Tarih Podcast'leri

Achaean Ligi c. 150 M.Ö.

Achaean Ligi c. 150 M.Ö.


Akha Savaşı

NS Akha Savaşı MÖ 146'da Roma Cumhuriyeti ile antik Yunanistan'daki Achaean ve diğer Peloponnesos devletlerinin ittifakı olan Yunan Achaean Ligi arasında savaştı. Dördüncü Makedon Savaşı'ndan hemen sonra gerçekleşen Roma'nın anakara Yunanistan'ı fethinin son aşamasıydı.

Roma ve Achaea, elli yıl önceki İkinci Makedon Savaşı'ndan bu yana müttefikti, ancak iki yönetim arasındaki gerilimler, önceki birkaç on yılda, özellikle Roma'nın Achaean'ın bölgesel hırslarını, özellikle de Sparta'nın uzun süredir arzu edilen asimilasyonunu boğma çabaları nedeniyle artmıştı. Lig ve Üçüncü Makedon Savaşı'nın ardından Roma tarafından çok sayıda Achaean rehinesinin alınması. MÖ 148'de Achaea Sparta'yı yendiğinde ve sonunda boyun eğdirdiğinde, Roma, Birliğin yayılmacı emellerini durdurması için bastırmaya çalıştı, ancak iki taraf arasındaki diplomasinin başarısızlığı savaşa yol açtı.

Roma, Birlik'in başkenti Korint'e ilerlemeden önce, Birlik'in ana kuvvetini Scarpheia yakınlarında hızla yendi, burada Achaean güçlerinin kalıntılarını surların dışında yendiler ve ardından Kartaca'yı yok ettikleri aynı yılda şehri vahşice yağmaladılar. Savaş, Yunanistan'ın doğrudan Roma kontrolünün ve Yunan bağımsızlığının sona ermesinin yanı sıra Helenistik dönemin sonunun başlangıcı oldu. Ayrıca, Roma üzerindeki önemli kültürel etkisi nedeniyle, fetihten sonra Yunan sanatının, kültürünün ve kölelerin baskınlığının, Greko-Romen kültürünün gelişimini hızlandırdığı da belirtilmektedir.


Filozoflar

Editörlerimiz, gönderdiklerinizi gözden geçirecek ve makalenin gözden geçirilip değiştirilmeyeceğine karar verecektir.

filozoflar, (doğmak C. MÖ 252, Megalopolis, Arcadia - 182'de öldü, Messene, Messenia), Achaean Birliği'nin generali, Achaean askeri etkinliğini restore etmesiyle dikkat çekiyor.

Akademik filozoflar Ecdelus ve Demophanes tarafından bir silah kariyeri için eğitildi. Girit'te yaklaşık 10 yıl paralı asker lideri olarak geçirdikten sonra, Achaea'ya döndü ve yeniden düzenlenen süvarileri Elean sınırında Aetolians'ı yendiğinde 210/209 için federal süvari komutanı seçildi. 208/207 konfederasyonun generali olarak, daha ağır Makedon zırhı ve falanks taktikleri uyguladı ve Spartalıları Mantineia'da Machanidas komutasında ezdi (207). 206/205 ve 201/200'de tekrar general, Spartalı Nabis'i Messene'den kovdu ve onu Tegea'da bozguna uğrattı. Dördüncü bir generallikte (193/192) deniz yoluyla Nabis'e karşı başarısız oldu, ancak ordusunu Gythium yakınlarında neredeyse yok etti. Romalı general Flamininus onun Sparta'yı almasını engelledi, ancak Nabis'in öldürülmesi üzerine (192) Philopoemen onu konfederasyona dahil etti. Bundan sonra Achaean politikasına egemen oldu, ancak Messene isyan edince bir çatışmaya girdi ve zehirlendi (182). Plutarkhos hayatını anlatır.


MÖ 3. yüzyıl

NS MÖ 3. yüzyıl 300 yılının ilk günü başladı ve MÖ 201 yılının son günü sona erdi. Klasik çağın, çağın veya tarihsel dönemin bir parçası olarak kabul edilir.

Akdeniz Havzasında, bu yüzyılın ilk birkaç on yılı, doğuda Yunan Helenistik krallıkları ile batıda Kartaca'nın büyük ticari gücü arasındaki bir güç dengesi ile karakterize edildi. Bu denge, antik Kartaca ve Roma Cumhuriyeti arasında çatışma çıktığında paramparça oldu. Takip eden yıllarda, Kartaca Cumhuriyeti, Birinci ve İkinci Pön Savaşlarında Romalılar tarafından önce küçük düşürüldü ve ardından yıkıldı. İkinci Pön Savaşı'nın ardından Roma, Batı Akdeniz'deki en önemli güç haline geldi.

Doğu Akdeniz'de, Büyük İskender'in imparatorluğunun halefi devletleri olan Seleukos İmparatorluğu ve Ptolemaios Krallığı, Levant üzerinde kontrol için bir dizi Suriye Savaşı yaptı. Anakara Yunanistan'da, kısa ömürlü Makedon Antipatrid hanedanı MÖ 294'te devrildi ve yerini Antigonid hanedanı aldı, Roma'ya karşı Birinci Makedon Savaşı'nın çıkmazına kadar yaklaşık bir yüzyıl boyunca Helenistik Yunanistan'ın işlerine hükmedecek bir kraliyet hanedanı. Makedonya, Yunan şehir devleti Rodos ve müttefiklerine karşı Girit Savaşı'nı da kaybedecekti.

Hindistan'da Ashoka, Maurya İmparatorluğu'na hükmetti. Klasik çağın Pandya, Chola ve Chera hanedanları, eski Tamil ülkesinde gelişti.

Çin'deki Savaşan Devletler dönemi, Qin Shi Huang'ın diğer altı ulus-devleti fethetmesi ve kısa ömürlü Qin hanedanlığını kurmasıyla sona erdi. hanedan. Bununla birlikte, Qin ve Han dönemleri arasında Chu-Han çekişmesi olarak bilinen ve Liu Bang'ın Xiang Yu'ya karşı nihai zaferiyle MÖ 202'ye kadar süren kısa bir fetret dönemi ve iç savaş vardı.

Protohistorik Dönem Kore yarımadasında başladı. Sonraki yüzyılda Çin Han hanedanı, kuzey Kore'nin Gojoseon krallığını fethedecekti. Xiongnu Moğolistan'da güçlerinin zirvesindeydi. MÖ 200'de Baideng Savaşı'nda Han Çinlilerini yenerek zorunlu savaşın başlangıcı oldu. Heqin birkaç on yıl sürecek haraç anlaşması ve evlilik ittifakı.


Dosya:Achean ligi 150aC-it.svg

Dosyayı o anda göründüğü gibi görüntülemek için bir tarih/saat üzerine tıklayın.

Tarih/Saatküçük resimBoyutlarkullanıcıYorum Yap
akım07:22, 11 Mart 2014785 × 509 (6,25 MB) Fulvio314 (mesaj | katkılar) + Gythium
22:10, 10 Mart 2014785 × 509 (6,23 MB) Fulvio314 (mesaj | katkılar) - belmina
18:04, 3 Mart 2014785 × 509 (6,24 MB) Fulvio314 (mesaj | katkılar) == <> == <> <> <> |Kaynak=<> |Tarih=2014-03-03 17:57 (UTC) |Yazar=*[[:File:L.

Bu dosyanın üzerine yazamazsınız.


