin çoğunda buzulların ilerlemesiyle birlikte, geniş çapta dağılmış birçok bitki, bazı bölgelerde kalıntı olarak kalırken, bazı bölgelerde ortadan kaldırıldı.

Rosaceae'nin diğer üyeleri, hem Kuzey hem de Güney yarımkürelerin ılıman iklimlerinde dağıtılır, ancak bunlar arasında değildir. Fragaria chiloensis, bir yaban çileği türü, üç ayrı alanda bulunur: Şili ve Arjantin, kuzeye doğru Aleut Adaları'na doğru Kaliforniya ve Hawaii Adaları. Geum ( avens) Kuzey Amerika, Avrupa ve Doğu Asya'da bir dağılıma sahiptir ve bazı türler Güney Amerika'nın And Dağları, Patagonya, Güney Afrika, Auckland Adası, Yeni Zelanda ve Tazmanya'da yetişir.

52 cins ve 900'den fazla çalı ve ağaç türünü içeren Rhamnaceae veya topalak ailesi, özellikle tropik ve sıcak ılıman bölgelerde dünya çapında dağıtılmaktadır.

Elaeagnaceae veya 3 cins ve 45 tür çalı ve ağaçtan oluşan iğde ailesi, kuzey ılıman bölgede ve sıcak tropik bölgelerde, Malezya ve Avustralya'ya uzanan uzantılarla ortalanır.

İki küçük çalı veya odunsu familya, dağılımlarında sınırlıdır. Monotipik Barbeyaceae (Barbeya oleoidleri) kuzeydoğu Afrika ve Arabistan'dan bilinirken, Dirachmaceae'nin iki türü (Dirachma sokotrana, D. somalensis) Somali ve Sokotra'da meydana gelir.

Urticaceae veya ısırgan ailesi, dünya çapında dağılım gösterir, ancak en çok tropik bölgelerde çeşitlilik gösterir. Urticaceae, 54 cins ve 2600'den fazla tür içerir, bunlar çoğunlukla şifalı bitkilerdir, ancak bazen çalılar ve hatta ağaçlardır. Daha önce tanınan Cecropiaceae familyasının cinsleri artık Urticaceae'ye dahil edilmiştir. büyük cins pilea (500-600 tür) ve Elatostem (300 tür) neredeyse tamamen tropikal ve subtropikaldir. Urticaceae'nin tropikal ve subtropikal türlerinden bazıları çalılar veya ağaçlardır. Otsu türlerin çoğu nemli iklimlerde yoğun zemin örtüleri oluşturur veya nemli bölgelerde yosun kaplı ağaç gövdeleri ve ağaç dallarında epifit olarak büyür. Ilıman bölgelerde çok fazla tür olmamasına rağmen, genellikle yabani ot ailesi geniş alanları işgal edebilir ve diğer bitki türlerinin büyümesini engelleyecek kadar yoğun hale gelebilir. ürtiker (ısırgan) özellikle yaygın, yaygın ve çoğu zaman bol olabilir. Tek bitkiler Urtica dioica (ısırgan otu) rizom adı verilen yeraltı saplarını büyüterek kısa sürede geniş koloniler oluşturabilmektedir. Üyeleri Kekropia (75 tür) palmately loblu büyük yapraklara sahiptir, bu hızlı büyüyen “öncü ağaçlar” Neotropiklerdeki rahatsız alanlarda belirgindir.

Moraceae veya dut ailesi, 38 cins ve yaklaşık 1.100 tür içerir. Aile esas olarak tropik ve subtropiklerde bulunur, ancak birkaç cins, örneğin Morus (dut), gıda bitkisi Bombiks mori (ipek böceği güvesi) ve Broussonetia papirüs (kağıt dut), Asya'da kağıt için bir lif kaynağı, öncelikle ılıman bölgelerde dağıtılır. ficus (yaklaşık 750 tür) ailedeki en büyük cinstir. Ağaçları, çalıları, sarmaşıkları ve boğucu incirleri içeren taksonomik olarak karmaşık bir cinstir.


