Tarih Podcast'leri

Karst (Kras) insan eliyle yeniden ağaçlandırılan ilk bölge miydi?

Karst (Kras) insan eliyle yeniden ağaçlandırılan ilk bölge miydi?

Yüzyıllar boyunca Karst ağaçlarının Venedik'in kurulduğu yerde temel olarak kullanıldığını biliyoruz. Yani muhtemelen, 17. ve 18. yüzyılda Karst taşlı bir çöldü.

Ayrıca Karst veya Kras'ın (yerli) 19. ve 20. yüzyılın ortalarından beri insan yapımı yeniden ağaçlandırıldığını biliyoruz. 20. yüzyılın ikinci yarısında ağaçlandırma, yardımsız doğal bir süreç haline geldi.

Sorum şu ki, insan yapımı ilk başarılı ağaçlandırma mıydı, yoksa başka bir ulus daha önce bu kadar büyük bir alanda böyle bir başarı mı gösterdi?


İngiliz Yeni Ormanı, 11. yüzyılda fetheden Normanlar tarafından dikildi ve yaklaşık 1000 yıl önce temizlenen tarım arazilerinin yerini aldı. Bölgenin etrafındaki toprak çok zayıf ve temizlenen arazinin çoğu yarı çorak fundalık haline geldi - yani bu çok açık bir yeniden ağaçlandırma eylemi.

Yeniden ağaçlandırmanın amacı, Norman soylularına, özellikle de krala, av ve geyik avı yapmak için bir alan sağlamaktı.

Tarihteki ilk ağaçlandırma çalışması olmayabilir - ama kesinlikle Karst'tan önce geliyor.


İlk aklıma gelen Japonya oldu. net bulamadım yeniden ağaçlandırma, ancak orman yönetimine erken bir geçiş oldu.

Sorun

Japonya'da 300 yıl önce ciddi bir ormansızlaşma sorunu vardı, bu uzun süredir birikmekte olan sürdürülemez orman kullanımının bir sonucuydu (Totman 1989). MS 600-850 gibi uzun bir süre önce, Nara ve Heian'daki inşaat patlamaları, yönetici seçkinlerin orduları tedarik etmek ve kaleler ve dini anıtlar inşa etmek için kereste talepleri, Kinai bölgesinde ciddi ormansızlaşmaya neden olmuştu. Orman kullanımı "sömürücü" idi. Kereste ve diğer orman ürünleri, arzın yenilenmesine bakılmaksızın alınır.

… 1670'e gelindiğinde nüfus yaklaşık otuz milyona yükselmişti ve Hokkaido hariç, eski büyüme ormanları tamamen kesilmişti. Kereste ve diğer orman ürünlerinin arzı tükeniyordu. Toprak erozyonu, seller, heyelanlar ve çorak araziler (genya) giderek daha yaygın hale geliyordu. Japonya ekolojik felakete doğru gidiyordu.

Japonya bu çevresel zorluğa 1670 civarında başlayan sürdürülemezden sürdürülebilir orman kullanımına "olumlu bir ipucu" ile yanıt verdi (Totman 1989)... 1986) ve ilk kez, hükümdarların kereste taleplerini karşılamaya yardımcı olmak için sugi ve hinoki plantasyonları dikmek.

Kaynak: http://ecotippingpoints.org/our-stories/indepth/japan-community-forest-management-silviculture.html


Klasik Karst (Sloven dilinde: Klasicni kras)

Taraf Devletlerin Geçici Listeleri, şeffaflığı, bilgiye erişimi sağlamak ve Geçici Listelerin bölgesel ve tematik düzeyde uyumlaştırılmasını kolaylaştırmak için Dünya Mirası Merkezi tarafından web sitesinde ve/veya çalışma belgelerinde yayınlanmaktadır.

Her Geçici Liste içeriğinin tek sorumluluğu ilgili Taraf Devlete aittir. Geçici Listelerin yayınlanması, Dünya Mirası Komitesinin veya Dünya Mirası Merkezinin veya UNESCO Sekreterliğinin herhangi bir ülkenin, bölgenin, şehrin veya alanın veya sınırlarının yasal statüsüne ilişkin herhangi bir görüşünün ifadesi anlamına gelmez.

Mülk adları, Taraf Devlet tarafından sunuldukları dilde listelenmiştir.

Açıklama

Klasik Karst, Dinarik Karst'ın bir parçasıdır. Dinaric Karst, ılıman enlemlerde yer alan, Avrupa'nın en büyük sürekli karstik yüzeyi olan ve dünyanın en büyük karstik yüzeyleri arasında yer alan tipik bir karstik manzaradır. Karstik peyzaj, Slovenya'daki en yaygın peyzaj türüdür. Klasik Karst, Ljubljana Bataklığı (Ljubljansko barje) ile Trieste Körfezi arasındaki alanı kapsar. Bu alanda, Slovenya topraklarının yaklaşık 6.400 km2'sini veya %27'sini kaplayan yaklaşık 6.000 bilinen ve keşfedilen mağara bulunmaktadır. Klasik Karst'ın jeolojik katmanları, Triyas, Jura ve Kretase kalker ve dolomitleri ile daha az oranda Paleosen ve Eosen kalkerlerinden oluşur. Polyelerin dipleri nehir ve akarsulardan gelen Kuvaterner alüvyonları ile doldurulur. Klasik Karst'ın jeomorfolojisi, tektonik süreçleri güçlü bir şekilde yansıtır. Klasik Karst bölgesi son derece çeşitli bir kabartmaya sahiptir. Orta bölgedeki daha yüksek kabartma, kademeli olarak daha düşük karstik platolara veya polyelere inen yüksek karstik platolardan oluşur. Karbonat olmayan kayaçlardan doğan nehirler, karstik manzara ile temas ettiğinde kaybolur ve kör vadiler oluşturur veya karstı karstik vadiler ve geçitler yoluyla geçer. Kaybolan akarsuların oluşturduğu çok sayıda geniş ve karmaşık mağara sistemi, yüzeye çok sayıda şaftla bağlanmıştır. Doloston temel üzerinde kuru vadiler gibi fluvio-karstik olaylara sık rastlanır. Karstik nehirler sadece polyelerin dibinde görülür.

Slovenya'nın karstik bölgesi, flora ve fauna açısından Avrupa'nın en zengin bölgeleri arasındadır ve biyolojik çeşitliliğin küresel "sıcak noktalarından" biridir. İlk troglobit mağarada yaşayan hayvan türlerinin keşfedildiği ve bilimsel olarak tanımlandığı yer olan bitki ve hayvan türlerinin bazı tipik arkeolojik tortuları vardır.

İnsan yapımı çevrenin imajı ve kullanımı, karstik mimaride olduğu gibi, karstik peyzajın kaya kompozisyonu ile de yakından bağlantılıdır. İnsan yapımı çevre, temel yapı malzemesi olarak kireçtaşı kullanımına ve ekilebilir arazi sıkıntısına uyarlanmıştır. Klasik Karst'ın bilinen en eski insan yerleşimi izleri, Paleolitik'in karstik mağaralarından gelmektedir.

Mağara turizmi, Klasik Karst'ta 17. yüzyılın başlarında gelişmeye başladı. Vilenica'dan en eski turist mağarası (1633'ten beri) olarak bahsedilirken, mağara turizmi 19. yüzyılda Postojna Mağarası (Postojnska jama) ve Skocjan Mağaraları'nın (Skocjanske jame) keşfedilmesiyle daha yoğun bir şekilde gelişmeye başladı.

Klasik Karst, karst ve karst fenomenlerinin araştırma tarihi, yani karstoloji ve mağara biliminin gelişimi için son derece önemlidir. İlk kayıtlar antik çağa kadar uzanırken, sürekli ve gerçek bilimsel araştırmalar 16. yüzyılın sonunda başlamıştır. Bugün, Postojna merkezli Slovenya Sanat ve Bilim Akademisi Araştırma Merkezi'nin Karst Araştırma Enstitüsü (lnstitut za raziskovanje krasa) öncü araştırma rolünü üstleniyor. Olağanüstü evrensel değere sahip Klasik Karst alanları şunlardır: Kras (Kras), Podgrad ovası (Podrgrajsko podolje), Postojna Karst (Postojnski kras) ve Rakov Skocjan vadisi ile Klasik Karstın Poljeleri (Kraska polja z Rakovim) Skocjanom).

Kras, batıda Trieste Körfezi ile kuzeybatıda Friuli ovası arasında uzanan, 250 ila 600 metre yükseklikte bir karbonat platosu olup, kuzeyde Vipava Vadisi'ndeki fliş kayaları ve Reka Vadisi ile sınırlıdır. Güneydoğuda Brkini. Karst Platosu yaklaşık 60 km uzunluğunda ve 15 ila 20 km genişliğinde olup, yaklaşık 800 km2'lik bir alanı kaplar, 440 km2'si Slovenya'da ve geri kalanı İtalya'dadır. Plato yüzeyi kayalıktır ve yüzeyde akan suya sahip değildir. Kras, Istria'nın Kras'ın altına dalmasıyla oluşturulan Kretase ve Paleojen karbonat kayalarından oluşan iki kıvrımlı yapıdan oluşur. Kras'ta çok sayıda ve çeşitli yüzey ve yeraltı jeomorfolojik karst özellikleri temsil edilmektedir. En sık görülen kabartma özelliği dolindir. Km2 başına 100'e kadar dolin vardır ve bunlar Kras'ın tüm alanının yaklaşık %10'unu kaplar. Diğer karakteristik kabartma özellikleri arasında büyük kör vadiler, kuru vadiler ve öncelikle Reka Nehri'nin yeraltı suyu akışının üzerindeki büyük çöküntü dolinleri bulunur. Yüzeyde açığa çıkan kayaçlar da çeşitli küçük makro ve mikro çözelti özellikleri sergilemektedir. Bir diğer önemli jeomorfolojik unsur ise, mevcut yüzeyde sadece mağara çökelleri ve çatısız mağara geçitlerinin korunduğu ve peyzajdaki en eski karstik unsurlar olan aşındırma ile tahrip olmuş mağaralardır.

Kras'ta bugüne kadar kilometrekare başına ortalama 2 mağara yoğunluğu ve kilometrekare başına 40 mağaraya kadar olan yerlerde 1500'den fazla mağara oluşumu keşfedilmiştir. En uzun mağara kompleksi, Skocjan Mağaraları (Skocjanske jame) ve Kacna Mağarası (Kacna jama) (birlikte 20 km'den daha uzundur) ile en derin mağaraları 330 m'ye kadar iner. Bunlar, yeraltı suyu akışında olağanüstü bir yeraltı hidrolojik ağı oluşturan yeraltı Reka Nehri'ne giden şaftlardır. Reka Nehri, Skocjan Mağaraları'ndaki ponordan başlayan yeraltı suyu akışıyla Slovenya'nın en büyük batan akıntısıdır ve ardından Stivan'daki kaynaklara 35 km boyunca yerin altında akar. Reka Nehri'nin tipik akıntı karakteri, çok kısa sürede 100 metre ve daha fazla yükselebilen mağaralardaki su tablasının hızlı değişiminde sergilenmektedir. Hidrolojik olarak aktif mağaraların yanı sıra yeraltı sularının oluşturduğu birçok kalıntı mağara bulunmaktadır. Mağara çökelleri, özellikle çeşitli form ve renklerde mevcut olan akmataşı malzemesi burada birikmiştir. Fosil kalıntıları da mağara tortusunda korunmuştur. Speleolojik oluşumların yanı sıra, bir diğer önemli kabartma formu, çıplak mağaralar yani aşındırma ile ortaya çıkarılan mağara kalıntılarıdır. Karst mağaralarında bulunan fauna çeşitlidir. Marifugia cavatica türünün fosil kalıntıları, 4 milyon yıldan daha eskiye tarihlenen çıplak bir mağarada bulunmuştur; bu, onları mağarada yaşayan bir hayvanın bilinen en eski kalıntıları yapar ve sırayla, uzun ve sürekli gelişimine tanıklık eder. bu karst.