Antik Tarih Kaynak Kitabı: Polybius (yaklaşık 200-MÖ 118'den sonra): Korint'in Yıkılışı, MÖ 146

Tarihler, Kitap XXXVIII, Bölüm 3-11

Otuz sekizinci kitabım Yunanistan'ın talihsizliklerinin tamamlanmasını kucaklıyor. Yunanistan'ın bir bütün olarak ve ayrı kısımlarında birçok kez ciddi felaketlere maruz kalmasına rağmen, daha önceki yenilgilerinin hiçbirine "talihsizlik" kelimesi, zamanımızda başına gelenlerden daha doğru bir şekilde uygulanamazdı. Çünkü Yunanistan'ın acıları yalnızca merhamet uyandırmakla kalmaz: birkaç olayın gerçeğinin bilinmesinin getireceği inanç daha da güçlüdür, giriştiği her şeyde son derece talihsiz olduğu inancıdır. Her halükarda, Kartaca felaketine en şiddetlisi gözüyle bakılsa da, Yunanistan'ınkinin daha az olmadığı, hatta bazı açılardan daha fazla olduğu kabul edilemez. Kartacalılar her halükarda gelecek nesillere onlar adına söyleyecek bir şeyler bıraktılar, ancak Yunanlıların hataları o kadar göze batıyordu ki, onları desteklemek isteyenlerin bunu yapmasını imkansız hale getirdiler. Ayrıca, Kartacalıların yıkımı ani ve tamdı, böylece felaketlerinden sonra hiçbir şey hissetmiyorlardı: ama Yunanlılar, talihsizlikleri her zaman gözlerinin önündeyken, bir zamanlar kendilerine ait olan her şeyin kaybını çocuklarının çocuklarına aktardı. Ve acı içinde yaşayanları, talihsizlikleri anında hayatlarını kaybedenlerden daha acınası olarak gördüğümüz oranda, Yunanlıların felaketleri, Kartacalılarınkinden daha acınacak bir şey olarak görülmelidir—tabi eğer bir adam, haysiyet ve onur hakkında hiçbir şey düşünmez ve fikrini yalnızca maddi avantaj açısından verir. Söylediklerimin doğruluğunu kanıtlamak için, Yunanistan'da en ağır olduğu söylenen talihsizlikleri hatırlamak ve şimdi bahsettiğim şeylerle karşılaştırmak yeterlidir.

Şimdi, kaderin Yunanlılar üzerinde yarattığı en büyük alarm, Xerxes'in Avrupa'yı işgal etmesiydi: çünkü o zaman, son derece küçük bir sayı gerçekten felakete maruz kalmasına rağmen, hepsi tehlikeye maruz kaldı. En çok acı çekenler Atinalılardı: çünkü olacakları ihtiyatlı bir öngörüyle, karıları ve çocuklarıyla birlikte ülkelerini terk ettiler. Bu kriz daha sonra onlara zarar verdi, çünkü Barbarlar Atina'yı aldı ve vahşi bir şiddetle harap etti: ama onlara hiçbir utanç ya da rezalet getirmedi. Tam tersine, diğer Yunanlılarla aynı servetten paylarını almakla karşılaştırıldığında, her şeyi daha az önemli gördükleri için tüm dünyanın gözünde en yüksek şanı kazandılar. Buna göre, yüce davranışlarının bir sonucu olarak, sadece kendi şehirlerini ve topraklarını hemen geri almakla kalmadılar, kısa bir süre sonra Yunanistan'daki üstünlüğü Lacedaemonlularla tartıştılar. Daha sonra, gerçekten de savaşta Spartalılar tarafından yenildiler ve kendi şehir surlarının yıkılmasına boyun eğmek zorunda kaldılar: ama bu bile Lakedaemonlulara bir sitem olduğunu iddia edebilir, çünkü ellerine verilen gücü kendi güçleriyle kullandıkları için. Atinalılardan ziyade aşırı ciddiyet. Sonra Spartalılar bir kez daha Thebailere yenilerek Yunanistan'daki üstünlüğünü kaybettiler ve bu yenilginin ardından dış egemenliklerinden mahrum bırakıldılar ve Laconia sınırlarına çekildiler.

Ama en onurlu nesneler için tartışırken atalarının egemenliğinin sınırlarına kadar emekli olmuş olmanın ne utancı vardı? Bu nedenle, bu olaylar başarısızlık olarak bahsedebiliriz, ancak herhangi bir anlamda talihsizlik olarak değil. Mantinealılar tekrar şehirlerini terk etmek zorunda kaldılar, Lacedaemonlular tarafından bölünüp ayrı köylere dağıldılar ama bunun için tüm dünya Mantineanların değil Lacedaemonların aptallığını suçladı. Thebaililer, aslında ordularının kaybının yanı sıra, İskender'in Asya'yı işgal etmeye karar verdiği sırada, Thebai'yi örnek alarak, bir kontrol işlevi görecek bir terör yaratması gerektiğini düşündüğü sırada, ülkelerinin nüfusunun azaldığını gördüler. Yunanlılara karşıydı, oysa onun dikkati başka işlere çevrilmişti: ama o sırada tüm dünya Thebaililere adaletsiz ve sert davranıldığı için acıdı ve İskender'in bu hareketini haklı çıkaracak kimse bulunamadı.

Buna göre, kısa bir süre sonra yardım aldılar ve bir kez daha güvenlik içinde ülkelerine yerleştiler. Yabancıların merhameti, haksız yere mülksüzleştirilenler için küçük bir fayda değildir, çünkü çoğu zaman, çoğu kişi arasındaki duygu değişimiyle birlikte, kaderin de değiştiğini ve hatta fatihlerin kendilerinin tövbe ettiğini ve düşenlerin felaketlerini iyileştirdiğini sık sık görüyoruz. hak edilmemiş talihsizlikler altında. Yine belirli dönemlerde Kalkidliler ve Korintoslular ve diğer bazı şehirler durumlarının avantajlarından dolayı Makedonya kralları tarafından saldırıya uğradı ve üzerlerine garnizonlar dayatıldı: ama bu şekilde köleleştirildiklerinde bütün dünya istekliydi. onları kurtarmak için ellerinden geleni yaptılar ve kölelerinden nefret ettiler ve onları sürekli düşmanları olarak gördüler. Ama hepsinden öte, bu zamana kadar nüfustan arındırılanlar genellikle tek devletlerdi ve bazı durumlarda üstünlük ve imparatorluk için tartışılırken, bazılarında despotların ve kralların hain saldırılarından dolayı tersine çevrilen tek devletler oldu: öyle ki, kayıpları onlara herhangi bir kınama getirmeyecek kadar, talihsizlik adından bile kaçtılar. Çünkü, ister özel ister kamusal, hesaplanamaz felaketlerle karşılaşan herkesi, kayıpların kurbanı olarak görmeliyiz ve sadece "talihsiz" olanları, olayların kendi aptallıkları yüzünden onursuzluk getirdiğini görmeliyiz. Bu sonuncunun örnekleri Peloponnesliler, Boiotialılar, Phocians'tır. . . ve Locrianlar, İyonya körfezinde yaşayanların bir kısmı ve bunların yanında Makedonlar, . . . hepsi bir kural olarak sadece kayba uğramakla kalmayıp, aynı zamanda "talihsiz" olan ve en ağır türden bir talihsizlikle suçlanmaya açık oldukları için: çünkü aynı anda hem iyi niyet eksikliğini hem de cesaret eksikliğini sergilediler, kendi başlarına getirdiler. bir dizi rezalet, onlara onur getirebilecek her şeyi kaybetti, . . . ve gönüllü olarak kasabalarına Roma cephelerini ve eksenlerini kabul ettiler. Aslında, kendi yanlış eylemlerinin aşırılığından dolayı büyük bir panik içindeydiler, eğer onlara kendilerinin denmesi gerekiyorsa, çünkü halkların tamamen cahil olduklarını ve doğru yoldan alıkonulduklarını söylemeliyim. : ama yanlış davranan adamlar bu yanılsamanın yazarlarıydı.