Rosalia

Rosalía Vila (aka Rosalía), İspanyol bir nuevo flamenko ve Latin pop şarkıcısı. Sesi, flamenko gitaristi Pepe Habichuela'dan daha az olmayan bir yetenek tarafından "keskin ve tatlı, ancak eskiler gibi bir ısırık ile" olarak tanımlandı. 2017'de kendi adını taşıyan solo albümü ABD halkının dikkatini çekerken ve En İyi Yeni Sanatçı dalında Latin Grammy adaylığı kazanırken, 2018'deki devamı El Mal Querer, Billboard'un Latin Pop Albümleri tablosunun zirvesinde önemli bir kritik ve ticari atılımdı. ve sonunda bir Grammy kazanmak. Ayrıca gençliğinden beri popüler ve geleneksel müziğin sınırlarında yer aldı ve hip-hop ve soul'dan trap ve pop'a kadar diğer müzikal uğraşlarına devam etti. İspanyol trap sanatçısı C. Tangana, flamenko şarkıcısı Rocío Márquez, İngiliz şarkıcı/söz yazarı James Blake ve Latin pop yıldızı J Balvin ile işbirliği yaptı.

Çocukluğundan beri flamenko ile büyülenen Rosalía, bir genç olarak performans göstermeye başladı. Kısa süre sonra, prestijli İspanyol ve uluslararası festivallerde yer almak ve diğer sanatçılar ve tiyatro topluluğu La Fura del Baus ile işbirlikleri de dahil olmak üzere eklektik ve ilgi çekici bir müfredat oluşturdu. Ayrıca performanslarının videolarını YouTube'a göndermeye başladı ve önemli sayıda sosyal medya takipçisi kazandı.

Rosalía, ilk albümü Los Ángeles'i çıkaran Universal ile imzaladıktan sonra 2016 yılının sonlarında Kaliforniya'ya taşındı. Kayıt, başına buyruk yapımcı Raül Refree (Lee Ranaldo, Silvia Pérez Cruz, Las Migas) tarafından sadece bir İspanyol gitar eşliğinde kaydedilen klasik ve nuevo flamenko şarkılarından oluşan sade bir ilişkiydi. İkili sadece 20. yüzyılın başlarındaki flamenko geleneğinden değil, aynı zamanda yapımcılığını Rick Rubin'in yaptığı Johnny Cash'in American Recordings albümünün soyulmuş doğasından ve duygusal etkisinden de etkilenmişti. Bu amaçla, Will Oldham'ın yine Cash tarafından kapsanan "I See a Darkness"ın bir okuması albüme yaklaştı. 2017 yılının başlarında yayınlanan Los Ángeles, evrensel olarak olumlu eleştiriler aldı, Latin Grammy başını salladı (tören sırasında Alejandro Sanz'ın bir dize bölümü eşliğinde "Cuando Nadie Me Ve" şarkısını söylemesine bir saygı duruşunda bulundu) ve turntablist DJ'de yer aldı. Swett'in "Retsu" parçasındaki Mudra albümü. Rosalía ayrıca Royal Gypsy Orchestra'nın başında Fernando Vacas ve Lín Cortés ile Un Largo Viaje'nin kayıt/performansında yer aldı. Kasım ayında, albümünü şair San Juan de la Cruz ve Enrique Morente tarafından kaleme alınan "Aunque Es de Noche" single'ı ile takip etti.

2018 yılının ortalarında Rosalía, J Balvin'in liste başı Vibras albümünden çıkan single'ı "Billio"da ve klibinde yer aldı. Mayıs 2018'in sonunda, kendi parçası "Malamente" için YouTube'daki ilk haftasında dört milyondan fazla izlenen ve şarkının ulaştığı akış listelerine girmesine yardımcı olan bir yayın öncesi single ve video yayınladı. İspanya'nın En İyi 40'ında 12. Temmuz'da, Pedro Almodóvar'ın yönettiği ve başrolünde Penélope Cruz'un oynadığı ilk uzun metrajlı filmi Dolor y Gloria'nın promosu olarak feminist güçlendirme marşı "Pienso en Tu Mirá" için bir single ve video yayınladı. Yayın öncesi single'ı "Malamente" için hazırladığı müzik videosu, üç ay içinde İspanya'da 20 milyon izlenme ve beş Latin Grammy adaylığı elde etti ve En İyi Kentsel Füzyon/Performans ve En İyi Alternatif Şarkı dallarında iki ödül kazandı. Devam filmi "Pienso en Tu Mirá", ilk ayında yaklaşık 15 milyon kez daha izlendi; bu, İspanya'nın nüfusunun yalnızca 46 milyon kişiden oluştuğunu düşünürsek, bu hiç de fena bir başarı değil.

Rosalía'nın ikinci uzun metrajlı filmi El Mal Querer, El Guincho (Tiga, Los Punsetes) tarafından yapıldı ve Kasım 2018'de yayınlandı. Latin Pop Albümleri tablosuna bir numaradan giriş yaptı. 2019, Latin trap, reggaeton ve elektro-R&B tınılı single'ı "Aute Cuture"ı yayınladı. El Mal Querer, 2020 Grammy Ödülleri'nde En İyi Latin Rock, Urban veya Alternatif Albüm dalında Grammy kazandı. Rosalía ayrıca En İyi Yeni Sanatçı dalında aday gösterildi.