Kras, dünyadaki karstik fenomenlerin ilk sistematik araştırmasının 20. yüzyılın başında başladığı alandır. Bu, bugün hala devam eden sürekli organize mağara araştırmalarının başlangıcıydı. Kras Platosu, karstik fenomenlerin isimlendirilmesinde öncü rol oynadı ve bu nedenle manzara Kras olarak adlandırıldı.

2. Podgrad Ovası (Podgrajsko podolje)

Podgrad ovası (Materija ovası -Matarsko podolje olarak da adlandırılır), Kras Platosu'nun 20 km uzunluğunda ve 2 ila 5 km genişliğinde bir devamıdır ve kuzey kenarı karbonat Kras Platosu ile Brkini'nin fliş tepeleri arasındaki karst temas alanını temsil eder. Kuzeybatıda deniz seviyesinden 490 m, güneydoğuda ise 650 m'ye kadar yükselir. Kenarı boyunca kaybolan ve Odolina, Jezerina ve Raciska Dana dahil olmak üzere iyi biçimli bir dizi kör vadi oluşturan 17 batan dere vardır. Kör vadiler, karbonatlı ve karbonatlı olmayan kayaçlar üzerindeki kabartma oluşumunda yansıtılan yüzey ve yeraltı karstik drenajının etkileşiminin istisnai bir örneğidir. Söz konusu vadilerin oluşumu sırasında bölge tektonik olarak yükselmiştir.

3. Postojna Karst (Postojnski kras)

Postojna Karst üç ayrı birimden oluşur: a) daha geniş Postojna-Pianina mağara sisteminin bir parçası olarak Postojna Mağarası ve Planina Mağarası (Pianinska jama) ile Pivka Havzası (Pivska kotlina) ve Planina polje (Pianinsko polje) arasındaki yüzey , b) Predjama mağara sistemi ve c) Pivka Nehri'nin yüzey akışına sahip aralıklı Pivka gölleri. Tepeler ve çok sayıda dolin ve çöküntü dolinleri ile karstik planasyonunun karakteristik kabartması, deniz seviyesinden 550 ila 700 m yükseklikte gelişmiştir. Kretase, Jura ve Triyas kalkerleri ve dolomitleri bölgesi güneybatıda kontakt karst özelliklerinin görüldüğü Eosen kalkerleriyle son bulur. Dolinler, çöküntü dolinleri ve mağaraların baskın bir özelliği olduğu kireçtaşı üzerinde çok sayıda yüzey ve yeraltı karst olayı gelişmiştir. Dolinler neredeyse tüm alanı kaplar ve km 2'de 300 dolin yoğunluğa sahiptir.

Postojna Mağarası, 20,5 km'den uzun, çeşitli seviyelerde uzanan ve birden fazla tarihi girişe sahip (Postojna Mağarası, Pivka Mağarası, Otoska jama Mağarası, Crna jama Mağarası ve Magdalena Mağarası) bir mağara pasajları kompleksidir. Üst seviyeler kurudur ve nehir tortusu ve zengin mağara oluşumları içerir. Pivka Nehri içlerinden geçerken ve onları sular altında bırakırken, alt geçitlerde su vardır. Keşfedilen mağara pasajları bir sifonla sona ererken, sürekli su dolu mağara pasajları, Pivka ve Rak nehirlerinin yeraltında birleştiği 6,6 km uzunluğundaki Planina Mağarası'na (Planinska jama) devam ediyor. Postojna Mağarası, büyük ıslak ve kuru geçitlerin uzunluğu, büyük salonlar, ıslak geçitlerin üzerindeki çöküntü dolinlerinin yanı sıra ziyaret ve keşif tarihi açısından istisnai bir yerdir. Aşağıdaki mağarada yaşayan türler ilk olarak 19. yüzyılda Postojna Mağarası'nda bulunmuş ve bilimsel olarak tanımlanmıştır: Leptodirus hochenwartii böcek, Zospeum spelaeum salyangozları, neobisyum mağarası yalancı akrepler, Stalita taenaria örümcekler ve ikincisi ayrıca cnidarians (Velkovrhia bilmecesi), vb. Postojna Mağarası ve Planina Mağarası, yaklaşık 90 omurgasız türü için tip yerleşim yerleridir (locus typicus). Halihazırda bilinen yüzden fazla su ve karasal troglobit türü ve çok sayıda troglofil ve trogloksen su ve kara türü ile Postojna-Pianina mağara sistemi fauna açısından en zengin mağara sistemlerinden biridir. Ötroglofil türlerinin troglobit popülasyonları, bilimsel açıdan özellikle ilgi çekicidir. Aselius aquaticus ve diğerleri.

Predjama mağara sistemi, derin ve kör bir vadinin sonunda 120 m yüksekliğinde sarkan kaya yüzünün altında kaybolan Lokva Çayı tarafından oluşturulmuştur. Kaya yüzünün, Predjama Kalesi (Jama pod Predjamskim gradom) altındaki 13,1 km uzunluğundaki Mağaraya açılan çeşitli seviyelerde birkaç girişi vardır. Mağaranın Eneolitik'ten Orta Çağ'a kadar kullanıldığını gösteren bazı pasajlarda arkeolojik kalıntılar korunmuştur. Pitoresk Predjama Kalesi, mağara geçitlerine işlevsel olarak bağlanan ve ilk olarak 1202 gibi erken bir tarihte adı geçen kaya yüzüne inşa edilmiştir.

Pivka Nehri ile Pivka aralıklı gölleri, hidrolojik özellikleri neotektonik yer değiştirme ile değiştirilen eski bir polye'de oluşturuldu. Yüksek su aşamalarında, karstik nehir Ljubljanica'nın havzasının bir parçası olan Pivka Nehri yüzeyde akar, düşük su aşamalarında ise Javorniki tepelerinin altında yeraltında kaybolur ve doğrudan Planina poljesine doğru akar. Yoğun yağış sırasında, karstik suyun su seviyesi yükselir ve çöküntülerin tabanlarını doldurarak kısa süreli göller oluşturur. Bu göllerin 15'ten fazlası bilinmektedir. Büyük bir nüfusun mevsimsel oluşumu Chirocephalus croaticus peri karidesi özellikle ilginçtir.

Postojna Karst, mağaracılık ve karstolojinin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Postojna Mağarası'nın rolü özellikle önemlidir. Postojna Mağarası'na ilk ziyaretler 1213 yılında kaydedilmiştir. 1818 yılında Postojna Mağarası'nın iç bölümlerinin keşfedilmesinden sonra karst ve mağara araştırmalarına ilgi önemli ölçüde artmıştır. Speleobiyolojinin gelişimi, körlerin şaşırtıcı keşfinden sonra başladı. Leptodirus hochenwartii 1832'de böcek ve rastgele buluntulardan aktif keşfe geçiş. Postojna Mağarası'nın turizm amaçlı düzenlenmesi, tüm Klasik Karst'ın önemli bir tanıtımını temsil ediyordu.

4. Klasik Karst ve Rakov Skocjan Vadisi Poljeleri (Rakov Skocjan'da Kraska polja)

Klasik Karst'ta, jeolojik gelişimin çeşitli aşamalarındaki karstik oluşumların temsilcileri olan çok sayıda polye vardır. Tüm polyeler poligenik ve çok fazlıdır. Klasik Karst'ın orta (en yüksek) kısmında, polielerin bir dizi halinde yer aldığı ve karstik su tablası ile temas halinde olduğu ldrija fay zonu boyunca dar bir alt kabartma kuşağı oluşturulmuştur. En temsili polyeler Cerknica polje (Cerknisko polje) ve Planina polje iken, özel bir özellik de son geliştirme aşamasındaki bir polyeyi temsil eden Pivka aralıklı gölleridir.

Polye gibi kapalı karstik çöküntülerin gelişimi, jeolojik yapılardan ve spesifik hidrolojik ağlardan etkilenen tektonik ve hızlandırılmış korozyonun sonucudur. Bu, özellikle uzun süreli mevsimsel sel ve kaynaklar, pınarlar, estaveller, obruklar, aktif mağaralar ve ara sıra ve sürekli yüzey akan akış gibi diğer karstik su fenomenlerinde yansıtılır. Polyelerde bulunan mağaralar aktif/ıslak mağaralar (en alçak olanlar), aralıklı aktif mağaralar ve tamamen aktif olmayan mağaralardır. Söz konusu alandaki ldrija fay zonunun polyelerinin tüm su elementleri, karst Ljubljanica'nın hidrolojik ağının bir parçasıdır.

Poljeler, bu ortamın özelliği olan ve farklı su evrelerine (sel ve kuraklık) uyum sağlayan bitki örtüsü bakımından zengindir. Planina polyesi 6 km uzunluğunda ve 2 km genişliğinde bir taşma polyesidir. Depresyon 50 m derinliğindedir ve deniz seviyesinden yüksekliği 450 m olan düz yüzeyin 16 km2'sini kapsar. Güneybatı tarafında, iki dar cep vadisine sahiptir ve Ljubljanica Nehri'nin nehir havzasındaki yeraltı sularının en önemli birleştiğini temsil eder. Seller, karsttaki yüksek su aşamalarında başlar ve yılda birkaç aya kadar sürer. Daha 191. yüzyılın ilk yarısında Planina polyesindeki düzenli taşkınları düzenlemeye yönelik girişimler vardı. Birinci Dünya Savaşı öncesi dönemden kalma Putick kuyuları (kuyu şeklinde derinleştirilmiş ve duvarlı obruklar) korunmuştur. Taşkın yatağı çayırlarının en kuzey-batı kesiminde Ametist Çayır Squill'in yaşam alanı vardır (Scilla litardierel), Dinar polyelerine endemik olan yabani glayöl (Glayöl illyricus) ve diğer daha az dikkate değer bitkiler de burada yetişir.