[Shuckburgh: MÖ 150 sonbaharında. yozlaşmış Spartalı Menalchidas'ın yerine, Menalchidas'ın yolsuzluğundaki payını örtmek için Birliği, Sparta'nın bazı tartışmalı iddiaları konusunda Roma Senatosu kararlarına aykırı bir şekilde harekete geçmeye teşvik eden Diaeus tarafından Achaean Strategos olarak geçti. . Spartalılar tekrar Roma'ya başvurmak istediler, bunun üzerine Achaeans, ayrı şehirlerin sadece Birlik tarafından yapılacak olan bu tür temyizlerde bulunmalarını yasaklayan bir yasa çıkardı. Lacedaemonlular silaha sarıldılar: Diaeus, Birliğin Sparta ile değil, o şehrin belirli hizip vatandaşları ile savaşta olduğunu iddia ederek, sürgün edilecek dört önemli adamını belirledi. Senato'nun restorasyonlarını emrettiği Roma'ya kaçtılar. Elçilikler Achaia'dan ve Sparta'dan Roma'ya gitti ve kendi durumlarını belirtmek için döndüler ve geri döndüklerinde yanlış raporlar verdiler --- Diaeus, Achaeanlara Senato'nun Spartalılara Menalchidas Birliğine itaat etmelerini emrettiğini ve Spartalılara Romalıların onları serbest bıraktığını söylediğini söyledi. Lig ile tüm bağlantı. Savaş daha sonra MÖ 148'de tekrar patlak verdi. Sözde Philip'in isyanı işinde Makedonya'da bulunan Metellus, Achaeans'a, Sparta'ya karşı silah taşımalarını yasaklayan ve anlaşmazlığı çözmek için Roma'dan komiserlerin hızla geldiğini ilan eden elçiler gönderdi. Ancak Achaean askerleri Strategos Damocritus'un yönetimi altında toplanmıştı ve Lacedaemonlular onları neredeyse savaşmaya zorlamış gibi görünüyor. Spartalılar önemli bir kayıpla dövüldüler: ve Damocritus'un bir takibi ve Sparta'yı ele geçirmesini önlediğinde, Achaeans onu bir hain olarak gördü ve elli talant para cezasına çarptırdı. Metellus'a Roma'dan komisyon üyelerinin gelişini bekleyeceğine söz veren Diaeus, strategos görevinde başarılı oldu. Ancak Spartalılar şimdi Birlik'ten özgürlüklerini aldılar ve kendi stratejilerini seçtiler, Menalchidas, Laconian sınırındaki Iasos kasabasını alarak savaşın yenilenmesini kışkırttı. Achaeanların saldırısına direnme umuduyla ve hemşehrileri tarafından reddedildi, zehir aldı. Romalı komisyon üyeleri MÖ 147'de geldiler ve Achaean Birliği ve Strategos Diaeus'un sulh hakimlerini önlerine çağırarak, Lakedaemon, Corinth, Argos, Heraclea ve Orchomenos'u Achaean Birliği'nden ayıran Senato kararını açıkladılar. kanla ilgili olmak ve yalnızca sonraki eklemeler olmak. Yargıçlar cevap vermeden aceleyle birlik kongresini topladılar. Halk, Roma'nın kararını duyunca, Korint'teki Lacedaemonluların evlerini yağmaladı ve Spartalı olan ya da ona benzeyen herkese vahşice saldırdı. Roma elçileri, halkın öfkesini dizginlemeye çalıştılar, ancak kendileri de bir şekilde kabaca ele alındılar. ---Pausanius, VII.12-14 Livy, Ep.51].

L. Aurelius Orestes'in komiserleri Mora'dan Roma'ya geldiklerinde, olup bitenleri bildirdiler ve canlarını kaybetmekten kıl payı kurtulduklarını bildirdiler. Olaydan en iyi şekilde yararlandılar ve en kötü yorumu yaptılar, çünkü kendilerine sunulan şiddeti ani bir patlamanın sonucu olarak değil, Achaeanların kasıtlı bir niyetinin bir sonucu olarak gösterdiler. onlara. Senato bu nedenle hiç olmadığı kadar öfkeliydi ve hemen, Achaeanları olup bitenler için ılımlı bir şekilde azarlama ve azarlama talimatı vermek üzere Sextus Julius Caesar ve diğer elçileri atadı, ancak onlara "kötülüğe kulak asmamaları"nı öğütledi. meclis üyeleri, Roma'ya karşı ihanete uğramalarına izin vermemeli, ama yine de suçu işleyenleri cezalandırarak budalalıklarını telafi etmeliydiler." Bu, Senato'nun talimatlarını Aurelius'a ve meslektaşları, birliği parçalamak amacıyla değil, Akhalıları korkutarak ve korkutarak inat ve düşmanlıklarını dizginlemek amacıyla. Bazı insanlar buna göre Romalıların ikiyüzlü davrandıklarını düşündüler, çünkü Kartaca savaşı henüz bitmemişti ama durum böyle değildi. Gerçek şu ki, uzun zamandır Achaean birliğini tüm Yunan hükümetlerinin en güveniliri olduğuna inanarak olumlu karşıladılar ve şimdi iddialarında çok yüksek olduğu için alarm vermeye karar verdiler. hiçbir şekilde savaşa gitmek ya da Akhalarla ciddi bir tartışmaya girmek gibi bir niyetleri yoktu. . . .

Sextus Julius Caesar ve meslektaşları, Roma'dan Mora'ya giderken, Thearidas ve diğer elçiler tarafından karşılandılar, Akhalar tarafından mazeretlerini göstermek ve Senato'daki komiserlere bu konuda işlenen ölçüsüz eylemlerin bir açıklamasını vermek için gönderildiler. Aurelius Orestes'e. Ancak Sextus Julius, meslektaşlarıyla birlikte tüm bu noktalarda Achaeans ile iletişim kurmak için tam talimatlarla geldikleri gerekçesiyle onları Achaia'ya dönmeye ikna etti. Sextus Mora'ya vardığında ve Aegium'daki Achaeanlarla yaptığı bir konferansta büyük bir nezaketle konuştuğunda, elçilere yapılan kötü muameleden hiç bahsetmedi ve neredeyse hiç savunma talebinde bulunmadı, ancak neler olup bittiğine daha hoşgörülü bir bakış attı. Achaeans'ın kendisinden bile daha fazla oldu ve esas olarak onları ne Romalılar ne de Lacedaemonyalılar ile ilgili olarak hatalarını daha fazla ileri götürmemeleri konusunda uyarma konusu üzerinde durdular. Bunun üzerine, daha aklı başında olan taraf konuşmayı memnuniyetle karşıladı ve önerilere uymak için şiddetle harekete geçti, çünkü yaptıklarının ciddiyetinin bilincindeydiler ve Roma'nın muhaliflerinin, ancak çoğunluğun başına gelenleri gözlerinin önündeydiler. Sextus Julius'un emirlerinin adaletine karşı söyleyecek hiçbir sözleri olmamasına ve oldukça sessiz olmalarına rağmen, yine de derin bir hoşnutsuzlukla lekelendiler. Ve Diaeus ve Critolaus ve duygularını paylaşan herkes - ve her şehirdeki en büyük ahmaklardan, tanrılarla savaşan adamlardan ve özenle seçilmiş topluluğun zararlılarından oluşuyordu - atasözünün dediği gibi Romalıların sağ elleriyle verdiklerini sol el ile yaptı ve hesaplarında tamamen ve tamamen yanlış gitti. Çünkü onlar, Libya ve İberya'daki sıkıntılar nedeniyle Romalıların Achaeanlarla bir savaştan korktuklarını ve her şeye boyun eğeceklerini ve her şeyi söyleyeceklerini varsaydılar.

Bu nedenle, saatin kendilerine ait olduğunu düşünerek, Romalı elçilere kibarca şu yanıtı verdiler: "Yine de Thearidas'ı ve meslektaşlarını Senato'ya gönderirken, onlar da Tegea'ya giden elçilere eşlik edecekler ve orada Lacedaemonlularla istişare ederek Savaşın her iki tarafın da görüşlerini karşılayacak bir şekilde çözülmesi için." Bu cevapla, daha sonra mutsuz ulusu, uzun zaman önce karar verdikleri anlamsız yolu izlemeye ikna ettiler. Ve bu sonuç ancak iktidardaki partinin deneyimsizliği ve yolsuzluğundan beklenebilecek bir şeydi.