Anne Mar'a Encarnaciın Rosal

Sierva de Dios
Madre Maria Encarnacion Rosal
Madre, Maestra ve Guia de la Congregacion Bethlemita
Las Hermanas Bethlemitas, el Comit Pro-Centenario y el pueblo cat lico de Guatemala, con amor y para perpetua memoria
1886 Astar Centenario de su muerte 1986
24 ay önce
Quetzaltenango

İngilizce çeviri:
Tanrının hizmetkarı
Anne Mar'a Encarnaciın Rosal
Bethlemite Cemaatinin Annesi, Öğretmeni ve Rehberi
Bethlemite Sisters, Pro-Centennial Komitesi ve Guatemala Katolik halkı, sevgiyle ve onun daimi anısına
1886 Ölümünün Birinci Yüzüncü Yılı 1986
24 Ağustos
Quetzaltenango

1986 yılında Las Hermanas Bethlemitas, el Comit Pro-Centenario y el pueblo cat lico de Guatemala tarafından dikilmiştir.

Konular. Bu tarihsel işaretçi şu konu listelerinde listelenmiştir: Hayırseverlik ve Kamu Çalışmaları ve Boğa Kiliseleri ve Din ve Boğa Eğitimi. Bu giriş için önemli bir tarihsel tarih 24 Ağustos 1886'dır.

Konum. 14° 50.464′ K, 91° 31.59′ W. Marker, Quetzaltenango Belediyesi, Quetzaltenango'da. İşaretçi, medyan olarak 21 Avenida'nın hemen batısındaki Calle Rodolfo Rosales üzerindedir. Harita için dokunun. İşaretçi bu postane bölgesinde: Quetzaltenango 09001, Guatemala. Yol tarifi için dokunun.

Yakındaki diğer işaretçiler. Bu işaretleyiciye yürüme mesafesinde en az 8 başka işaretleyici vardır. İp Atlarken Maraton Dünya Rekoru (yaklaşık 90 metre uzaklıkta, direkt olarak ölçülmüştür)

hat) Dr. Rodolfo Robles (yaklaşık 150 metre uzaklıkta) Los Altos Elektrikli Demiryolu (yaklaşık 180 metre uzaklıkta) Marimba Ideal'in 100. Yıldönümü (yaklaşık yarım kilometre uzaklıkta) Quetzaltenango Mezarlığı Vakfı (yaklaşık yarım kilometre uzaklıkta) 10. Guatemala Barış Anlaşmalarının Yıldönümü (yaklaşık yarım kilometre uzaklıkta) Justo Rufino Barrios (yaklaşık yarım kilometre uzaklıkta) Şair Osmundo Arriola'nın Doğumunun 100. Yıldönümü (yaklaşık yarım kilometre uzaklıkta). Quetzaltenango'daki tüm işaretçilerin bir listesi ve haritası için dokunun.

Meryem Ana Encarnaciın Rosal ile ilgili. Kutsanmış María Encarnaciın Rosal, 26 Ekim 1820'de Guatemala, Quetzaltenango'da doğdu. 15 yaşında, Saint Pedro de Betancour tarafından kurulan bir kurum olan Guatemala şehrinde Bethlemite Tarikatı'na girdi. 24 Ağustos 1886'da Ekvador, Tulcün'de öldü. 4 Mayıs 1997'de II. Juan Pablo tarafından aziz ilan edildi.


Sözlü Tarihler Nelerdir?

Bir kaynak olarak, sözlü tarihler mutlaka olgusal bilgilerin bir kaydı anlamına gelmez. Gerçekleri içermelerine ve bazen yanlış veya eksik kayıtların düzeltilmesine yardımcı olmalarına rağmen, kronoloji (belirli saatler ve tarihler) genellikle hafızamıza ilk giren şeydir. Ancak sözlü tarihlerde daha önemli olan, kişinin düşüncelerinin, anılarının, deneyimlerinin ve bakış açılarının yakalanmasıdır. Bunlar, bir kişinin hayatının başka kayıtlarda kaydedilmeyen yönleridir ve sözlü tarihleri ​​bu kadar değerli kılan da budur.