Cerknica polje (Cerknisko polje), Slovenya'daki en büyük ve en karakteristik aralıklı göle sahip tipik bir polyedir. Bilimsel adının temeli olan mağara semenderinin bulunduğu yer burasıdır. proteus anguinus Laurenti (1768). Düzenli sel nedeniyle genellikle Cerknica aralıklı gölü olarak adlandırılır. Dip her yıl birkaç ay, yani sonbahar, kış ve ilkbaharda sular altında kalır. Cerknica polyesinin taban alanı 38 km 2 olup, deniz seviyesinden yaklaşık 550 m yükseklikte yer almaktadır. Aralıklı göl dolduğunda 26 km2'lik bir alanı kaplar ve 10.5 km uzunluğunda ve 5 km genişliğindedir. Karstik hidrolojik olayların çoğu burada gelişmiştir.Su, göllerden doğrudan Ljubljanica Nehri'nin kaynaklarına veya Rakov Skocjan'a doğru akar. Krizna Mağarası (Krizna jama), toplam 47 göl oluşturan akıştaşı barajları, mağara ayısının çok sayıda fosilleşmiş kalıntıları ile bilinen Cerknica gölünün su toplama alanında yer almaktadır.Ursus spelaeus'u) ve büyük biyolojik çeşitlilik. Cerknica polyesinin olağandışı hidrolojik özellikleri, daha 161. yüzyılda uzmanların ilgisini çekerken, göl, Valvasor'un 1689'daki açıklamalarıyla tanınır hale geldi. Geçmişte gölün işletilmesi için çok sayıda plan yapıldı. Gölün kurutulmasıyla ilgili ilk planlar 1778'de Hacquet tarafından ortaya atılmış, daha sonra bir baraj inşa etmek ve kalıcı bir göl oluşturmak için planlar yapılmıştır. Diğer müdahalelerin yanı sıra birkaç küçük arazi ıslahı çalışması yapıldı, ancak göl yine de nispeten doğal bir durumda.

Rakov Skocjan, kabaca 1,5 km uzunluğunda ve 200 m genişliğinde bir cep vadisidir. Kretase kalkerleri üzerinde oluşturulmuştur ve altta ince bir nehir tortul tabakasına sahiptir. Deniz seviyesinden yaklaşık 500 m yükseklikte Planina ve Cerknica polyeleri arasında yer alır. Rak Nehri'nin sürekli akışı vadiden geçer ve Zelske jame mağaralarından kaynaklanır. Zelske ame mağaraları yaklaşık 5 km uzunluğundadır ve diğer tarafta Karlovice mağara sisteminin son bulduğu Velika Sujica çöküntü dolininin altında son bulur. Karlovice mağara sistemi, Cerknica polye'nin ana yeraltı çıkışıdır. Zelske jame mağaralarının girişinin çevresinde çok sayıda çökme çizgisi vardır, bunlardan biri çöküş dolininin üzerinde korunmuş 60 m yüksekliğindeki Küçük Doğal Köprü'ye (Mali naravni çoğu) sahiptir. Mansapta vadi genişler ve çok sayıda kaynak Rak Nehri'ni besler. Vadi, Büyük Doğal Köprü'de (en çok Veliki naravni) daralır ve Rak Nehri, suyun Rak ve Pivka nehirlerinin yeraltı birleşiminin bulunduğu Planina Mağarası'na aktığı Tkalca jama Mağarası'na kaybolur. Rakov Skocjan vadisi, yüzeyin hemen altında bulunan büyük bir mağara sisteminin çökmesi sonucu oluşmuştur. Söz konusu sistemden geriye sadece karstik su tablasına bağlı olarak yüzeyde Rak Nehri ile bağlanan çıkış ve giriş mağaraları kalmıştır.

Üstün Evrensel Değerin Gerekçesi

Klasik Karst, antik çağlardan beri istisnai “karst” doğal fenomenlerinin tanımlandığı, farklı karstik fenomenlere sahip ayrı bir karstik manzaradır. Kras Platosu, adını kayalık, verimsiz arazinin yerel adından, yani kras'tan (İngilizce karst) almıştır. Almanca karst adı bu nedenle karbonatlı kayalarda gelişen özel bir manzara türünün bilimsel adı olarak kabul edildi.Bu alan aynı zamanda dolin ve polye gibi çok sayıda karstik fenomen için bir dizi profesyonel terime de ad verdi. karstik ve karstoloji ulusal bilimsel kelime dağarcığının bir parçası haline gelmiştir.Klasik Karst, coğrafi olarak yuvarlatılmış bir karbonat kaya alanını, küresel olarak en çok tanınan karst türü olan, ıslak bir iklim kuşağının ılıman enlemlerinde uzanan, doğal fenomenlerin korunmuş özellikleriyle birleştirir. olağanüstü bir evrensel değer.Doğal olayların tipik özellikleri, oluşumları ve dünyanın çok yüzyıllık tarihi karst ve karst fenomenlerinin araştırılması, karst terminolojisini bilimsel terminolojiye sokmuştur.

Dinarik Karst'ın bir parçası olan Klasik Karst'ın istisnai özellikleri, litoloji ve jeolojik yapının bağlantı ve birleşiminde yatmaktadır. Karbonattan ve zayıf geçirgen kayadan gelen itme birimlerinin çeşitli kombinasyonları, polyelerin oluşumu için hidrojeolojik engeller ve koşullar yaratmıştır. Suyun yüzey ve yeraltı hareketinin iç içe geçmesi ve buna bağlı kimyasal süreçler, derin karstlaşmayı mümkün kılmıştır. Karstik mağaraların olağanüstü doğası, farklı türlerden (aktif olmayan mağaralar, aktif mağaralar, mağara kompleksleri, şaftlar, kaynak mağaralar vb.) ve boyutlardan (en uzun mağara sistemleri daha fazladır) kaynaklanan çeşitlilikte (küresel ölçekte) sergilenmektedir. 20 km'den uzun) ve ayrıca Sezana bölgesinde birim yüzey alanı başına düşen mağara oluşumlarının sayısı - yaklaşık 40 giriş/km2.

Çeşitlilik, akıştaşı oluşumlu mağara geçişlerinin miktarı, akıştaşı türleri ve biçimleri (sarkıt, dikit, perde, mağara incileri vb.) ile de kendini göstermektedir. Bilimsel araştırmalar için mağara çökellerinin önemi de özellikle vurgulanmalıdır. Söz konusu çökellerin karbon tarihlendirmesine dayanarak mağaraların yaşı belirlenmiş ve karstik gelişim dinamikleri bilimsel olarak açıklanmıştır. Bilimsel olarak tarihlenen en eski akıştaşı 3 ila 4 milyon yaşındadır ve Podgrad ovasındaki çeşitli yerlerden ve Reka Nehri'nin yeraltı suyu akışının üstünden gelmektedir. Podgrad ovasındaki kör vadiler dizisi, karsttaki bu tür jeolojik oluşumların küresel ölçekte eşsiz ve en iyi korunmuş bir örneğidir.

Makro ve mezzo (poljeler, uvalalar, çöküş dolinleri, dolinler, kuru vadiler, kör ve cep vadileri, ponors, karstik yaylar, estaveller ve mağaralar) dahil olmak üzere, ılıman iklim kuşağının tüm yüzey ve yeraltı karstik özellikleri Klasik Karst'ta gelişmiştir. , ayrıca mikro (rillenkarren, karren ve solüsyon tavaları).

Klasik Karst'ın benzersizliği, speleobiyolojik açıdan da çok yönlüdür. Klasik Karst'ta ilk troglobitik türler (Laurenti, Schmidt) keşfedilmiş, buna dayanarak Klasik Karst'taki mağaralar hakkında ilk speleobiyolojik monografi (Schioedte, 1849) yazılmış, yeraltı faunasının ilk eko sınıflandırmaları tasarlanmıştır. Troglobitik türlerin nispi yoğunluğu (daha geniş Dinar bölgesi kapsamında) burada da küresel anlamda en yüksektir ve Coleoptera veya böceklerin istisnai yoğunluğu 20 km 2'de 20 türe kadardır, bu da onu dünyadaki en zengin mağara sistemi yapar. 100'den fazla troglobitik tür ile fauna açısından. Endemizm oranı da olağanüstüdür (türlerin %100'e yakını ve cinlerin yaklaşık %50'si en azından Dinar bölgesine endemiktir, büyük bir kısmı da Slovenya'ya endemiktir. Klasik Karst'taki koşullar mükemmel fırsatlar sağlamıştır. evrimsel araştırma ve yeraltı faunasının yaratılmasına ilişkin içgörü için.

Kriter (vii): Antik çağlardan beri, çok sayıda kaşif ve uzman bu dramatik manzarayı mağaralar, su kütleleri ve polyelerle betimlemiştir. Karst özellikleri ve fenomenleri, bir bütün olarak manzara gibi doğal hallerinde korunur. Bu alanın estetik değeri, insan ve doğa arasındaki yüzyıllar boyunca birlikte yaşama ve bağımlılık yoluyla oluşturulmuştur. Klasik Karst, ekilebilir arazi ve su kıtlığının yoğun alan kullanımını engellediği tipik bir karstik peyzaj örneğini temsil eder. Klasik Karst'ın küresel olarak tanınması, karstik mağaraların olağanüstü doğal güzelliği ve estetik değeri üzerine inşa edilen mağara turizminin gelişiminden güçlü bir şekilde etkilenmiştir.

Kriter (viii): Klasik Karst'ın jeolojik gelişimi, karbonat platformundaki dinamik olaylara ve yüzeyin gelişimini etkileyen yoğun tektonik süreçlere yakından bağlıdır. Son araştırmalar, belirli karst jeomorfolojisi türlerinin belirli tektonik türlerine bağlı olduğunu bile göstermektedir. Klasik Karst, tektomorfojenik-speleojenik karstolojik ve tarihsel araştırmalara öncülük eden bir alanı temsil eder. Karst, özel ve tipik hidrolojik koşullara sahiptir - yeraltı akışı ve buna karşılık gelen özel hidrolojik olaylar. Bu fenomenler Klasik Karst'ta oldukça çeşitlidir ve karstik kaynakları, büyük ve derin vaucluse kaynakları içerir. İstisnai kaynaklardan biri, Neverke yakınlarındaki Gabranca Baharıdır (su 200 m'den fazla yükselir). Hidrolojik fenomenler ayrıca, alüvyondan 20 km'den uzun Postojna Mağarası gibi büyük giriş mağaralarına kadar uzanan estavelleri ve çeşitli ponor türlerini içerir. Kaybolan dereler ile yakındaki polyeler arasındaki yeraltı suyu bağlantıları özellikle ilgi çekicidir. Bağlantılar genellikle çok karmaşıktır ve farklı su aşamalarında suyun farklı kaynaklara aktığı yüzey ve yeraltı çatallanmalarını içeren ağlar şeklini alır. Ponorlar ve su kaynakları arasındaki mesafeler, Skocjan Mağaraları (Skocjanske jame) ile Timavo'nun kaynakları arasındaki yaklaşık 35 km'lik mesafe gibi çok uzun olabilir. Poljeler hidrojeolojik açıdan da özel bir olgudur. Cerknica polje, aralıklı olarak su basan bir polyedir -aralıklı bir göl- ve polyelerin ve karst çöküntülerinin karstik özelliklerini ve fenomen özelliklerini ve ayrıca karstik kabartmanın tüm özelliklerini temsil eder ve içerir. Antik çağlardan beri yazarlar tarafından 1537'ye kadar giden ilk basılı hesaplarla bahsedildiği için tarihsel olarak da önemlidir. Klasik Karst'ta yaklaşık 6.000 mağara keşfedilmiştir. Mağara sistemlerinin yüksek payı, karstik süreçlerin her yönde geliştiğini doğrulamaktadır. Bazı mağaralar, çok dallı mağara geçitleri ve mağara envanterinin çeşitliliği göz önüne alındığında olağanüstü bir estetik değere sahiptir. Klasik Karst'ın önemli bir kabartma özelliği, yüzey karstik olmayan ve karstik nehir ağlarının temasında oluşan kör vadilerdir. Ponorlarda kabartma oluşumu, özelliklerin geliştirildiği sırada karsttaki durumları yansıtır ve tanısal bir rahatlama özelliği olarak hizmet eder. Brkini'deki kör vadiler dizisi, bu karstik fenomenin en güzel örneklerinden biridir.