Ancak bu yıkıcı politikaya son darbe aşağıdaki şekilde verildi. Sextus ve meslektaşları Tegea'ya vardıklarında ve hem önceki şikayetler için verilecek tatmin açısından hem de savaşı durdurmak için onlarla Achaeans arasındaki şartları ayarlamak için Lacedaemonluları katılmaya davet ettiklerinde, Romalılar tüm sorunu gözden geçirmek için komisyon üyeleri göndermeliler, bir konferans düzenleyen Critolaus ve partisi, geri kalan herkesin toplantıdan kaçınması ve Critolaus'un Tegea'ya yalnız gitmesi gerektiğine karar verdi. Sextus ve komiser arkadaşları bu nedenle neredeyse vazgeçtiklerinde, Critolaus geldi ve Lacedaemonlularla görüşme gerçekleştiğinde, hiçbir şeyi karara bağlamadı - halkın rızası olmadan herhangi bir düzenleme yapma yetkisinin olmadığını iddia ederek. büyük ama konuyu o zamandan altı ay sonra yapılması gereken bir sonraki kongrelerinde Akhaların önüne çıkaracağını söyledi. Bu nedenle, Sextus ve komiser arkadaşları, Critolaus'un kötü niyetine ikna olmuş ve davranışına çok kızmış, Lacedaemonluları kendi ülkelerine gönderdiler ve kendileri de Critolaus'un çılgınlığı ve deliliği konusunda güçlü görüşlerle İtalya'ya döndüler.

Ayrıldıktan sonra Critolaus, kışı, Tegea'daki Lacedaemonlulara söylediklerini onlara bildirmek, ama gerçekte Romalıları kınamak ve kötü bir yorum koymak için onlara bildirmek istediği bahanesiyle şehirleri ziyaret ederek ve buralarda toplantılar düzenleyerek geçirdi. çeşitli şehirlerdeki sıradan insanlara onlara karşı düşmanlık ve kin duyguları aşıladı. Aynı zamanda, sulh hakimlerine, borçlulardan para almamaları, borç nedeniyle tutuklanan mahkumları almamaları ve savaş kararına kadar rehinli kredilerin tutulmasına neden olmamaları için yuvarlak emirler gönderdi. Kaba insanların çıkarlarına yönelik bu tür bir çağrıyla, söylediği her şey güvenle karşılandı ve sıradan insanlar, gelecek hakkında düşünmekten aciz olduklarından, verdiği herhangi bir emre itaat etmeye hazırdı, ancak hemen hoşgörü ve rahatlama tuzağına yakalandılar. .

Quintus Caecilius Metellus, Makedonya'da Mora'daki kargaşa ve kargaşayı duyduğunda, elçileri Gneaus Papirius'u ve genç Popilius Laenas'ı, kongre Korint'te toplandığında gelmekte olan Aulus Gabinius ve Gaius Fannius ile birlikte oraya gönderdi. Achaean'ların Roma ile açık bir gedik açmasını önlemek için büyük bir gayretle, ya şikayetlerini bahane ederek, büyük bir gayretle, Sextus Julius'un ruhuna uygun, uzun ve uzlaştırıcı bir konuşma yaptılar. Lacedaemonyalılara karşı ya da Romalıların kendilerine karşı herhangi bir öfke duygusundan. Ancak toplanan halk, elçilere karşı yüksek sesle hakaret içeren sözlerin söylendiğini duymadı ve bir haykırış ve kargaşa fırtınasının ortasında meclisten sürüldüler. Gerçek şu ki, tüm şehirler ve hepsinden önemlisi Korintliler çılgınlık içinde olduğundan, daha önce hiç toplanmadığı kadar büyük bir işçi ve zanaatkar kalabalığı bir araya getirilmişti. topluca ve elçilerin sözlerini yürekten onaylayan çok az kişi vardı.

Amacına ulaştığını anlayan Critolaus, kendisi gibi heyecanlı ve çılgın bir dinleyici kitlesinin ortasında, kendisine karşı olan herkese kötü davranarak ve Roma elçilerine açıkça meydan okuyarak yargıçlara saldırmaya başladı. Romalıların dostuydu, ama efendileri olarak onlardan zevk almıyordu. Ve son olarak, erkekler gibi kendilerini aklasalar müttefik sıkıntısı çekmeyeceklerini, kadınsı korkulara ihanet etseler efendilik istemeyeceklerini söyleyerek halkı kışkırtmaya çalıştı. Bir şarlatan ve sahtekar ruhuyla tasarlanmış, aynı etkiye sahip başka birçok sözle, halkı ayağa kaldırdı ve heyecanlandırdı. Ayrıca, bu işlemlerde rastgele hareket etmediğini, ancak bazı kralların ve cumhuriyetlerin kendisiyle aynı politikayı izlediğini açıkça göstermeye çalıştı.

Ve ne zaman bazıları Gerousia Onu kontrol etmek ve bu tür ifadeleri kullanmaktan alıkoymak istediğinde, etrafındaki askerlere geri çekilmelerini emretti ve rakiplerinin önünde ayağa kalktı ve herhangi birinin yanına gelmesini, yanına gelmesini veya dokunmaya cesaret etmesini söyledi. onun chlamys. Ve nihayet, "Kendini uzun süredir tutmuştu ama artık dayanamayacaktı ve fikrini söylemesi gerektiğini söyledi. Korkulacak insanlar Lacedaemonlular veya Romalılar değil, düşmanlarıyla işbirliği yapan kendi aralarındaki hainlerdi: çünkü Romalıları ve Lacedaemonluları kendi ülkelerinden daha çok önemseyenler vardı." Aegium'lu Evagoras ve Tritaea'lı Stratius, Gnaeus Papirius'a ve komiser arkadaşlarına, sulh yargıçlarının toplantılarındaki tüm gizli işlemleri ele verdi. Ve Stratius, dost ve müttefik oldukları için bu adamlarla görüşmeleri olduğunu ve bunu tekrar yapması gerektiğini kabul edip, sulh yargıçlarının toplantılarında söylenenler hakkında onlara hiçbir şey söylemediğini iddia ettiğinde, bazıları ona inandı, ama çoğunluk suçlamayı doğru kabul etti. Ve böylece Critolaus, bu adamlara karşı yaptığı suçlamalarla halkı kızdırdıktan sonra, Achaeanları bir kez daha, sözde Lacedaemonlulara karşı olan, ancak gerçekte Romalılara karşı olan bir savaş ilan etmeye teşvik etti ve bir kez daha, yasaların ihlali olan başka bir kararname ekledi. anayasa, yani Strategoi olarak kimi seçerlerse seçsinler, savaşı yürütmede mutlak güce sahip olmalıdır. Böylece kendisi için despotizm gibi bir şey elde etti.

Bu önlemleri aldıktan sonra, bir salgın çıkarmak ve Roma elçilerine saldırmak için merak uyandırmaya başladı. Bunu yapmak için hiçbir bahanesi yoktu, ancak olası tüm yollar arasında, tanrıların ve insanların yasalarına en açık biçimde aykırı olan bir yolu benimsedi. Ancak elçiler ayrılan Gnaeus Papirius'un Atina'ya ve oradan da Sparta'ya gidişini izlemek için Aulus Gabinius Naupactus'a gitti ve diğer ikisi Atina'da Caecilius Metellus'un gelişini bekleyerek kaldı. Peloponnesos'ta durum buydu. . .