Rosal'ın Tarihi - Tarihçe

ORTA AMERİKA -
GUATEMALA

GUATEMALA'NIN YAHUDİLERİ
Knowles Koleksiyonu Eylül 2014

Guatemala'daki Yahudi tarihi, Orta Amerika'daki komşularının çoğundan daha kısa ve çok daha küçüktür. Engizisyon döneminde ülkeye gelen Yahudiler mutlaka bulunurken, günümüzdeki cemaatin kökleri 1800'lü yılların ortalarında başlamaktadır. Bu ilk Alman göçmen grubu sayıca azdı ve çoğunlukla bölgedeki diğer Yahudilerden izole edildi ve bu nedenle diğer ülkelerdeki diğer Yahudiler üzerinde fazla bir etkiye sahip değildi.

Guatemala'da etkisi hala görülen ikinci Yahudi göçmen dalgası 1900'lerin başında gelmeye başladı. İlki Almanya'dan ve çeşitli Orta Doğu ülkelerinden geldi ve 1920'lerde Doğu Avrupa'dan Yahudiler tarafından takip edildi. Bu ikinci grubun çoğu uzun süre kalmayı planlamamıştı. Guatemala'ya Küba'dan geldiler ve yolculuklarına devam edebilmek için Amerika Birleşik Devletleri'nden vize almayı umuyorlardı.

Guatemala'da Yahudi olmak her zaman olumlu olmadı. Ülke zaman zaman yeni Yahudi göçmenlerin gelişini sınırlamak için harekete geçti. 1930'ların başında hükümet, tüm seyyar satıcıların ülkeden sınır dışı edilmesini emretti. Bu, seyyar satıcıların çoğunluğu Yahudi olduğu için Yahudilere zarar vermek anlamına geliyordu. Emir yerine getirilmedi, ancak seyyar satıcılığı yasaklayan yasalar çıkarıldı. Bu yasak, birçok Yahudiyi artık ailelerini geçindiremedikleri için başka yerlere göç etmeye zorladı.

1936'da Alman toplumunun baskısı altında, çoğunluğu Yahudi olan Polonyalıların da dahil olduğu "Asya kökenli" göçmenlerin sayısını sınırlayacak yasalar çıkarıldı. Bu kısıtlamalar nedeniyle 1939'da Yahudi nüfusu 1000 kişiden azdı. Çoğunluğu Guatemala City, Quezaltenengo ve San Marcos'ta yaşıyordu.

Guatemala, Yahudi göçünü kısıtlamaya çalışan geçmişine rağmen, Latin Amerika'da İsrail'i tanıyan ilk ülke ve aynı zamanda Kudüs'te kendi büyükelçiliğini açan ilk ülke oldu. Bugün hala Guatemala Şehrinde yaşayan 900 Yahudi'nin çoğunluğu hala sayıları korumak için mücadele ediyor, çünkü Yahudilerin çoğu hala daha iyi bir gelecek için göç etmeye çalışıyor.

Son birkaç yılda Guatemala halkının daha fazla şecere kayıtları araştırmacılar için daha erişilebilir hale geldi. Bugün itibariyle, FamilySearch, 1877-2008 yılları arasındaki Sivil Kayıt da dahil olmak üzere Guatemala'dan altı kayıt veritabanına sahiptir. Aşağıda gösterilen kayıt, Adolo Stahl ve eşi Rosa Cohen'in kızı Augusta Stahl Cohen'in doğum kaydıdır. 28 Haziran 1888'de Guatemala'da doğdu.

Haham tarafından yönetilen Topluluk Web Sitesine gidin Yosef Garmon ve eşi rabanit Margalit Garmon


Rosal'daki kazılar

Rosal'daki kazı, İskoç tarihinin bu döneminde kırsal bir kasabanın kalıntılarını araştırmak için yapılan birkaç kazıdan biridir.

1962'de Glasgow Üniversitesi'nden Horace Fairhurst, kasabanın kalıntılarını araştırdı ve evler, ahırlar, müştemilatlar ve mısır kurutma fırınları dahil 70'den fazla bina tespit etti.

Fairhurst daha sonra, bugün bir yan konut olarak bilinen bir tür ev de dahil olmak üzere bu binaların bir örneğini kazdı.

Byre konutları

Byre konutu, bir yamaç üzerine inşa edilmiş, toplam 26 metre uzunluğunda dikdörtgen şeklinde uzun bir yapıydı.

Orada yaşayan ailenin kullanması için iki oda vardı, ana odada ailenin toplanacağı merkezi bir ateş vardı. Binanın alt ucunda hayvanların konaklayacağı bir avlu vardı. Aileye yakın olmaları ev için ekstra ısı sağlardı.