Kriter (ix): Klasik Karst'ın kesintisiz uzun vadeli gelişimi, zengin yeraltı faunasına da yansır. Yeraltı dünyasının biyolojik araştırmaları, yani speleobiyoloji bu alanda başladı ve bu, çok sayıda hayvanın ilk tanımlandığı zamandı. Bilinen ilk mağarada yaşayan hayvanların, mağara semenderinin (Proteus anguinus Laurenti) (1768) ve böceğin Leptodirus hochenwartii Schmidt'in (1831) tip lokalitelerinin bulunduğu yer burasıdır. Postojna-Pianina mağara sistemi aynı zamanda 100'den fazla troglobit türüyle dünyanın en zengin mağara sistemidir. Oldukça az sayıda Pleistosen hayvanı (mağara ayısı, mağara aslanı, sırtlan ve diğerleri) mağaralarda korunmuştur. Mağaralar ayrıca yurt, yarasalar, porsuklar, tilkiler ve ayılar gibi daha büyük orman hayvanları için önemli bir ara sıra konut veya sığınak görevi görür. Karst'ın ormansızlaşma ve yeniden ağaçlandırma tarihi, beraberinde yeni habitatların açılmasıyla birlikte özellikle ilginç ve öğreticidir.

Kriter (x): Karstlaşmış kayalardaki mağaralar ve geniş çatlak sistemleri, çeşitli bir troglobit faunası için bir yaşam alanı görevi görür. Bu hayvanlar, nispeten büyük miktarlarda sızan su ile birlikte yeraltına giren, yüzeydeki nispeten geniş biyo-üretim unsurlarıyla beslenebilir. Klasik Karst'ta çeşitli habitat tipleri mevcuttur: yüzey, aralıklı olarak su basmış ve su habitatları ile ara habitatlar (yeraltı yüzeyi). Ara habitatlar ayrıca belirli troglobit ve troglophile türleri tarafından yerleştirilmiştir. Cnidarians (Velkovrhia enigmatica), Marifugia cavatica tüp solucanı ve Congeria kusceri gibi bazı sapsız (ve çoğunlukla filtre beslemeli) troglobitik hayvanlar. Tanımlanacak Klasik Karst'tan ilk troglobitler şunlardı: Cerknica Gölü'nden mağara semenderi (Proteus anguinus), Postojna Mağarası'ndan böcek Leptodirus hochenwartii ve bir dizi diğerleri. Yüzey faunası burada zengindir. Özel üyeleri arasında büyük yırtıcı hayvanlar, sulak alan kuşları, kayalık habitatlardaki omurgalılar ve su ve yüzey yarı yeraltı "kriptik" habitatlardan (kaynaklar, toprak) omurgasızlar dahil olmak üzere büyük orman memelileri bulunur.

Orman faunası boz ayı, kurt, çakal ve yeniden tanıtılan vaşak içerir.

Karsttaki flora çeşitliliği, her şeyden önce, jeolojik tarih boyunca iklimsel, edafik, hidrolojik ve orografik koşullar arasındaki etkileşime bağlıdır. Klasik Karst'taki yüksek fauna çeşitliliğine katkıda bulunan önemli bir faktör de, düşük yerleşim yoğunluğu ve hayvancılık ve ormanların sömürülmesini içeren arazi kullanım türü nedeniyle nispeten küçük insan etkisidir. Öte yandan, karst aynı zamanda buzul çağlarından önce, sırasında ve sonrasında çok sayıda bitki grubunun merkeziydi. Batı Balkanlar, buzullaşma sırasında flora sığınaklarından biriydi. Tüm bu faktörler -bağımsız veya ortaklaşa- özellikle geniş karst florası ve bitki örtüsü çeşitliliğini şekillendirmiştir. Birçok orijinal peyzaj farklı seviyelerde ekosistem bozulması yaşamış olsa da, olağanüstü yerel ve bölgesel bitki örtüsü ve flora çeşitliliği korunmuştur. Özellikle Tersiyer, buzul ve buzul sonrası kalıntı türlerinin yaşam alanlarına ev sahipliği yapan Akdeniz ve Akdeniz altı dağlarıdır. Tarih öncesi zamanlarda ormansızlaşma yoluyla insanlar, bugün doğal olarak algılanan habitatların (kuru çayırlar, kaya florası) oluşması veya genişlemesi için alan açarak floranın çeşitlenmesine bile katkıda bulunmuştur.

Orijinallik ve/veya bütünlük beyanları

Klasik Karst'ın belirli alanları, bitki ve hayvan türleri ve habitatları dahil olmak üzere orta enlemlerdeki karstik tipik tüm karstik fenomenleri içerir ve ayrıca bu fenomenlerin, türlerin ve habitatların sunumuna uygun karmaşık bir iç içe alanı temsil eder. Bazı karst olaylarının, süreçlerinin ve hayvan türlerinin Klasik Karst'ta ilk kez tanınması, tanımlanması ve profesyonel olarak kanıtlanması özellikle önemlidir. Bunların bilgisi, doğal süreçlerin Klasik Karst ve genel olarak karstik peyzajın evrensel bir değeri olduğunun anlaşılmasına önemli ölçüde katkıda bulunur.

Spesifik doğal süreçler, litoloji ve tektonik tarafından oluşturulan bu bölgenin karstik olayları, hem yüzey hem de yeraltı kabartma özelliklerinde gelişmiştir. Karst jeomorfolojik özelliklerinin uzun ve sürekli gelişimi (20 milyon yıldan fazla), çeşitli ve istisnai mağara faunasının gelişimini de sağlamıştır. Seçilen her alan, tüm mikro ve makro özelliklere sahip bir veya birkaç komple karst sistemini temsil eder; Reka Nehri'nin yeraltı akışına sahip bir mağara oluşumları sistemi, kaybolan akarsulara sahip kör vadiler sistemi ve çeşitli gelişim aşamalarında tipik polyeler. Seçilmiş bölgelerdeki yüzey ve yeraltı karst olayları iyi korunmuştur.

Mağara geçitleri ve mağara Reka Nehri'nin yeraltı akıntısının envanteri ve üzerindeki mağaralar iyi korunmuştur. Yüzeyde küçük yerleşim yerleri, altyapı ve geniş arazi kullanımı mevcuttur, ancak bunlar su kirliliği, mağaralar ve mağara envanteri için büyük bir risk oluşturmamaktadır. En iyi korunmuş mağaralardan bazıları Blazceva dolina vadisindeki Gustinciceva jama mağarası ve olağanüstü doğası ve koruma durumu nedeniyle halka kapalı olan Nova Krizna jama mağarasıdır (Jama v Grdem dolu). mağara özellikleri, bu sayede erişime yalnızca yetkili bakanlığın izni ile izin verilir.

Brkini'deki kör vadiler dizisi, kaybolan akarsularla iyi korunmuştur. Sadece kör vadilerin dibinde ve bunların havzasında yaygın tarım yapılmaktadır, bu nedenle doğal durumun korunması için kapsamlı bir risk yoktur.

Postojna Mağarası ve Planina Mağarası, diğer mağara kompleksleri ile birlikte, troglobitik türler için önemli bir yaşam alanını temsil eder. Habitatların iyi düzeyde korunması ve oluşum oranları, çok sayıda endemik tür ve Postojna-Pianina mağara sisteminin tür sayısı açısından sıcak noktalardan biri olması diğer şeylerin yanı sıra yansıtılmaktadır. Postojna Mağarası'nın her yıl yarım milyondan fazla ziyaretçi tarafından ziyaret edilmesine ve buradaki faunanın tehdit altında görünmemesine rağmen bölge iyi korunmuştur. Tarihsel açıdan ve doğal çevredeki değişiklikler nedeniyle, Postojna Mağarası ayrıca karstın, karsttaki insanların, ekonominin ve son olarak bilimin (doğal çevredeki değişiklikler dikkate alınmalıdır) gelişiminin özellikle öğretici bir örneği olarak kabul edilir. geliştirme işlevine hizmet ediyor olarak sunulur).

Poljeler iyi korunurlar, sadece kısmen ekilirler, bu Pivka aralıklı göllerinin alanları için de geçerlidir. Yüzyıllar boyunca geleneksel sürdürülebilir tarımsal kullanımın, habitatların ve biyolojik çeşitliliğin korunmasında önemli bir faktör olduğu kanıtlanmıştır.

Diğer benzer özelliklerle karşılaştırma

Karst manzaraları Dünya yüzeyinin yaklaşık %11'ini kaplar. Klasik Karst, Slovenya'daki Skocjan Mağaraları, Karadağ'daki Durmitor ve Hırvatistan'daki Plitivice Gölleri ile Dinarik Karst'ın bir bileşenidir ve halihazırda Dünya Mirası Listesi'ne kaydedilmiştir. Tüm bu alanlar bağımsız mülkler olarak yazılmıştır. Klasik Karst, tüm tipik karstik fenomen ve süreçlerinin yuvarlatılmış bir bütünüdür ve aynı zamanda biyotik bir sıcak noktadır. Klasik Karst'ı dünyadaki diğer karstik alanlardan ayıran katma değeri, uzun süredir devam eden ve sürekli araştırma tarihidir - sistematik ve speleolojik araştırmaların yanı sıra bilimsel araştırma ve karst terminolojisinin gelişimi. Karstik manzara, Sloven ve uluslararası kabul görmüş Alman bilimsel terimi "karst"ı ve bir karst özelliğinin toponimi olan "doline"yi ortaya çıkardı. Şimdi karst fenomeni olarak adlandırdığımız olağanüstü jeomorfolojik fenomenler, antik çağlardan beri Klasik Karst'ta tanımlanmıştır. Karst, yeni karstoloji biliminin beşiğidir.


Korunmuş veya yeniden şekillendirilmiş?

30 yılı aşkın deneyimim, paleokarst özelliklerinin çoğunun ve onları barındıran litoyapıların ortaya çıkmasından dolayı, su tablasına göre konumlarından bağımsız olarak sonraki karstlaşma ve kriptokarstifikasyon 2 süreçlerini basitleştirdiğini gösteriyor. Belirli bir litoyapı için, içerideki paleokarst özellikleri belirgin bir anizotropiyi temsil eder ve karstlaşma süreçleri özellikle bu tür anizotropilerden yararlanır. Sonuç, genellikle, sürekli olarak lito yapının yeni dinamiklerine uyum sağlayan, belirsiz bir süre boyunca aktif kalan kapsamlı bir yeraltı drenaj sistemidir. Yüzeye yeterince yakınsa, bu tür kriptokarst yüzey karst özelliklerini etkileyebilir ve hatta üretebilir. 3,4 Bir öğretici örnek, Romanya'daki Padurea Craiului Dağları'nda kireçtaşları içinde (Berriasian-Valanginiyen çağına ait olduğu iddia edilen bir paleokarstı işaret eden) boksit cevheri kütleleriyle ilişkili modern dolinlerin oluşumudur. Bir boksit cevheri gövdesi yüzeye yeterince yakın olduğunda burada dolinler bulunur.5 Bu dolinler boksitin hemen üzerinde değil, her zaman yerel yeraltı drenajına göre akış aşağısında meydana gelir ve yüzey ve yeraltı karstı arasında doğrudan ve dinamik bir bağlantı ortaya çıkarır. Boksit kütleleri ile ilişkili artan kimyasal aktivitenin karstlaşma süreçlerini büyüttüğü düşünülmektedir. 5

Yeterince derine gömülürse, özellikle kalın geçirimsiz kayalarla kaplandığında, paleokarst özelliklerinin aşındırıcı yeraltı sularının erişiminin ötesinde tutulması beklenebilir. Ancak, böyle bir varsayımı şüpheye düşüren pek çok örnek vardır. Bazılarına kısaca bakalım.