[Shuckburgh: Metellus'un elçileri tarafından iletilen emirlerin reddedilmesinin ardından, Critolaus, Sparta ile savaşa girme bahanesiyle Korint'teki Achaean askerlerini topladı, ancak kısa süre sonra birliği Roma ile açıkça savaşta ilan etmeye ikna etti. Boeotarch Pytheas'ın ve Chalcidian'ların katılımıyla cesaretlendi. Thebaililer ona katılmaya hazırdı çünkü son zamanlarda Metellus tarafından, anlaşmazlıkta hakem olarak Phocians, Euboeans ve Amphissianlara para cezası ödemeleri emredildi. 146 baharında Roma'ya ulaştığında, konsolos Mummius'a Achaea'ya karşı bir donanma ve ordu yönetmesi emredildi. Ancak Makedonya'daki Metellus, meseleyi kendi başına çözme kredisine sahip olmak istedi ve bu nedenle, Achaeans'a elçiler gönderdi ve onlara Senato tarafından zaten belirtilen şehirleri -Sparta, Corinth, Argos, Heracleia ve Orchomenos- birliğinden serbest bırakmalarını emretti. ordusuyla birlikte Sinus Maliacus'un yanından geçerek sahil yolu ile Makedonya'dan Teselya'ya doğru ilerledi. Critolaus, Herakleia'yı Birlik'e itaat etmeye zorlamak için zaten kuşatmakla meşguldü ve izcileri ona Metellus'un yaklaştığını haber verdiğinde, Thermopylae geçidinin birkaç mil güneyinde, Locris sahilindeki Scarphea'ya çekildi. . Ama o Scarphea'ya giremeden Metellus onu yakaladı, çok sayıda adamını öldürdü ve bin esir aldı. Critolaus'un kendisi ortadan kayboldu Pausanias, sahilin tuzlu bataklıklarında boğulduğunu hayal ediyor gibi görünüyor, ancak Livy kendini zehirlediğini söylüyor. ---Pausanias, 7, 14, 15 Livy, ep., 52 Orosius, 5, 3.]


Kitap XXXIX, Bölüm 7-17

Pytheas, koşucu Acatidas'ın kardeşi ve Kleomenes'in oğluydu. Kötü bir hayat sürmüştü ve gençliğinin çiçeklerini doğal olmayan bir sefahat içinde harcadığı bildirildi. Siyasal hayatta da Pytheas cüretkar ve kavrayışlıydı ve tam da bu nedenlerle Eumenes ve Philataerus tarafından desteklenmişti. . .

Achaean Strategos Critolaus'un ölmüş olması ve mevcut Strategos'un başına böyle bir olay gelmesi durumunda, bir önceki yılın Strategos'unun ligin olağan kongresi toplanana kadar göreve devam etmesini sağlayan yasa, Diaeus'a düştü. Birliğin işlerini yürütür ve işlerin başına geçer. Buna göre, Megara'ya bazı birlikler gönderdikten sonra, kendisi Argos'a gitti ve oradan tüm kasabalara, askerlik çağındaki ve kendi ülkelerinde doğup büyümüş kölelerini serbest bırakmalarını emreden bir genelge gönderdi. evler ve silahlarla döşenmiş olarak Korint'e gönderin. Diğer her şeyde olduğu gibi, birkaç kasaba tarafından verilecek numaraları tamamen rastgele ve eşitlik gözetmeksizin atadı. Yeterli sayıda yerli köleye sahip olmayanlar, diğer kölelerden her kasabaya konan kotayı dolduracaktı. Ancak Lacedaemonlularla savaş nedeniyle kamu yoksulluğunun çok büyük olduğunu görünce, zengin sınıfları, erkekleri ve kadınları, para vaadinde bulunmaya ve ayrı katkılar sağlamaya zorladı. Aynı zamanda bir vergi emretti topluca askeri yaştaki tüm erkeklerin Korint'te. Bu önlemlerin sonucu, her şehrin kargaşa, kargaşa ve umutsuzlukla dolu olmasıydı: savaşta zaten ölmüş olanları şanslı saydılar ve şimdi savaşa katılmaya başlayanlara acıdılar ve herkes sanki gözyaşlarına boğuldu. olacakları çok iyi tahmin ettiler. Kölelerin -yakın zamanda serbest bırakıldıklarını varsaydıkları ya da başkaları adına, özgürlük beklentisiyle heyecanlandıkları için- görevlerini ihmal etmelerine ve küstah tavırlarına özellikle kızdılar. Ayrıca erkekler, sahip oldukları bilinen malvarlığına göre kendi görüşlerine aykırı olarak katkıda bulunmaya zorlanırken, kadınlar da kendi şahsiyetlerinin veya çocuklarının kasıtlı olarak görünen süslerini alarak bunu yapmak zorunda kaldılar. onların yok edilmesi anlamına gelir.

Bu önlemler birdenbire geldiğinden, her birinin bireysel olarak yaşadığı sıkıntının yarattığı dehşet, insanları genel soruna dikkat etmekten veya kavramaktan alıkoymuş ya da eşlerinin ve çocuklarının kesin olarak yok edilmesini sağlamak için yönlendirildiklerini öngörmüş olmalılar. Ancak, sanki bir kış selinin acelesine kapılmış ve karşı konulmaz şiddetiyle devam etmiş gibi, liderlerinin şehvetini ve çılgınlığını izlediler. Eleialılar ve Messenialılar gerçekten de kıpırdamadılar, Roma donanmasının korkusuyla, fırtına başlangıçta amaçlandığı zaman patlasaydı, hiçbir şey onları kurtaramazdı. Patrae halkı ve onunla birlik olan kasabaların halkı kısa bir süre önce Phocis'te [Scarphea'da Metellus ile savaşta] felaketler yaşadılar ve onların durumu tüm Mora şehirlerinin en acınası olanıydı: bazıları için içlerinden bazıları gönüllü ölüm arayışındaydı, diğerleri ise kasabalarda hüküm süren panikten dolayı, belirli bir amaç olmaksızın, ülkenin ıssız bölgelerinden geçerek kasabalarından kaçtılar. Bazıları Roma'ya düşman oldukları için birbirlerini tutuklayıp düşmana teslim ettiler, diğerleri bilgi vermek ve suçlamada bulunmak için acele ettiler, ancak henüz kimse böyle bir hizmet istemedi, bazıları da yalvaran kollarla Romalıları karşılamaya gitti, ihanetlerini itiraf etti, ve henüz kimse bu tür şeylerin hesabını sormadığı halde, hangi kefareti ödeyeceklerini sordular. Bütün ülke şeytani bir büyü altında gibiydi: Her yerde insanlar kendilerini kuyulardan veya uçurumlardan aşağı atıyorlardı ve durum o kadar korkunçtu ki, atasözünün dediği gibi "düşman bile acırdı" Yunanistan'ın felaketi. For in times past the Greeks had met with reverses or indeed complete disaster, either from internal dissensions or from treacherous attacks of despots but in the present instance it was from the folly of their leaders and their own lack of wisdom that they experienced the grievous misfortunes which befell them. The Thebans also, abandoning their city topluca, left it entirely empty and among the rest Pytheas retired to the Peloponnese, with his wife and children, and there wandered about the country.

He came upon the enemy much to his surprise. But to my mind the proverb, "the reckonings of the foolish are foolishness" applies to him. And naturally to such men things clear as day come as a surprise. . . . He was even forming plans for getting back home, acting very like a man who, not having learnt to swim and being about to plunge into the sea, should not consider the question of taking the plunge but, having taken it, should begin to consider how he is to swim to land.

[Shuckburgh: Having secured Boeotia, Metellus advanced to Megara, where the Achaean Alcamenes had been posted to Diaeus with five thousand men. Alcamenes hastily evacuated Megara and rejoined Diaeus at Corinth, the latter having meanwhile been re-elected Strategos. ---Pausanias, 7, 15, 10].