Tarihsel kayıtlar Rosal'dan 1269 kadar erken bir tarihte bahseder. Ancak kazılarda yalnızca 18. yüzyıla tarihlenen evlerin kalıntıları bulunmuştur. Herhangi bir ortaçağ evinin kanıtını keşfetmedi. Bunun nedeni, daha sonraki evleri eski evlerin yerine inşa etmeleri ve aynı yapı malzemelerini yeniden kullanmaları olabilir.


Rosa Parks'ın Gerçek Hikayesi

Kabul ediyorum, bu makalenin zamanlaması garip. Şu anda Rosa Parks hakkında konuşmak için hiçbir neden yok ve yine de bir şey bana Montgomery otobüs boykotları hakkında duyduğum ilginç bir hikayeyi hatırlattı. Neden şimdi bahsetmiyorsun?

Bunu yazma amacımın da kayıtlara geçmekten başka bir şey olmadığını da itiraf etmeliyim. Sanırım gelecek nesiller için “wayback”. Ben sadece bir elçiyim. Ona inananlar için Rosa Parks'ın sembolünden uzaklaşmak istemiyorum. Ancak, hikayesi anlatılmayı hak eden başka insanlar da var.

2011'de Alabama'da (Montgomery'de) Maxwell AFB'deki Air Force OTS'den yeni mezun olduğumda ailem beni ziyarete geldi. Annemin kız kardeşi (ailemiz için) ünlüdür ki, Güney'in 'oturma' hangi yaz olursa olsun, coşkulu bir katılımcıydı. Kaliforniya'dan beyaz bir İngiliz liberal, Cambridge'in Radcliffe kadın kolejine devam eden bu teyze, otobüsle siyahlarla ayrılmış kafelerde yemek yemeye gitti. Bunun gibi bir şey. Bu ünlü bir aile hikayesi ve sanırım çoğu liseli çocuğun tarih kitaplarında okudukları bir şey. Sivil haklar, bebek patlaması kuşağının kendi kendini tebrik eden büyük başarısıdır. Yalan söyleyemem, onlar için iyi. Japonya'nın Asya'yı fethi sırasında Amerika, kanlı Filipin kolonisine oturdu. Amerika'daki Yahudileri 'Nazilere savaş ilan etmeye' kışkırtan Almanya'nın Nürnburg Yasaları sırasında, Güney'in (ve diğer yollarla Kuzey'in) de jure 'Jim Crow' yasaları vardı (Haper Lee'nin şimdi kötü olarak kabul edilir). 60'ların çocuklarının bu BS'yi delirtmesi iyi.

Yine de 2011 yılında Montgomery'de ailem ve ben Rosa Parks/Montgomery Bus boykot müzesini ziyaret ettik.

Müzeye girmeden önce bir film var. Müze, filmden önce birkaç kelime söylemek için bitişikteki Troy Üniversitesi'nden öğrencileri istihdam ediyor. Güzel, kendini iyi ifade edebilen siyahi bir kadının (Joe Biden'ı çağırıyor) bana söylediği şey ve ailem bizi şok etti.

Filmle, müzeyle tanışması şöyle bir şeydi:

“Rosa Parks hikayesi yalandı. Büyükannem ve diğer üç kadın gerçek Rosa Parks'tı. Bir gün, çok fazla çalıştıktan sonra gerçekten yorulmuşlardı ve otobüsün arkasında durmak için ayağa kalkamadılar. Hepsine kurala uymadıkları için dava açıldı ve bu konuda dava açtılar. Bu dava, boykota rağmen, 'otobüsün arkası' kuralının bozulmasının nedenidir. Rosa Parks bir sahtekardı. Aylarca yanlış koltuklarda oturup bir olayın olmasını bekledi. Olduğunda, bir grup beyaz komünist bu konuda büyük bir anlaşma yapmak için gemiye geldi. Ama büyükannem gerçek bir kahramandı, gerçek bir kadındı, komünist bir alet değil. Ve 70'lerde Rosa Parks efsanesi popüler olmaya başladığında bunu dile getirdi. Onu zehirlediler ve öldü.'

Bu kadının Rosa Parks çalışanları tarafından zehirlendiğini doğrulayamam. Hangi kadından bahsettiğini unuttum. Ancak, hikayesinin geri kalanı tamamen kontrol edildi.