Romanya'da Tuna ve Karadeniz arasındaki Dobrogea (Romanya'nın en alçak ülkesi) olarak adlandırılan bölge, Paleozoyik kristalin oluşumlar üzerinde duran ve Kuvaterner çökelleri (esas olarak) ile kaplanmış çeşitli tortul karbonat türlerinden oluşan kalın bir yığının güney üçte birinde inşa edilmiştir. lös). Sedimanter formasyonlar iki karst akiferi barındırır: biri doğrudan Paleozoyik formasyonlar üzerinde uzanan Jura-Barremiyen (Mezozoik) kireçtaşlarında (400 ila 1000 m kalınlıkta) ve Sarmat (Üst Neojen) kireçtaşlarında bir artezyen akiferinde. 6 İki akifer Aptian (Orta Kretase) killeri ile ayrılmıştır. Alt akifer beklenmedik özellikler ortaya çıkardı. Tüm sedimanter yapı boyunca açılan sondajlar, yoğun tatlı su sirkülasyonu ve hatta aynı derinlikten kuvars kumu püskürmeleri ile 450 m (deniz seviyesinden 400 m aşağıda) derinlikte boşluklarla karşılaşmıştır. 7 Bu derinlikteki su sirkülasyonu, bir metreden fazla boruyla birlikte bir matkap ucunu kırdığı için çok güçlü olmalıdır. Ayrıca kum taşıyordu. Karstik akifer, Bulgaristan'ın Balkan öncesi bölgesinde yaklaşık 90 km uzaklıktaki hava sızması ile beslenmektedir. 8 Karadeniz'e yakın bu akiferdeki suyun izotop tarihlemesi 25.000 yıla kadar &lsquoages&rsquo verdi, 8 bu da 3,6 m/yıl yeraltı suyu akışına tekabül ediyor. Açıkçası, bu tür sakin hızlar sondaj ekipmanını yok edemezdi.

Öte yandan, vadoz bölgesindeki su tablasının üzerinde normalde böylesine hızlı, yoğun bir yerel su akışı meydana gelir, bu da geniş bir mağara sistemini ima eder. Bleahu'ya göre,10 bu akifer içindeki karstik drenajların varlığı, kalın Miyosen ve Kuvaterner çökelleri altında gömülü olan bir paleokarstle ilişkilendirilemez, çünkü Miyosen öncesi boşluklar litostatik basınç altında yaşayamaz (boşlukların singenetik dolguları yoktur). . Ancak, Bleahu'nun yanlış olduğunu varsayalım (kişisel bakış açım değil). Bu boşluklar gerçekten eski bir karstlaşma evresi sırasında oluşmuşsa, son zamanlardaki karstik akifer tarafından açıkça yeniden kullanılmışlardır. Paleokarst izleri ne olursa olsun, son zamanlardaki karstlaşma ile silinip gidecekti.

Benzer bir durum, ancak ölçekte çok daha görkemli, Florida karstı. Rölyef çok düz olmasına rağmen (deniz seviyesinden asla 100 m'yi geçmez), karstik akifer 2.400 m derinliğe kadar kireçtaşı katmanlarını takip eder. 11 Hidrolik basınç inanılmazdır, hidrolik yüksekliği 700 m'nin üzerinde olan bir artezyen akifer oluşturur (maksimum tahliye enerjisinin 100 m olduğunu unutmayın!). Atlantik Okyanusu'nun dibine kadar 1800 m derinlikte mağaralar açılmıştır. 11 Şu ana kadar ne devasa hidrolik basınç ne de 1.800 m derinlikte mağaralar oluşturabilen mekanizma için geçerli bir açıklama yapılmadı. dinamik karst akiferi ve okyanusun dibinin altında. 21.000 yıldan fazla bir süredir kireçtaşları içinde tutulduğu iddia edilen karstik suların bu kadar derinlikte nasıl doymamış olabileceğini de kimse makul bir şekilde açıklamadı. 12 Suyun nereye gittiğine gelince, şu ana kadar bir yanıt yok. Sel jeologu için, derin yeraltı ve okyanus tabanının altındaki bu tür aktif karst çok önemlidir. Varlığı, gömülü paleokarstın aşındırıcı yeraltı sularının erişiminin ötesinde kalma şansının çok az olduğu fikrini desteklemektedir. Ayrıca, bu tür özelliklere atfedilen devasa çağlarda bir yanlışlık olduğunu kuvvetle önerir.

Benzer durumlara metamorfik litoyapılarda bile rastlanmaktadır. Kuzey Romanya'da, Rodnei Dağları çoğunlukla kristal oluşumlardan oluşur. 1.500 m'nin üzerinde kalınlıkta önemli bir karbonat istifi (mermer) vardır. Dizinin içinde madencilik faaliyetleri çeşitli karstik akiferlerle karşılaşmıştır. Bunlardan biri, granatlı orta derecede metamorfize şistler tarafından üzerlenen ve üzerleyen kristalin bir kalker istifi içinde yer alır. Kireçtaşlarının 150 m üzerindeki yüzeyle yanal bağlantısı yoktur. Bu koşullar altında, bu kireçtaşlarının sızma suyundan tamamen yalıtılması beklenebilir. Ancak durum böyle değil. Bazen yüksek basınç altında tatlı suyu tahliye eden (ve halen de devam etmekte olan) çok sayıda fay, kırık ve bağlantılı eklemlerle karşılaşıldı. 60 l/s'ye kadar akışlar kaydedildi. 13 Madencilik faaliyetleri ile henüz karst özelliği açılmamıştır. Paleokarst özellikleri bir şekilde metamorfizmadan sağ çıkmış olsaydı, karstik drenajların düzenlenmesinde oldukça aktif olacakları açıktır. Bu görünüşte kapalı lito yapıya nüfuz etmek için tüm su nereden geliyor? Açıkça, üst üste gelen şistlerdeki (normalde geçirimsiz olarak kabul edilen) faylar ve kırıklar tek makul kaynaktır.

Hiç şüphesiz en büyük dünya otoritelerinden biri olan Derek Ford, paleokarst ile yukarıdaki sorunları doğrular gibi görünüyor:

&lsquoGömülü kayadaki tanınabilir karst özelliklerinin korunması bir şans meselesidir. Karstik süreçlerin hızlı çökelmeyle, özellikle de karasal kayaçlarla, uzun süreli çökmenin ardından geldiği yerlerde en iyisidir.

Pek çok paleokarst, denizel transgresif fasiyesler tarafından, çok az veya hiç araya giren korkunç birikme olmaksızın gömülmüştür. Bu tür karst, genellikle dalga hareketi ile budanır ve eğer küçük ila orta ölçekli ise, dalga enerjisinin yüksek olduğu yerlerden tamamen çıkarılabilir. Bu, paleokarst horizonlarının stratigrafik korelasyon sorunlarını şiddetlendirir.

Klasik Avrupa paleokarstlarından biriyle olan engin deneyimini özetlerken&mdashBohemya'daki&mdashPavel Bos'aacutek şunları itiraf ediyor:

Şekil 1. Modern ve antik sıvı sızıntılarının küresel dağılımı. Modern sızıntı ve pockmark dağıtımları, Moore'dan eklemelerle 21, Hovland ve Judd'a aittir. 17
Daha büyük görünüm için buraya tıklayın

Bu gerçekler göz önüne alındığında (teorik modellerin aksine), paleokarst özelliklerinin korunduğu fikrini kabul etmekte zorlanıyorum. değişmemiş milyonlarca, hatta yüz milyonlarca yıldır. Sonuç olarak, bugün &lsquopaleo&rsquo morfolojisi ne olursa olsun, bir yaşın kabul edilebilir bir kesinlikle ayırt edilebileceğinden ciddi olarak şüpheliyim. Bu, bu tür özelliklerin (ileride göreceğimiz gibi, genellikle böyle değildir) net tortul &lsquosandwiching'i (yani, kesin olarak tarihlenebilir sedimanlar üzerinde oturan ve bunlarla kaplı paleokarst özellikleri) gerektirecektir. Başlangıçta çözülebilir kayaların içinde korunan herhangi bir birincil morfolojinin, daha sonra karstlaşma veya kriptokarstlaşma yoluyla veya daha derine gömülürse diyajenetik süreçlerle yeniden şekillendirileceğine inanıyorum.

Yukarıdakileri akılda tutarak, birincil morfolojilerin kökenlerini karst süreçlerine yalnızca morfoloji ve substrat (çözünür kayalar) temelinde atama uygulaması, benim görüşüme göre, en azından sorgulanabilir. Daha önce de belirttiğim gibi, 1 karst özellikleri, dinamik bir sürecin morfolojik ifadeleridir ve suyun litoyapısal birimlerden geçişini ifade eder.. Sonuç olarak, bir özelliği bilimsel olarak paleokarst olarak adlandırmadan önce, yüzey ve yeraltı paleomorfolojilerinin yeraltı su sirkülasyonu veya depolama paleo özellikleriyle açık bir şekilde bağlantılı olduğunu tespit etmeliyiz.


Slovakya'dan son haberler

Slovak Karst'ın en güzel dört yapraklı yoncası: Şafaktan alacakaranlığa yolculuk

4'e kadar istisnai yeri pratik olarak aynı anda kaç kez görme şansınız var? Slovak Karst'ta bir günde kendinizi hoş bir şekilde yok edelim. Bunlar gezimizin 4 harika durağı…

Slovakya'daki tarihi oteller: Lüksün ve tarihin kokusunun tadını çıkarın

Ülkemizin gelenekleri, tarihi ve mirası sayesinde birinci sınıf konaklamanın keyfini çıkarın. Biraz tarihi, bolca karizması ve tabii ki harika hizmetleri olan, coşkulu otelcilerin uzun yıllara dayanan çalışmalarını yansıtan lüks odalar ve daireler.

Merdiven Maceraları: Çocuklarınıza yürüyüş yapmayı nasıl sevdirirsiniz (geziler için 3 ipucu)

Uzun günlük geziler, çocukların yaşamlarına ömür boyu katkı sağlar. Onlara tüm canlılara saygı ve hürmet etmeyi nasıl öğrettiğinizi hatırlayacaklar. Engelleri aşmayı ve yaptıklarının sorumluluklarını anlamayı öğrenecekler.

Yaşayan Tarih: Sizi yüzlerce yıl geriye götüren 4 eşsiz yer

Slovakya'nın zengin tarihi hakkında biraz övünmemizin zamanı geldi. Bir Zamanlar…. Bu güzel bölgenin ilk kez ne zaman insanlar tarafından işgal edildiğini yalnızca Tanrı bilir. Bazıları 250 000 yıl önce olduğunu söylüyor.

Siz sordunuz: Tatras'ta bir yürüyüş gezisine çıkmak için en iyi zaman nedir?