Diaeus having recently come to Corinth after being appointed Strategos by the vote of the people, Andronidas and others came from Caecilius Metellus. Against these men he spread a report that they were in alliance with the enemy, and gave them up to the mob, who seized on them with great violence and threw them into chains. Philo of Thessaly also came bringing many liberal offers to the Achaeans. And on hearing them, certain of the men of the country attempted to secure their acceptance among whom was Stratius, now a very old man, who clung to Diaeus's knees and entreated him to yield to the offers of Metellus. But he and his party would not listen to Philo's proposals. For the fact was that they did not believe that the amnesty would embrace them with the rest and, as they regarded their own advantage and personal security as of the highest importance, they spoke as they did, and directed all their measures on the existing state of affairs to this end: although, as a matter of fact, they failed entirely to secure these objects. For as they understood quite clearly the gravity of what they had done, they could not believe they would obtain any mercy from Rome and as to enduring nobly whatever should befall on behalf of their country and the safety of the people, that they never once took into consideration yet that was the course becoming men who cared for glory, and professed to be the leaders of Greece. But, indeed, how or whence was it likely that such a lofty idea should occur to these men? The members of this conclave were Diaeus and Damocritus, who had but recently been recalled from exile owing to the disturbed state of the times, and with them Alcamenes, Theodectes and Archicrates and of these last I have already stated at length who they were, and have described their character, policy, and manner of life.

Such being the men with whom the decision rested, the determination arrived at was what was to be expected. They not only imprisoned Andronidas and Lagius and their friends, but even the sub-Strategos Sosicrates, on the charge of his having presided at a council and given his voting for sending an embassy to Caecilius Metellus, and in fact of having been the cause of all their misfortunes. Next day they empaneled judges to try them condemned Sosicrates to death and having bound him, racked him until he died, without, however, inducing him to say anything that they expected: but they acquitted Lagius, Andronidas and Archippus, partly because the people were scared at the lawless proceeding against Sosicrates, and partly because Diaeus got a talent from Andronidas and forty minae from Archippus for this man could not relax his usual shameless and abandoned principles in this particular even "in the very pit," as the saying is. He had acted with similar cruelty a short time before also in regard to Philinus of Corinth. For on a charge of his holding communication with Menalcidas and favoring the Roman cause, he caused Philinus and his sons to be flogged and racked in each other's sight, and did not desist until the boys and Philinus were all dead. When such madness and ferocity was infecting everybody, as it would not be easy to parallel even among barbarians, it would be clearly very natural to ask why the whole nation did not utterly perish.

For my part, I think that Fortune displayed her resources and skill in resisting the folly and madness of the leaders and, being determined at all hazards to save the Achaeans, like a good wrestler, she had recourse to the only trick left and that was to bring down and conquer the Greeks quickly, as in fact she did. For it was owing to this that the wrath and fury of the Romans did not blaze out farther that the army of Libya did not come to Greece and that these leaders, being such men as I have described, did not have an opportunity, by gaining a victory, of displaying their wickedness upon their countrymen. For what it was likely that they would have done to their own people, if they had got any ground of vantage or obtained any success, may be reasonably inferred from what has already been said. And, indeed, everybody at the time had the proverb on his lips, "had we not perished quickly we had not been saved." . . .

Aulus Postumius deserves some special notice from us here. He was a member of a family and gens of the first rank, but in himself was garrulous and wordy, and exceedingly ostentatious. From his boyhood he had a great leaning to Greek studies and literature: but he was so immoderate and affected in this pursuit, that owing to him the Greek style became offensive to the elder and most respectable men at Rome. Finally, he attempted to write a poem and a formal history in Greek, in the preface to which he desired his readers to excuse him if, being a Roman, he could not completely command the Greek idiom or method in the handling of the subject. To whom M. Porcius Cato made a very pertinent answer. "I wonder," said he, "on what grounds you make such a demand. If the Amphictyonic council had charged you to write the history, you might perhaps have been forced to allege this excuse and ask for this consideration. But to write it of your own accord, when there was no compulsion to do so, and then to demand consideration, if you should happen to write bad Greek, is quite unreasonable. It is something like a man entering for the boxing match or pancratium in the public games, and, when he comes into the stadium, and it is his turn to fight, begging the spectators to pardon him if he is unable to stand the fatigue or the blows.' Such a man of course would be laughed at and condemned at once." And this is what such historiographers should experience, to prevent them spoiling a good thing by their rash presumption. Similarly, in the rest of his life, he had imitated all the worst points in Greek fashions for he was fond of pleasure and averse from toil. And this may be illustrated from his conduct in the present campaign: for being among the first to enter Greece at the time that the battle in Phocis took place, he retired to Thebes on the pretense of illness, in order to avoid taking part in the engagement but, when the battle was ended, he was the first to write to the Senate announcing the victory, entering into every detail as though he had himself been present at the conflict.

[Shuckburgh: On the arrival of the Consul Mummius, Metellus was sent back into Macedonia. Mummius was accompanied by L. Aurelius Orestes (who had been nearly murdered in the riot at Corinth), and, pitching his camp in the Isthmus, was joined by allies who raised his army to three thousand five hundred cavalry and twenty-six thousand infantry. The Achaeans made a sudden attack upon them and gained a slight success, which was a few days afterwards revenged by a signal defeat. Instead of retiring into Corinth, and from that stronghold making some terms with Mummius, Diaeus fled to Megalopolis, where he poisoned himself, after first killing his wife. The rest of the beaten Achaean army took refuge in Corinth, which Mummius took and fired on the third day after the battle with Diaeus. Then the commissioners were sent from Rome to settle the whole of Greece. ---Pausanius, 7, 16-17 Livy, Ep. 52].

The incidents of the capture of Corinth were melancholy. The soldiers cared nothing for the works of art and the consecrated statues. I saw with my own eyes pictures thrown on the ground and soldiers playing dice on them among them was a picture of Dionysus by Aristeides---in reference to which they say that the proverbial saying arose, "Nothing to the Dionysus,"---and the Hercules tortured by the shirt of Deianeira. . .

Owing to the popular reverence for the memory of Philopoemen, they did not take down the statues of him in the various cities. So true is it, as it seems to me, that every genuine act of virtue produces in the mind of those who benefit by it an affection which it is difficult to efface. . . . One might fairly, therefore, use the common saying: "He has been foiled not at the door, but in the road.". . . There were many statues of Philopoemen, and many erections in his honor, voted by the several cities and a Roman at the time of the disaster which befell Greece at Corinth, wished to abolish them all and to formally indict him, laying an information against him, as though he were still alive, as an enemy and ill-wisher to Rome. But after a discussion, in which Polybius spoke against this sycophant, neither Mummius nor the commissioners would consent to abolish the honors of an illustrious man. . . . Polybius, in an elaborate speech, conceived in the spirit of what has just been said, maintained the cause of Philopoemen. His arguments were that "This man had indeed been frequently at variance with the Romans on the matter of their injunctions, but he only maintained his opposition so far as to inform and persuade them on the points in dispute and even that he did not do without serious cause. He gave a genuine proof of his loyal policy and gratitude, by a test as it were of fire, in the periods of the wars with Philip and Antiochus. For, possessing at those times the greatest influence of any one in Greece, from his personal power as well as that of the Achaeans, he preserved his friendship for Rome with the most absolute fidelity, having joined in the vote of the Achaeans in virtue of which, four months before the Romans crossed from Italy, they levied a war from their own territory upon Antiochus and the Aetolians, when nearly all the other Greeks had become estranged from the Roman friendship." Having listened to this speech and approved of the speaker's view, the ten commissioners granted that the complimentary erections to Philopoemen in the several cities should be allowed to remain. Acting on this pretext, Polybius begged of the Consul the statues of Achaeus, Aratus, and Philopoemen, though they had already been transported to Acarnania from the Peloponnese: in gratitude for which action people set up a marble statue of Polybius himself . . .

After the settlement made by the ten commissioners in Achaia, they directed the Quaestor, who was to superintend the selling of Diaeus's property, to allow Polybius to select anything he chose from the goods and present it to him as a free gift, and to sell the rest to the highest bidders. But, so far from accepting any such present, Polybius urged his friends not to covet anything whatever of the goods sold by the Quaestor anywhere:---for he was going a round of the cities and selling the property of all those who had been partisans of Diaeus, as well of such as had been condemned except those who left children or parents. Some of these friends did not take his advice but those who did follow it earned a most excellent reputation among their fellow-citizens.