Söz konusu dava, Browder v. Gayle davasıdır. “otobüsün arkası” politikasının sona ermesinin asıl nedeni buydu. Dört sanık şunlardı: Aurelia Browder, Susie McDonald, Mary Louise Smith ve Jeanetta Reese. Bu kadınlar takdiri hak ediyor. Onlar gerçekten de "gerçek" Rosa Parklarıydı. Adil olmak gerekirse, bu torunun müzede öğrenim ücretini kazanmasına saygıyla, bu kadınlar gerçek insanlar oldukları için kutlanmalı. Rosa Parks bir aktivistti ve bir gündemi vardı.

Bence Murray Rothbard'ın ruhuna uygun olarak liberteryenlerin gerçek insanlara karşı daha dikkatli olmaları gerekiyor. Çalışan insanlar ve iş adamları. İşleri bahane etmeden yapan insanlar. Halkın tarihi unutuyor, çünkü sürekli anlatıları (siyasi olmayanları) kontrol etmeye ve tarihi şekillendirmeye çalışan gündemin bir parçası değiller.

Üniversite öğrencisi/müze ev sahibi bir “highlander enstitüsünden” bahsetti ve Rosa Parks ile MLK Jr.'ın ikisinin de komünist ajanlardan başka bir şey olmadığını söyledi. Müzenin kendisi, “highlander enstitüsünün” rolünü belirgin bir şekilde tartışıyor. Tarihçesini buradan okuyabilirsiniz: https://en.wikipedia.org/wiki/Highlander_Research_and_Education_Center

İşte olay şu: LI.org'da kırmızı tuzağa düşmek yok. Bence geleneksel Marksist argümanlar çoğunlukla BS. Ancak 1950'lerde, Güney'de Marksizm temelde doğruydu. Tarihsel ırksal ilişkiler, ırka dayalı gerçek ekonomik sömürüden türemiştir. Güney kırsaldı ve çok sanayileşmiş değildi. Ayrıştırma yasal olarak uygulandı. Kentsel alanlar siyahlarla doluydu. Merhaba. Irksal bir azınlığın, telefon dikmek ve işletmek, makine çalıştırmak vb. için yasal olarak kurumsallaştırılmış ekonomik sömürüsüydü.

Yani komünistler, bu durumda, haklıydın. Büyükannem, oturma eylemine katılan kişinin annesi, FDR seven bir sosyalist olan İskoç çayır vaizinin kızıydı. İlgili siyah aktivistleri 'gerçek boku' tartışmak için bir dağ inzivasına davet edenin tam olarak aynısını hayal edebiliyorum.

Amerika'yı istikrarsızlaştırmak için bir Sovyet komplosu görmüyorum. Sovyet planı, Amerika'nın etkin bir sömürücü emperyal güç olarak hareket etmesini engellemek değilse. Allah korusun.

Öyle olsa bile, Highlander Halk Okulu eylemciydi. Ekonomik meselelerle ilgilendi, insanları örgütledi ve onları temel devrimci çizgiler doğrultusunda eğitti. Amerikan kapitalizminin büyük bir aldatmaca olduğunu bilen Gabriel Kolko'yu okuyan bir liberter olarak, sosyalizm çöp ve serbest piyasa en iyisi olsa bile, bu adamlarla gerçekten fazla uğraşamam.

Thaddeus Russell, “Birleşik Devletler'in Dönek Tarihi'nden –, MLK Jr.'ı ahlaki açıdan fazla muhafazakar olduğu için sevmiyor. Demek istediğini anlıyorum ve aynı fikirdeyim ama aynı zamanda Thad Russell'ın haddini aştığını düşünüyorum (ama onun değişmesini istemiyorum). MLK Jr.'ın mesajının o kadar da kötü olmadığını düşünüyorum.

Barış mesajı unutuldu ama mesajının en güzel yanı bu. MLK Jr.'ın hareketi beyaz Amerika tarafından kabul edilmezse daha şiddetli bir hareketin ortaya çıkacağı yönünde bir 'tehdit' önermesi fikri mükemmel bir nokta. Çünkü sonuçta MLK barışı savunuyordu. MLK'nın mesajının ekonomik kısımları tamamen sosyalisttir. Katılmıyorum, ama bence şikayet etme hakkı vardı.

Peki ya Rosa Parks ve sivil haklar çekirdeği sadece komünist araçlarsa? Bir amaca hizmet ettiler ve alaycı bile değildi. Doğru olmayan saçma sapan şeyler söylediler.

Yani, elbette, Rosa Parks sahte bir komünist anlatının parçası. Ama bu gerçek değil, ama gerçek bu değil mi?