Okuyucumuz Marc L.'nin sorusu: Slovakya'da bir yürüyüş gezisi ile ilgileniyorum ve Tatras yürüyüş yapmak için güzel bir yer gibi görünüyor. Bu 4 kişilik bir grup içindir. Ne zaman gitmek daha iyidir?

En son makaleler, harika yeni yerler ve seyahat indirimleri içeren bültenimizi alın.


1. Giriş

Canlı organizmaların (bitkiler, hayvanlar) yaşamının başlangıcı ve bitişi, kesin olarak belirlenebilen ve tanımlanabilen gerçekten açık eşiklerdir (tohumlama/tozlaşma ® ölüm). Öte yandan, bir karstik sistemin ömrünün başlangıcını ve sonunu belirlemek önemli bir sorundur. Canlı sistemlerin çoğunun aksine, karstik sistemlerin gelişimi “dondurulabilir” (durdurulabilir) ve daha sonra genellikle birkaç kez yeniden canlandırılabilir. Karstın fosilleşmesi ve gençleşmesi termodinamik ilkelere göre görülebilir (Eraso 1989): sistemin entropi üretiminin hızını temsil eden dış yayılım fonksiyonu minimuma ulaştığında, sistem durağan bir durumdadır – su sirkülasyonu ve onun kayaçların çözünmesi için kimyasal potansiyel sona erdi ve karstlaşma kesintiye uğradı. Sisteme yeni enerjinin (hidrolik kafa) girmesi, karstlaşmanın yeniden aktifleşmesine neden olabilir. Karst oluşumunun polisiklik özelliği tipik bir özelliktir (örneğin, Panoš 1964 Ford ve Williams 1989). Birçok farklı aşamada evrimleşen birçok karstin poligenetik doğası da vurgulanmalıdır (Ford ve Williams 1989), örneğin, meteorik erken diyajenezi takip eden daha önceki derin yerleşik/hidrotermal ürünler üzerindeki soğuk karst süreçlerinin üst baskısı (örn., Bosák). 1997).

Karst evriminin tarihlendirilmesi, temel olarak (1) karstlaşmanın başlangıcının kesin tanımı ve (2) karstik kayaların belirli koşullar altında diğer kaya türlerinden daha kolay çözünür olduğunu kabul ederek, herhangi bir karstlaşma ürününün korunma biçimleri gibi felsefi sorunlar doğurur. bireysel litolojilere göre farklılık gösterir (kireçtaşları, dolomitler, alçıtaşı, anhidrit, kaya tuzu, kuvarsit). Korumanın rolü çok önemlidir, çünkü karstik alanlar jeolojik ve çevresel geçmişin, özellikle de ilgili tortulların çoğunlukla eksik olduğu karasal (kıtasal) tarihin ve aynı zamanda deniz kayıtlarındaki kanıtların tuzakları veya koruyucuları olarak işlev görür (Horáček ve Bosák 1989).

Ana kayaçların karstlaşması oluşum evreleri sırasında başlayabilir - diyajenez - çökelmeden kısa bir süre sonra yumuşak tortuyu konsolide bir kayaya dönüştürür. Bu tür karstlaşma, bir depomerkezin (tortul havza) bir kısmının ortaya çıkmasının ve diyajenetik sisteme meteorik suyun girmesinin bir sonucudur. Sonuç, yüzey kabartması ve deniz seviyesi değişiklikleri ile ilgili bir tatlı su merceğinin ve bir haloklin bölgesinin oluşumudur. Karbonat kayaçlarında meteorik diyajenez yoluyla çözünme (karst) gözenekliliğinin başlangıcının ilk aşamaları, çok sayıda sedimantolojik ve paleokarst çalışmasında tanımlanmıştır (örneğin, Longman 1980 James ve Choquette 1984 Tucker ve Wright 1990 James ve Choquette, Eds. 1988 Wright, Esteban ve Smart, Eds. 1991 Moore 1989, 2001). Bazı yazarlar, karstın yalnızca meteorik diyajenezin fasiyesi olduğunu varsaymaktadır (Esteban ve Klappa 1983). Bir karstın evrimi, özellikle işlemlerin işlemesi için mevcut zamana ve kaya maruziyetlerinin coğrafi ve jeolojik koşullarına bağlıdır. Mevcut süre ne kadar uzun olursa, hidrolik gradyan ne kadar yüksek olursa ve sisteme giren çözücü su miktarı ne kadar büyük olursa, karst tüm oluşum modlarında (exo- ve endokarst) o kadar gelişmiş olacaktır. Genel olarak, stratigrafik süreksizliklerin türünün, yani birikmeme aralıklarının (diskonformiteler ve uyumsuzluklar bkz. Esteban 1991), karstlaşmanın yoğunluğunu ve kapsamını doğrudan etkilediğini söyleyebiliriz. İncelenen süreksizlik derecesi ne kadar yüksekse, süreç ve olayların tarihlendirilmesinde beklenen sorunlar da o kadar büyüktür. Karstlaşmanın sonu da çeşitli açılardan görülebilir. Karstlaşmanın tartışmasız bir sonu, karstik fenomeni ile birlikte ana kayanın tamamen aşındığı/soyulduğu anda, yani karst döngüsünün sonunda meydana gelir. sensu Grund (1914 ayrıca bkz. Cvijić 1918). Böyle bir durumda tarih atılacak bir şey kalmaz. Bireysel evrim aşamalarının (döngüler) karstik formları, karstik olmayan diğer erozyon süreçleri veya epikarstın tamamen doldurulması ve karstik yüzeylerin geçirimsiz tortularla gömülmesiyle, tüm bir karstik kaya dizisini yok etmeye gerek kalmadan yok edilebilir. (Davis 1899'daki erozyon döngüsü için ayrıca bkz. Sawicki 1908, 1909). Karstlaşmanın geçici ve/veya nihai kesintiye uğraması, karstın hidrolojik fonksiyonunun kaybı nedeniyle fosilleşmeden kaynaklanabilir (Bosák 1989, s. 583). Fosilleşmeye metamorfizma, mineralleşme, deniz geçişleri, kıtasal çökeller veya volkanik ürünler tarafından gömülme, tektonik hareketler, iklim değişikliği vb. neden olabilir (bkz. Bosák 1989).

Bu makaledeki temel soru şudur: Karstik süreçleri tarihlendirebilir miyiz? Cevap sonunda verilmiştir. Jeokronolojik yöntemler ve gözden geçirilen bazı yaklaşımlar evrensel olmasına rağmen, makale çoğunlukla karbonatlı kayalardaki karst ile ilgilidir.


Iletişim: Jeff Matthews

Matese Gölü (resimde), İtalya'daki en yüksek karst* gölüdür. Matese masif olarak bilinen yerel dağ grubundaki Miletto (2050 m/6200 feet) ve Gallinola Dağı'nın (1923 m/6000 feet) eteğindedir. Göl, Napoli'nin yaklaşık 70 km (45 mil) kuzeydoğusunda, Campania bölgesindeki Caserta ilindedir. Gölün kendisi 1.014 m/3000 feet'te. Göl havzası, yıl boyunca akan bazı akarsu ve nehirlerin yanı sıra çevredeki dağlardan gelen kar akışıyla beslenmektedir. Bununla birlikte, göl suyunu, birçok karstik alanda tipik olan göletler ve akarsulardan oluşan geniş yeraltı su dünyasına yönlendiren küçük düdenlerin varlığı ve göl suyunun hidroelektrik amaçlarla uzaklaştırılması, gölün su seviyesini tutarsız hale getirir. En büyük su hacmi Mayıs ayındadır ve bu sırada gölün çevresi 12 km/7,5 mildir. Mühendislerin düdenleri tıkamak ve suyu yönlendirmek için yaptığı birçok müdahale göz önüne alındığında, gölün insan yapımı olduğu düşünülebilir. -veya, en azından, -sürekli.

Matese masifi ortadaki büyük dağlık bloktur.
Matese Gölü
size bakan iki mavi noktadan daha büyük olanı
merkezden. NS
Volturno nehri hemen altından geçiyor.
T Göl, Campania'daki korunan doğal alanlardan biri olan ve 2002'den beri varlığını sürdüren Matese Bölge Parkı içindedir. Park yönetimi San Potito Sannitico kasabasındadır ve bu az bilinen veya az ziyaret edilenleri tanıtmak için aktif bir kampanya yürütmektedir. -İtalya bölgesi. Matese Bölge Parkı yaklaşık 330 km²/130 mil karelik bir alana sahiptir), bunun merkezinde sadece göl değil, aynı zamanda çok güzel manzaralı vadi bulunmaktadır. (Ayrıca bölgede daha küçük iki göl daha vardır: Matese Gallo ve Letino.) Bölgenin bataklık ortamında kaz, deniz mavisi, su tavuğu, yaban ördeği, leylek, flamingo, ağaçkakan, alakarga gibi birçok kuş türü bulunur. , baykuş ve hatta altın kartal. (Ya Matese Falcon'a ne dersiniz? Bilmiyorum!) Balık türleri arasında kuzey turnası, alabalık, kadife, sazan ve levrek bulunur. Fauna, düzenli olarak tespit edilen tilki, dağ sıçanı, porsuk, tavşan, yaban domuzu ve kurt içerir! Ağaçlar holm meşesi, kestane, kayın, dişbudak ve köknar içerir. Parkın içinden geçen iki önemli nehir var, Titerno ve Tammaro.

T Tüm masif, belirtildiği gibi, bir karst oluşumudur ve bu nedenle kireçtaşı mağaraları ve onların büyüleyici mağara oluşumları (teknik olarak adlandırılır) ile petek şeklindedir. mağaralar) dikitler (yukarı çıkarlar) ve sarkıtlar (aşağı inerler) gibi. (Sağdaki resim, Campo Braca olarak bilinen bölgenin altındadır ve "perdeli akıştaşı" olarak tanımlanan bir oluşumdur.) Bu tür mağaralar, spor mağaracılık (veya mağaracılık ya da "eğlence" terimi ne olursa olsun) için son derece çekici bir hedeftir. seven troglodyte"!) Bugüne kadar, kaydedilen ve incelenen mağaraların sayısı 80'in üzerindedir, ancak en azından bir o kadar çok daha fazlası bilinmektedir ve keşif sürecindedir. En popüler olanlardan biri 1.048 metrelik (c.3400) fit derinliğindeki (!) Pozzo del Neve (kar kuyusu) dağın kuzeydoğu kesiminde. Büyük ve küçük bu tür birçok mağara açıkça yeni başlayanlar için olmasa da, birkaçı ortalama turist için ayrılmıştır. Bu nedenle, büyük Kar Kuyusu'nun yarım milden daha fazlasını aşağı inmeye hazır değilseniz, örneğin yakındakileri deneyebilirsiniz. kakaviola boğazı [kesin çeviri: "Mor Turd Gorge!! gerçekten] özel kılavuzlar ve test edilmiş güvenlik kabloları ve diğer ekipmanlarla desteklenir. Masif aynı zamanda fosil bakımından da zengin bir alandır. Park alanındaki 20 küçük kasabada, tüm bunları size açıklamaktan mutluluk duyacak en az yarım düzine küçük müze var.