After completing these arrangements in six months, the ten commissioners sailed for Italy, at the beginning of spring, having left a noble monument of Roman policy for the contemplation of all Greece. They also charged Polybius, as they were departing, to visit all the cities and to decide all questions that might arise, until such plain time as they were grown accustomed to their constitution and laws. Which he did: and after a while caused the inhabitants to be contented with the constitution given them by the commissioners, and left no difficulty connected with the laws on any point, private or public, unsettled.

The Roman Proconsul, after the commissioners had left Achaia, having restored the holy places in the Isthmus and ornamented the temples in Olympia and Delphi, proceeded to make a tour of the cities, receiving marks of honor and proper gratitude in each. And indeed he deserved honor both public and private, for he conducted himself with self-restraint and disinterestedness, and administered his office with mildness, although he had great opportunities of enriching himself, and immense authority in Greece. And, in fact, in the points in which he was thought to have at all overlooked justice, he appears not to have done it for his own sake, but for that of his friends. And the most conspicuous instance of this was in the case of the Chalcidian horsemen whom he put to death. . . .

From: Polybius, The Histories of Polybius, 2 Vols., trans. Evelyn S. Shuckburgh (London: Macmillan, 1889), II.515-525, 530-540.

Scanned by: J. S. Arkenberg, Dept. of History, Cal. State Fullerton. Prof. Arkenberg has modernized the text.

This text is part of the Internet Ancient History Sourcebook. The Sourcebook is a collection of public domain and copy-permitted texts related to medieval and Byzantine history.

Unless otherwise indicated the specific electronic form of the document is copyright. Permission is granted for electronic copying, distribution in print form for educational purposes and personal use. No representation is made about texts which are linked off-site, although in most cases these are also public domain. If you do reduplicate the document, indicate the source. No permission is granted for commercial use.

NS Internet History Sourcebooks Project is located at the History Department of Fordham University, New York. The Internet Medieval Sourcebook, and other medieval components of the project, are located at the Fordham University Center for Medieval Studies.The IHSP recognizes the contribution of Fordham University, the Fordham University History Department, and the Fordham Center for Medieval Studies in providing web space and server support for the project. The IHSP is a project independent of Fordham University. Although the IHSP seeks to follow all applicable copyright law, Fordham University is not the institutional owner, and is not liable as the result of any legal action.

© Site Concept and Design: Paul Halsall created 26 Jan 1996: latest revision 20 January 2021 [Curriculum vitae]


Aetolian League

Aetolian League (Greek: Κοινὸν τῶν Αἰτωλῶν): confederation of Greek city states, focused on but not limited to western Greece. It was important in the third and early second centuries BCE.

In the Hellenistic Age, new confederations of Greek city states were created. Confederation itself was nothing new. In the Classical Age, poleis had been united by Sparta in the Peloponnesian League, by Athens in the Delian League, and by Thebes in the Boeotian League. What was new, was citizenship: people were citizen of both their own city state and the league. When people resettled from one polis to another, it was comparatively easy to change one's citizenship (isopoliteia).

Among the new leagues were the Nesiotic League (on the Aegean islands, protected by the Ptolemies), the Achaean League (on the northern Peloponnese), and the Aetolian League (in western Greece). The latter may have had its origins as a religious amphictyony, centered on a sanctuary in Thermos.

In 338 BCE, Philip II of Macedonia awarded the Aetolians (whether a league or not) with Naupactus. After the death of Philip's son Alexander (323 BCE), the Aetolians supported Athens in theLamian War against Macedonia. This was the beginning of a consistent anti-Macedonian policy, which gained momentum after the Aetolians took Delphi (301 BCE). Later, in 279, they defeated Celtic invaders. The Thebans found it wise to join the league in 245, although it later switched to an alliance with Macedonia.

The increasing power of the Aetolian League caused tensions with its neighbor on the other side of the Gulf of Corinth, the Achaean League, although the Aetolians were wiling to cooperate with the other confederation when it turned against Macedonia. In 239, the two leagues attempted to conquer Thessaly.

When, after the battle of Cannae (216) the Macedonian king Philip V allied his kingdom to the Carthaginian general Hannibal, the Romans allied themselves to Macedonia's eternal enemy. Together, Rome and Aetolia fought the First Macedonian War (214-205) and the Second Macedonian War (culminating in the battle of Cynoscephalae, 197). Fearing they became too close to its western ally, the Aetolian leaders attempted to become more independent and invited the Seleucid king Antiochus III the Great to help them, but during the Syrian War (192-188), the Romans defeated the foreign liberator and looted the Aetolian capital Ambracia (189) and forced to pay tribute.

There were serious disturbances inside the confederation, which lost its political significance. After the Third Macedonian War (172-168), it was reduced to the original land of the Aetolians. When the Romans reorganized Greece and Macedonia after the Fourth Macedonian War (150-148) and the Achaean War (146 BCE), Aetolia was humiliated by being included in the newly created province of Macedonia.


In 157 a Roman senator, Cato, visited North Africa and became aware that prosperity had returned to Carthage – forty-four years after the Rome's last war with Carthage had ended. He assumed that this made Carthage a menace and an enemy to Rome. Not wanting to put aside old conflicts, he postured with overwhelming righteousness concerning Rome's two wars against Carthage, and he began ending his speeches in the Senate with the words "Carthage must be destroyed."

A neighbor of Carthage, Numidia, took advantage of Rome's hostility to Carthage by making encroachments on Carthaginian territory and then asking Rome for arbitration. Rome failed to act with the impartiality that might have inhibited Numidia from making further encroachments. And after suffering a number of aggressions by Numidia, Carthage lost its patience and retaliated against Numidia. Rome in its bias saw this as a breach of peace by Carthage, and, in the year 150, Rome's Senate mustered its arrogance and voted for another war against Carthage.

Cato, conservative Roman politician.Cato's biography.

Believing that war against Rome was hopeless, a delegation that Carthage sent to Rome offered surrender in the form of a commitment to "the faith of Rome" &ndash understood to mean that Rome could take possession of Carthage but that the lives of the people of Carthage would be spared and that they would not be taken as slaves. Rome's Senate responded by granting Carthage self-rule and the right of the city and its people to keep all their possessions on condition that Carthage send to Rome three hundred of its leading citizens as hostages. Hoping to save their city from destruction, amid much grieving, the Carthaginians sent their leading citizens to Rome as hostages.

But Rome had already decided to wipe Carthage from the map. Rome demanded that Carthage surrender all its weapons, and Carthage did so, including 200,000 suits of mail and two thousand catapults. Then Rome demanded that the people of Carthage surrender their city and move ten miles inland. For the Carthaginians this meant leaving behind their homes, their docks and quays and their ability to carry on their sea-going trade. The people of Carthage preferred war and refused. Rome responded as it had planned, with military operations, which began in the year 149, the year that Cato, at 85, died.

Carthage, photo of a model

The war against Carthage was delayed as people in what today is Portugal &ndash the Lusitani &ndash were again attempting to free themselves from Roman domination, and so too were peoples in central Hispania (today Spain). Roman legions overwhelmed the Lusitani. Rome offered them peace and land, trapped them, slaughtered 9,000 of them and enslaved 20,000. A new leader arose among the outraged Lusitani and renewed his people's war against the Romans, the Lusitani achieving their first success in the year 147, killing 10,000 Roman soldiers.

One response by Rome to the new trouble in Spain was a change in the calendar. To give one of its generals a longer season for campaigning, the Senate moved the date of the New Year from March 15 to January 1.

While Rome was busy against the Lusitani and was continuing its war against the Cartheginians, in Macedonia someone who claimed to be the son of Perseus, Andricus, defied Rome by reuniting that country politically. Rome sent an army to Macedonia that arrived in 148 and drove out Andricus.

Rome decided that its presence would be needed in Macedonia to keep the Macedonians in line, and it began a permanent rule and military occupation there, Macedonia becoming the first Roman province east of the Adriatic Sea.

Some in the city of Corinth saw the continuing war between Rome and Carthage and the continuing rebellion in Spain as an opportune time to stand up against Rome's pretensions of authority over Greek cities. If the various people opposed to Rome, from the Lusitani, the Carthaginians to the Greeks, had united in a simultaneous effort to defeat Rome militarily, it might have been too much for Rome. But this had not happened.