Sonuç olarak, muhtemelen Rosa Parks'ı kutlamaya devam etmeliyiz. Ama şu hanımları da hatırlamaya çalışalım: Aurelia Browder, Susie McDonald, Mary Louise Smith ve Jeanetta Reese.

Torunlarından biri bana onları hatırlatmak için zaman ayırdı. O yüzden tekrar hatırlatıyorum.

Peki ya komünistler, Rosa Parks'ı çağırdığı için içlerinden birini zehirledilerse? İşte bu yüzden komünistler berbattır. Ama beyaz emperyalistler de berbat.

İşte liberter olmanın güzelliği. Gibi şeyler söyleyebilirsin.


Baston Sıraları Arasında: İktidar Döngülerinde Yapım İlkeleri

Bu bir insan sevgisidir, içinde yaşıyorum.

–Amiri Baraka, “Bir Acı. Şu an."

*

Son zamanlardaki büyük Kübalı perküsyoncu Tata Güines'in 1991 yılında Bordeaux, Fransa'daki öğrencilere Afro-Küba müziğini ve popüler olarak konga olarak adlandırılan davulların rolünü gösteren bir videosu var. Davulların çeşitli adları vardır. bir topluluk içinde boyut ve işlev. Küba'da, genellikle olarak adlandırılırlar. tumbadoralar. Tata Güines ile sahnede İspanyolca konuşan bir arkadaş var (ve iki adamın sunumunu Fransızcaya çeviren ekran dışında başka bir adam). Tata Güines'in compañero'su, dinleyicileri için davulların terminolojisini ve isimlerini netleştirmek için perküsyon maestrosunu acil ama saygılı bir şekilde kesiyor. Adam kasten ve vurgulayarak konuşuyor:

[La palabra tumbadora] daha önce yazılmış fonético en el grupo lingüístico Bantú en África. Viene un término: mmm-bah. De mmm-bah viene tummm-bah [tumba]. Y de tummm-bah viene tummm–mmm-bah–doh–rah y es así que queda el orígen fonético africano en el mediyo de la palabra castellana—casi algılanamaz.

Büyükbabam 1920'lerin sonlarında ve 30'ların başlarında Hawaii'deki Büyük Ada'nın rüzgarlı tarafındaki şeker kamışı tarlalarında işçiydi. Apolonio Gelacio bir sakadaydı, bir manong. Bir kuruş için şeker kamışı kesti. Bir numarayla anılırdı - bilindiği gibi bir bango, #936 - Hawaii Şeker Ekicileri Derneği'nin üretimini, ücretlerini, harcamalarını ve borçlarını çok özel bir şekilde takip etmesi için bir referans.

Amerika'da bu şeker tarlalarına genellikle kamış freni denir, bu görünüşte kamışın kırılması ve işlenmesi anlamına gelir, bu nedenle tüketime uygundur, ancak sanırım aynı zamanda emekçilerin iradesini kırmak için bir yerdi.

Büyükbabam, diğer sakadalar gibi, malzemelerinin çoğunu, ilacını ve ihtiyaç duyduğu her şeyi haftanın sonunda plantasyon dükkanından alırdı. Ve bu Filipinli işçilerden genellikle haftalık ücretlerinin bakiyesi tahsil ediliyordu, bunun üzerine bir de anket vergisi alınıyordu, bu da onlara gerçek kazançları açısından çok az bir şey bırakıyordu, bu da onları borç içinde bırakıyordu. Amcam bana sakadaların ekme ve hasat etme, bir gün boyunca yüzlerce ve yüzlerce pala sallayarak ve ağır demetleri nakliye için ileri geri taşıyarak yorucu saatler geçirdiğini söyledi. Ekinler, üretkenliklerinin gözle görülür bir ölçüsüydü ve karşılığında acınası bir şekilde ödüllendirildiler ve açıkçası bok gibi muamele gördüler.

Yani, büyükbabam ve diğer manongların yaptığı şey, kendi mikro mahsullerini kamış sıralarının arasına dikmekti. Bu tarlalarda uzun fasulyelerin, hatta belki bamya veya balkabağının, belki tatlı patatesin de sadece yumrular için değil, yapraklar ve doyurucu saplar için de başarılı olduğunu hayal edebiliyordum. Ve belki adamlar o yasadışı bahçelerden birbirlerini beslediler, sonra yeşilliklerini rom, sigara ya da iyi bir bıçakla takas etmek için Pahoa'daki bir ranzada toplandılar. And I’m sure, there, in between the rows, beyond the direct gaze of the bosses, they didn’t just plant seeds and reap their fruit, they also gossiped and cursed. They dreamt. They danced. I’m sure they sang. My uncle told me that my grandfather became a great practitioner of the Philippine stick fighting art, arnis—known as kimat in Ilokano, which means Yıldırım. There, in between the thick grasses whose fibers would be processed to become the innocuous sweetness of tables across the continent of America, my grandfather and his comrades would literally learn to fight for their lives—casi imperceptible.