Matese masifinde mağaracılık
T alan tarihsel olarak aşırı ilgi çekicidir. Erken Demir Çağı'nın sonunda (MÖ 700 civarında yapın), Tiren kıyıları Pithecusa, Poseidonia ve Elea gibi Yunan yerleşimleriyle çılgın revülerin çoğunu alırken, iç kesimlerde gizemli ve etkili Etrüskler vardı ve Matese'de inatçı -ve herkes gerçekten kötü diyor- Samnitler, yenilmeden önce birçok kez Romalılarla savaşan savaşçılar pusuya yattı. Bunlar, Gotlar, Vandallar ve Lombardlar gibi Roma İmparatorluğu'nun haleflerinin dalga dalga geçtiği dağlardır. Bugün bile bölge, kıyıdan gelen Sarazen saldırılarına direnmek için inşa edilen kutsal mağaralar ve eski surlarla dolu. Bölge ayrıca Normanlar, Svabyalılar ve Angevinler tarafından buraya yerleştirilen eski Napoli krallığının kalıntılarıyla dolu. Yani gölün yanı sıra birkaç bin yıllık tarihiniz ve birkaç milyon yıllık jeolojiniz var. Oraya git. Şimdi.

*Karst: Kireçtaşı, dolomit ve alçıtaşı gibi çözünür kayaların çözünmesiyle oluşan manzara. Kelimenin kendisi, İtalya ve Slovenya'da Carso olarak adlandırılan ve fenomenin ilk çalışıldığı yer olan Kras'ın Almanca adıdır. Karstik alanlar düdenler, mağaralar, yeraltı drenaj sistemleri ve alttaki mağaraların gelişmesiyle tetiklenen çökme ile karakterize edilir (Referans: Palmer, A.N., 1991., "Kireçtaşı mağaralarının kökeni ve morfolojisi" Amerika Jeoloji Derneği Bülteni, cilt 103, s 1-21.

nus Mağarası! [Bunu dikkatime sunduğu için Annemarie Brown'a teşekkürler ]
14 Kasım eklendi

Güzellik için git, S değil için kal

İtalya'nın merkezinde, ama gitmeye değer. Çoğu kişi gider Frasassi Mağaraları (resim, sağ) Ancona yakınlarında (İtalya'nın doğu tarafında, Adriyatik'te, Napoli'nin 280 km/175 mil kuzeyinde) çünkü mağaralar İtalya'daki en muhteşem "gösteri mağaraları" arasındadır. 1971'de keşfedildiler ve 1974'te açıldılar. Yarasalar Mağarası (kendinden açıklamalı), Büyük Rüzgar Mağarası (13 km/8 mil) geçitleri ve Ancona Uçurumu, o kadar büyük bir oda ki Milan'ın Duomo (dünyanın en büyük Gotik katedrali) içine sığabilir. Karst için deli iseniz, bu sizin için. ["Karst" tanımı, yukarıdaki maddenin son bölümü]

Ama dahası var! resme bak (sol). Yani sümük. (Ben narin ve soğukkanlıyım, bu yüzden başka bir şey derdim.) Frasassi Mağaralarında çalıştıktan sonra, mağaracılık yapan bilim adamları, San Francisco'daki Amerikan Jeofizik Birliği'nin mağarada yaşayan bakteriler ("snottit") hakkında bir toplantısına rapor verdiler, mağara duvarlarında ve tavanlarında yaşayan, damlayan ve zeminleri kalın paspaslarla kaplayan mikroorganizmalar. Bu mikroorganizmalar mağara oluşumunu hızlandırır. Mağaralar, yağmur suyunun aşağıya sızması ve yeraltındaki bayat sudaki hidrojen sülfür ile karışmasıyla oluşan sülfürik asit tarafından kireçtaşı kayalarına oyulmuştur. Bu özel bakteriler, snottit, hidrojen sülfür yer ve atık ürün olarak sülfürik asit üretir. Bu, daha fazla mağara oymak için daha fazla sülfürik asit. Evet, bu kadar basit. (fotoğraf, sol, Daniel S. Jones, Penn State)

yeraltı portalına bu sayfanın başına


Ile sinek yakalamak Amanita muskaria: Slovenya'dan geleneksel tarifler ve bunların ibotenik asit ekstraksiyonundaki etkinlikleri

Çiftliklerde iyi hijyen sağlamak için sinek kontrolü gereklidir. Organik çiftçiler kimyasal böcek ilaçları konusunda şüpheci olduklarından, alternatif sinek kontrol ilaçları düşünülüyor. Amanita muskaria ibotenik asit ve muscimol içeren yaygın bir mantardır. Bu mantar yüzyıllardır sinekleri yakalamak için kullanılmaktadır, ancak geleneksel tarifler yetersiz tanımlanmış, belgelenmiş ve karakterize edilmiştir.

Çalışmanın amacı

Bu çalışmanın amacı, hazırlamak için geleneksel yöntemleri toplamaktı. A. muskaria Karst ve Gorjanci'de sinek yakalamak ve farklı geleneksel yöntemlerin mantar materyalinden ibotenik asit ve muscimol salınımı üzerindeki etkisini araştırmak için.

Malzemeler ve yöntemler

Araştırma, Karst'taki köylerde ve Slovenya'nın Gorjanci kentinin eteklerinde yapıldı. Geleneksel tariflerle ilgili veriler A. muskaria Karst'ta 31, Gorjanci'de 28 kişi ile yapılandırılmış görüşmeler yoluyla sinek yakalamaya yönelik anketler toplanmıştır. Geleneksel yöntemlere göre sekiz preparasyon hazırlandı ve beş farklı zaman noktasında (0.5, 1, 2, 3 ve 24 saat) mantar materyalinden salınan ibotenik asit ve muscimol miktarı yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) ile belirlendi. .

Sonuçlar

Sinek yakalamak için kullanılan hazırlıkların ayrıntılı açıklamaları, aslen Slovenya'nın diğer bölgelerinden olan Karst'taki üç muhbirden ve Gorjanci'nin eteklerinde 13 muhbirden elde edildi. Ancak, mevcut kullanımla ilgili herhangi bir rapor yoktu. Toplam 9 farklı yöntem toplanmıştır. Bazı yöntemler basitti ve süte veya suya batırmayı veya mantarın üzerine biraz süt damlatmayı içeriyordu. Diğerleri daha karmaşıktı ve ısı veya mekanik işleme ve süt veya suya batırma kombinasyonunu içeriyordu. Tüm preparasyonlar için, ibotenik asit salınımı zamana bağlıydı ve özütlenen miktar zamanla arttı. Geleneksel tariflerde süt sudan daha sık kullanılmasına rağmen, her iki maddenin salınımı kullanılan çözücüye bağlı değildi. Sadece suya veya süte batırılmış mantar materyali, her zaman noktasında en az miktarda ibotenik asit ve muscimol salmıştır. Ek ısı ve mekanik işleme, mantar materyalinden ibotenik asit ve muscimolün daha hızlı salınmasına yol açtı.

Sonuçlar

kullanma geleneği A. muskaria sinek yakalamak için Gorjanci'de vardı ama Karst'ta yoktu. Mantar materyalini hazırlamak için kullanılan yöntemler çeşitlilik gösterir ve bu farklılıklar ibotenik asidin salım profiline yansır.


3. Matematiksel Gelişim

3.1. Yeraltı Suyu Akışı

[15] Karst akifer oluşumunu simüle etmek için matematiksel modelin altında yatan kavramsal gelişme Şekil 2'de gösterilmektedir. Yukarıda açıklanan ikili hidrolik sistemi temsil etmek için bir süreklilik ve bir boru ağı bağlanmıştır.

[17] Kanal sistemi, silindirik borulardan oluşan bir boru ağı olarak modellenmiştir. Şebeke içindeki akışkanın sıkıştırılamaz olduğu varsayılmaktadır. Kanal sistemindeki genleşme, daralma ve bükülmeden kaynaklanan yük kayıplarının ihmal edilebilir olduğu varsayılır. Aşağıda sunulan simülasyonların amacı için, tamamen doymuş akış koşulları açıkça varsayılmıştır.

[21] Toplam şarjın çatlaklı ve kanal sistemine dağılımı uzayda değişebilir. Model alanının ayrıklaştırılmasına dayanan sayısal çözüm yaklaşımları göz önüne alındığında, her bir model hücreye, doğrudan şarj oranını hesaba katan ω (0 ≤ ω ≤ 1) ağırlıklandırma faktörleri atfedilir. Bu nedenle, eğer r [L 3 /T], bir model hücreye yapılan toplam yeniden yüklemeyi belirtir, karşılık gelen tüpe yeniden yükleme rT = ω r, süre rC = (1 - ω) r sürekliliğe tahsis edilen şarjdır. Ağırlık faktörünün ω, doğrudan şarj miktarı hücre boyutuyla ters orantılı olduğuna dikkat edilmelidir. rT sabit olduğu varsayılır.

3.2. Ca 2+ Taşıma ve Kalsit Çözünmesi

3.3. Model Uygulaması

[26] Yukarıda ana hatları verilen teoriye dayanarak, Carbonate Aquifer Void Evolution (CAVE) sayısal modeli, farklı sınır koşulları için karst akiferlerinin evrimini simüle etmek üzere programlanmıştır [ Hückinghaus, 1998 Clemens, 1997 ]. CAVE'de uygulanan temel sayısal çözüm yaklaşımı bu alt bölümde kısaca özetlenmiştir.

[27] Çatlaklı sistemdeki akış, MODFLOW kullanılarak sonlu bir fark şemasıyla hesaplanır [ McDonald ve Harbaugh, 1988 ]. Kanal ağı için denklemler genellikle, örneğin Newton-Raphson tekniği ile tekrarlanarak çözülmesi gereken doğrusal olmayan bir sistem oluşturur. Basın ve ark., 1992 ] CAVE'de uygulanmaktadır. Her bir tüpteki akış koşullarının, her zaman adımında türbülanslıdan laminarya veya tam tersine değişmesine izin verilir.

[28] Her iki hidrolik sistem de denklem (8) ile bağlanmıştır. Bu birleştirme, çatlaklı sistemdeki kafalar ve kanal ağının düğümlerindeki kafalar için dönüşümlü olarak çözülerek gerçekleştirilir. Her adımdan sonra kafa değerleri güncellenerek başka bir yineleme döngüsü oluşturulur.


Alplerden Adriyatik'e Barış Yürüyüşü – Birinci Dünya Savaşı Mirası

Taraf Devletlerin Geçici Listeleri, şeffaflığı, bilgiye erişimi sağlamak ve Geçici Listelerin bölgesel ve tematik düzeyde uyumlaştırılmasını kolaylaştırmak için Dünya Mirası Merkezi tarafından web sitesinde ve/veya çalışma belgelerinde yayınlanmaktadır.

Her Geçici Liste içeriğinin tek sorumluluğu ilgili Taraf Devlete aittir. Geçici Listelerin yayınlanması, Dünya Mirası Komitesinin veya Dünya Mirası Merkezinin veya UNESCO Sekreterliğinin herhangi bir ülkenin, bölgenin, şehrin veya alanın veya sınırlarının yasal statüsüne ilişkin herhangi bir görüşünün ifadesi anlamına gelmez.

Mülk adları, Taraf Devlet tarafından sunuldukları dilde listelenmiştir.