A leader from the city of Corinth traveled from town to town in Greece calling for debt reform and opposition to Rome. He described the real enemies of the Greeks as those among them who called for conciliation with Rome. Moderate opinion in Corinth was silenced. In the spring of 146 the Achaean League was persuaded to declare war against Rome's presence in their part of the world. The city of Thebes, resenting Roman interference in their affairs, allied itself with the Achaean League. Across Greece, patriotic clubs appeared and denounced Rome. Athens and Sparta stayed out of the war, but elsewhere across Greece men eagerly joined armies and prepared to fight Rome. Slaves were freed and recruited for the fight, and wealthy Greeks who favored Rome were frightened into contributing jewelry and money to the cause.

Meanwhile, Rome's legions were in control of the countryside around Carthage, and in the spring of 146 Roman soldiers were finally able to penetrate Carthage's walls. They swarmed into the city and began fighting street by street. First Carthage's harbor area fell to the Romans, then the market area, and finally the citadel in the city-center. Amid suicides and carnage, the Romans demolished and burned the city. They carried off survivors, selling the women and children into slavery and throwing the men into prison, where they were to perish. Then the Romans spread salt across what had been Carthage's farmlands. Carthage was no more.

Also in 146, a Roman army went against its enemies in Greece. An army of 23,000 infantry and 3,500 cavalry attacked a leading member of the Achaean League, the city of Corinth, defended by 14,000 infantry and 300 cavalry. To warn others, the Romans slaughtered all the men they found in Corinth. They enslaved the city's women and children, and they shipped Corinth's treasures to Italy and burned the city to the ground.

Greek cities hostile to Rome had their walls demolished and their people disarmed. The Romans found Thebes entirely empty of people, its inhabitants having fled to wander through mountains and wilderness. According to the Greek historian Polybius, people everywhere were throwing themselves "down wells and over precipices."

Rome dissolved the Achaean League and had its leaders put to death. Rome's governor to Macedonia became governor also of the entire Greek peninsula. In Greece, Rome would now allow only local city politics dominated by wealthy elites. Any border disputes were to be settled by the Romans. It was the beginning of domination of Greece by foreigners that was last two thousand years.

The Romans emerged from their oppressions as had other conquerors, as agents of their gods and therefore as righteous and honorable.

The Immense Majesty, by Thomas W. Africa, 1974

A History of the Roman World, 757 to 146 B.C. , H H Scullard, 4th Edition, 1991

The Grandeur that was Rome, by J C Stobard, 1920

Rome, by M Rostovzeff, 1927

Roman Realities, by Finley Hooper, 1979

Life in Ancient Rome, by F R Cowell, 1976

Early History of Rome, Books I

4, by Titus Livy, translated by Aubrey de Sélincourt, Penguin Classics, 1969

From Alexander to Constantine, Sir Ernest Barker, 1956

Chapters is Social History, by Henry S Spaulding, 1925

The Dawn of Empire &ndash Rome's Rise to World Power, by P M Errington, 1972

The Rise of the Roman Empire, by Polybius, translated by Ian Scott-Kilvert, 1980

Oxford History of the Classical World, 1986

Topsoil and Civilization, Chapter 9, "Italy & Sicily," by Tom Dale and Vernon G Carter, 1955

An online English translation of The Satyricon, a satirical novel by Petronius about Roman decadence.


The Roman Language of civil war: from Internal War and stasis to bellum civile

  • APA
  • Yazar
  • BIBTEX
  • Harvard
  • Standard
  • RIS
  • Vancouver

Lisa Eberle & Myles Lavan, UNREST IN THE ROMAN EMPIRE: A DISCURSIVE HISTORY. 2021.

Research output : Contribution to book/anthology/report/conference proceeding › Article in proceeding › Research › peer-review

T1 - The Roman Language of civil war: from Internal War and stasis to bellum civile

N2 - This paper retraces what remains of the Roman republican conceptual debate about different kinds of unrest: internal war and/or rebellion civil strife and civil war. Necessarily these concepts also intersect with related Greek traditions, and were furthermore developed by those Greek historians of the Roman Empire to have fortunately come down to us. This paper will trace that conceptual debate back to the Punic Wars and survey its development over time. As they sought to understand their contemporary history, the Romans of the Middle and Late Republic looked back on the conquest of Italy and the Punic Wars. In doing so, they encountered numerous parallels to their own times, but (initially) with differences of scale and emphasis. Certainly there were revolts during the 2nd century, but mainly outside Italy: rebellions in Spain, the Corsican and Sardinian rebellions of the 180s & 170s BCE, the fourth Macedonian War, the rebellion of the Achaean League, Aristonicus, the Allobroges, the so-called Sicilian Servile Wars, Tolosa’s revolt in in 109 BCE, and Jugurtha. All these were former allies or subject territories that rebelled (Maschek 2018, 83-90 on violence and war during the 2nd century BCE). But importantly, with the destruction of Fregellae in 125 BCE there came a shift. Nothing would be ever the same in Italia. The Romans had destroyed an allied city in central Italy: this is recognisably more internecine, domestic, and internal than the revolts of earlier in the century. Fregellae was just as important to the history of Rome’s civil wars as the crisis caused by the Gracchan reform attempts, although scholars tend to overlook it. By joining the dots between the case of the rebellious Falerii in the 3rd century as told by Polybius, the destruction of Fregellae followed by stasis/seditio and, finally, full-blown bellum civile, this paper will trace the development of the language of internal unrest during the period from 241 BCE to the first civil war between Sulla and Marius. It offers a reinterpretation of the relation and interaction between concepts such as revolt and/or rebellion – that is, challenges to the Roman order – and the ancient terms of emphylios polemos, stasis, seditio, and bellum civile.

AB - This paper retraces what remains of the Roman republican conceptual debate about different kinds of unrest: internal war and/or rebellion civil strife and civil war. Necessarily these concepts also intersect with related Greek traditions, and were furthermore developed by those Greek historians of the Roman Empire to have fortunately come down to us. This paper will trace that conceptual debate back to the Punic Wars and survey its development over time. As they sought to understand their contemporary history, the Romans of the Middle and Late Republic looked back on the conquest of Italy and the Punic Wars. In doing so, they encountered numerous parallels to their own times, but (initially) with differences of scale and emphasis. Certainly there were revolts during the 2nd century, but mainly outside Italy: rebellions in Spain, the Corsican and Sardinian rebellions of the 180s & 170s BCE, the fourth Macedonian War, the rebellion of the Achaean League, Aristonicus, the Allobroges, the so-called Sicilian Servile Wars, Tolosa’s revolt in in 109 BCE, and Jugurtha. All these were former allies or subject territories that rebelled (Maschek 2018, 83-90 on violence and war during the 2nd century BCE). But importantly, with the destruction of Fregellae in 125 BCE there came a shift. Nothing would be ever the same in Italia. The Romans had destroyed an allied city in central Italy: this is recognisably more internecine, domestic, and internal than the revolts of earlier in the century. Fregellae was just as important to the history of Rome’s civil wars as the crisis caused by the Gracchan reform attempts, although scholars tend to overlook it. By joining the dots between the case of the rebellious Falerii in the 3rd century as told by Polybius, the destruction of Fregellae followed by stasis/seditio and, finally, full-blown bellum civile, this paper will trace the development of the language of internal unrest during the period from 241 BCE to the first civil war between Sulla and Marius. It offers a reinterpretation of the relation and interaction between concepts such as revolt and/or rebellion – that is, challenges to the Roman order – and the ancient terms of emphylios polemos, stasis, seditio, and bellum civile.

M3 - Article in proceeding

BT - Lisa Eberle & Myles Lavan, UNREST IN THE ROMAN EMPIRE: A DISCURSIVE HISTORY


Videoyu izle: ..Because Achaea is a Ballache. (Ocak 2022).