Here’s what I have come to learn: a system will construct a language or a field. And inside that strategically fixed construction, its subjects are expected to abide by the order of the given system.

And I’m sure, there, they didn’t just plant seeds and reap their fruit, they also gossiped and cursed. They dreamt. They danced. I’m sure they sang.

But those very subjects will learn to do whatever they can in order to eat and fight and laugh and mourn and survive. And so, though largely illegible to those who are invested in the integrity and perpetuity of that same system—right smack in the middle of the emblems of its power—a recurring form emerges: the cultivation of the shapeshifting, elusive, lethal, polyglottal, elaborate, sometimes gorgeous improvisations of material-at-hand. And such improvisations require a plethora of qualities and skills—observation, curiosity, gathering, experimentation, collaboration, concealment, nerve, deception, discretion, wit, among others. We make a living out of the things a system prohibits, refuses, denigrates, and throws away. We study everything.

As a boy I felt the pressure of language, which is the pressure and illusion of containment, not just the pressure of proper pronunciation and usage, but the pressure to conform to a language’s portrayals of my world, of me. Over time, I believed that one of two things would happen: the pressure (of a name, a word, a category) would either break me or I would have to find the fracture in the container and bust the fuck out. I chose—naively, romantically—the latter. Little did I know, the box remakes itself. The box is regenerative… But so, too, are its fissures. And one way to begin to break any box open from the inside is to bang on the walls and listen to its faults. Even if I couldn’t crack the box, the banging made a music that couldn’t be contained.

And one might go as far to theorize that the sounds I have made change the space that encloses me. Some might say that space is America. That theory might or might not prove to be true. The manongs’ exuberantly secret disobedience between the cane rows did not grind the sugar industry to a halt. Nor did our linguistic creolizations in the Americas and Africa and the Pacific extract or eradicate the Iberian idiom from our governance or names or song. Not in any clear or absolute way, anyway.

Sure, it could be that the history of making, its infinitely complex processes, and all its imperfect objects have instigated some change in the world. Personally, I can’t say for sure. The only change I can attest to is my own imagination. There’s nothing special about this change—nothing politically radical, but actually something quite natural.

The poetic principle that says a field of industrial crops can be turned into a dance floor and that a Spanish word for drum can be turned into an invocation to ancestors is also a principle that suggests, a sinner is not simply a sinner because a society and its systems need a sinner, nor is a king simply a king, nor is a thief just a thief. And none remains any one thing forever. For example, tomorrow they could all be a river.

Ritual, the encoding of memory into the body by sound and movement, communication with the dead and the yet-to-be-born, “performances” in which everyone present is invited to participate, call and response, the appropriation and reinvention/recontextualization of a widely disseminated or familiar artifact, the fragment as compositional element, the fundamental practice of observing and getting to know the land and material that are right in front of you, feeling as a route to and from the imagination, feeling in collaboration with reason, keening, the juxtaposition of unlikely elements or objects, a spirit of play, the revelation of the expressive potential of something commonplace, the fluid boundary between storytelling and song—these are not innovative artistic practices, let alone entrepreneurial opportunities these modes are so old. These modes of study were preserved and reinvented by many who came before me. And my job as an artist—as I see it—is to preserve and reinvent the soul of those modes and practices to the best of my attention and skill and love.

As a boy I felt the pressure of language, which is the pressure and illusion of containment, not just the pressure of proper pronunciation and usage, but the pressure to conform to a language’s portrayals of my world, of me.

I like to believe if I listen close enough, I might hear what we all used to be I like to believe we might briefly grasp what we might become. A practice of justice must contain within it a sense of the certainty that things and people can and will change, and a sense of justice must also contain the uncertainty of who, what, where, how, and why…

I suppose I keep writing and making music and art because somewhere in our attention to this uncertainty we ourselves are changed. And just as important, we might catch a glimpse of a genesis, which is both heartbreaking and hilarious.

And that might be the first and last thing that ever really matters.

Brooklyn Antediluvian: Poems by Patrick Rosal is available now via Persea Books.


Videoyu izle: Sırpsındığı Muharebesi 1364. Harita Üzerinden 2D Animasyonlu Anlatım. Savaşlar Tarihi 7. Bölüm HD (Ocak 2022).