Açıklama

1. Barış Yürüyüşü (Slovence: Pot miru)

2. Vršič: Rus Şapeli (Slovence: Ruska kapelica) Miras Kayıt Numarası http://rkd.situla.org/ - HRN #855

3. Günlük bölmesi Mangartom: 1. Dünya Savaşı Askeri Mezarlığı (Slovence: Avstro-ogrsko vojaško pokopališče iz prve svetovne vojne) HRN #409

4. Kobarid (İtalyanca: Caporetto): Italian Charnel House (Slovence: Italijanska kostnica) HRN #227

5. Ladra: 1. Dünya Savaşı Askeri Şapeli (Slovence: Italijanska vojaška kapela iz prve svetovne vojne) HRN #5074

6. Zaprikraj: Krn Sıradağları – Tarihi Alan (Slovence: Krnsko pogorje – Zgodovinsko območje) HRN #7162

7. Tolmin: German Charnel House (Slovence: Nemška kostnica) HRN #766

8. Mengore: 1. Dünya Savaşı Tarihi Alanı (Slovence: Zgodovinsko območje iz prve svetovne vojne) HRN #7165

9. Javorca: Kutsal Ruh Anıt Kilisesi (Slovence: Spominska cerkev sv. Duha) HRN #200

10. Sabotin: 1. Dünya Savaşı Tarihi Alanı (Slovence: Zgodovinsko območje iz prve svetovne vojne) HRN #15446

GPS: 45.99156, 13.631566 (kulübe), 45.982664, 13.643273 (üstte)

UTM: 45°59'29.6"K 13°37'53.6"D (kulübe), 45°58'57.6"K 13°38'35.8"D (üst)

11. Solkan: 1. Dünya Savaşı Askeri Mezarlığı (Slovence: Avstro-ogrsko vojaško pokopališče iz prve svetovne vojne) HRN #672

12. Bohinj Demiryolu (Slovence: Bohinjska železnica) HRN #8117

Bohinjska Bistrica: Bohinj tüneli (Slovence: Bohinjski predor)

Bača pri Modreju: Demiryolu köprüsü (Slovence: Železniški Most)

Štanjel: Podlazi'deki su pompa istasyonu (Slovence: Črpališče za vodo v Podlazih)

Nova Gorica: Tren istasyonu (Slovence: Železniška postaja)

Nova Gorica: Demiryolu atölyeleri (Slovence: Železniške delavnice)

Nova Gorica: Su kulesi (Slovence: Vodni stolp)

Solkan: Demiryolu köprüsü (Slovence: Železniški most)

13. Gorjansko: 1. Dünya Savaşı Askeri Mezarlığı (Slovence: Avstro-ogrsko vojaško pokopališče iz prve svetovne vojne) HRN #149

14. Črniče: 1. Dünya Savaşı Askeri Mezarlığı (Slovence: Avstro-ogrsko vojaško pokopališče iz prve svetovne vojne) HRN #86

15. Štanjel: 1. Dünya Savaşı Askeri Mezarlığı (Slovence: Vojaško pokopališče iz prve svetovne vojne) HRN #229

Julian Alpleri'nin güneydoğu ucundan Trieste Körfezi'ne kadar uzanan dağlık bölge, binlerce yıldır Doğu ve Batı arasında bir temas bölgesi olmuştu. Roma İmparatorluğunu korumak için bir savunma sistemi, Claustra Alpium Iuliarum, kurulmuş. Orada Langobardlar ve Şarlman krallığı siyasi ve kültürel güçlerini yaydı. Daha sonra Isonzo (Slovence: Soča) Nehri ve çevresindeki bölge, Venedik Cumhuriyeti ile Avusturya-Macaristan İmparatorluğu arasındaki sınır bölgesi haline geldi. Napolyon döneminde İlirya Eyaletlerinin batı sınırını temsil ediyordu. 1866'dan sonra Habsburg monarşisinin batı sınırı oldu.

İtalya 24 Mayıs 1915'te Avusturya-Macaristan'a savaş ilan ettiğinde, neredeyse bir yıldır Avrupa'da askeri operasyonlar yürütülüyordu. Eski müttefikler, Avrupa'da başka bir Birinci Dünya Savaşı savaş alanı açtı - Güney Batı veya İtalyan-Avusturya cephesi (Mayıs 1915 - Kasım 1918). 600 km uzunluğundaydı ve İsviçre-İtalyan-Avusturya gezi noktasındaki Stelvio Geçidi'nden Güney Tirol, Karnia, Isonzo havzası boyunca ve Adriyatik Denizi'ne kadar uzanıyordu. Bu hat boyunca en önemli savaş alanı, Isonzo Cephesi olarak adlandırılan cephenin 90 km uzunluğundaki güney koluydu.Slovence: Soška fronta). Julian Alpleri'nde başladı, Banjšice Platosu'nu geçti ve Karst (Slovence: Kras) Platosu'nun etekleri boyunca Timavo nehrinin ağzında Adriyatik Denizi'ne kadar devam etti.Slovence: Timav). Avusturya-Macaristan birlikleri, çeşitli milletlerden (Avusturyalılar, Macarlar, Çekler, Moravyalılar, Slovaklar, Polonyalılar, Ukraynalılar, Ruslar, Slovenler, Hırvatlar, Boşnaklar, Sırplar, Rumenler, Almanlar, Türkler vb.) ve farklı dinlere mensup askerlerden oluşuyordu. (Roma Katolik, Yunan Katolik, Protestan, Ortodoks, Müslüman, Yahudi vb.). Haziran 1915'ten Ekim 1917'ye kadar Isonzo Cephesi, 12 saldırının sahnesiydi. Tarihsel olaylar yeni tarihsel koşullarda resmi kapanışını buldu: 1915 Londra Antlaşması ve 1920 Rapallo Antlaşması'na uygun olarak devlet sınırları yeniden tanımlandı ve yeni devletler kuruldu.

Uzun süren operasyonlar, zorlu Alp arazisi ve dağ iklimi nedeniyle Isonzo Cephesi, Birinci Dünya Savaşı'nın en vahşi savaş alanlarından biriydi. Doğal çevreyi büyük ölçüde değiştirdi, yerel ekonomi ile birlikte kentsel peyzajı harap etti ve önemli demografik değişiklikleri beraberinde getirdi, böylece bölge üzerinde yarattığı etki dramatik ve uzun süreli oldu ve Avrupa'da yankılandı.

Birinci Dünya Savaşı bu topraklarda kalıcı bir iz bıraktı. Günümüze kadar, eski cephe hattı boyunca bol miktarda maddi miras korunmuştur: kaleler, hendekler, gözlem noktaları, ulaşım yolları, kulübeler, doğal ve insan yapımı mağaralar, askeri mezarlıklar, mezarlıklar, şapeller, anıtlar ve anıtlar.

Yüz yılı aşkın bir süredir “korku yıllarının” anılması, bakış açısını ordudan hatıra ve barışı teşvik eden kolektif ve ulusötesi hatırlamaya dönüştürdü. Yüz yıl önce insan iletişimi alanından kaybolan, ancak günümüzde otomatik ve aşikar olan kelime dağarcığı yeniden tanıtıldı.

320 km uzunluğundaki parkuru boyunca Barış Yürüyüşü, hafıza mekanları ile yas mekanlarını birbirine bağlar. Aynı zamanda kalıcı insan gücünü ve barış, insancıllık, kişisel haysiyet ve uluslararası işbirliği için çabalamayı gösterir. Barış Yürüyüşü böylece bir hafıza manzarası, çalkantılı tarihi olaylar arasında bir yürüyüş, Karst platosunun yakıcı güneşi altında saçma bir savaşın mikro-dünyaları, Alpler'in veya Dolomitlerin karlı yamaçları, şapellerin yanından geçen bir yürüyüş haline geldi. o zamanların, Hıristiyan haçları, Yahudi mezar taşları veya Müslüman nišans ile türbeler ve mezarlıklar ve birçok farklı milletten ve inançtan çok sayıda düşmüş askerin kişisel isimleriyle buluşma yürüyüşü. Barış Yürüyüşü boyunca geçmiş, şimdi ve gelecek buluşur ve net bir barış ve hoşgörü mesajı iletir.

1. Barış Yürüyüşü (Pot miru)

Barış Yürüyüşü, bir zamanlar Isonzo Cephesi boyunca uzanan alanları, insanları ve zengin kültürel ve doğal mirası birbirine bağlar. Log pod Mangartom'da başlar ve Slovenya topraklarından Gorjansko'da ayrılır (haritaya bakın). Cephenin arkasında, çeşitli kurum ve toplulukların çabalarıyla mükemmel bir şekilde restore edilen ve sürdürülen sayısız kalıntı kaldı. Askeri mezarlıklar, mağaralar, hendekler, mezarlıklar, şapeller, anıtlar, tarihi yerler ve diğer anıtlar, Avrupa tarihinin önemli maddi ve somut olmayan mirasının bir parçasıdır. Onların tanıklıkları, ruh halleri ve hikayeleri, Julian Alpleri'nden Adriyatik'e kadar bugünkü Barış Yürüyüşü'nün omurgasını oluşturuyor. Birinci Dünya Savaşı sırasında acı çeken herkese bir anıt ve bir daha asla olmaması gereken savaşlara karşı bir uyarıdır. Her şeyden önce barışın değerini ve ortak kalkınma fırsatlarını teşvik eder. Yürüyüş, tek tip olarak işaretlenmiştir ve farklı ziyaretçi grupları için uygundur.

Ahşap Rus Ortodoks Şapeli, Vršič geçidine giden yolun yukarısındaki bir yamaçta askeri mezarlıkta duruyor. Kranjska Gora'dan Vršič (1.611 m) geçidini geçerek Trenta'ya giden yolun inşaatı, İtalya'nın Avusturya-Macaristan'a savaş ilan edeceği zaten açıkken, Mayıs 1915'in başında başladı. Doğu Cephesinde yakalanan 12.000 Rus savaş esiri, insanüstü çabalar gerektiren yolun inşası için bölgeye nakledildi. Basit kabinlere yerleştirildiler, kötü beslendiler ve kötü giyindiler ve birçoğu çaba ve hastalıklardan öldü. Bu yol daha sonra Isonzo Cephesi'ndeki Avusturya-Macaristan birliklerinin tedarikine ve yaralıların cepheden taşınmasına hizmet etti. 1915'in sonunda zaten ulaşım için kullanılabilirdi. Mart 1916'da kar çok bol olduğu için, Mojstrovka Dağı'nın yamaçlarından büyük bir çığ tetiklendi ve yüzlerce inşaatçıyı yuttu. Çektikleri acıların ve sayısız ölü arkadaşının anısına, Rus savaş esirleri, içinde küçük bir sunak ve eyer çatısı olan ahşap bir şapel inşa ettiler. Bu küçük Ortodoks Kilisesi şimdi restore edilmiş ve Rus Şapeli olarak biliniyor. Yanında, üzerinde Rusça "Rusya'nın Oğullarına" yazılı bir piramit bulunan bir mezar var.

3. Günlük bölmesi Mangartom: 1. Dünya Savaşı Askeri Mezarlığı

Avusturya-Macaristan mezarlığı, Koritnica Nehri vadisi doğrudan çatışmalardan yeterince uzak olduğu için Birinci Dünya Savaşı'nın ilk yılında düzenlenmiştir. Köy kilisesinin arkasında sivil mezarlığın yanında bir yamaçta yer almaktadır. Mezarlıkta 800'den fazla mezar vardır, bunların en büyüğü 4. Bosna-Hersek Piyade Alayı (BHIR 4) askerlerine aittir. Bugün, tüm mezarlar haçlar veya tipik Müslüman mezar taşları nišans ile işaretlenmiş ve kimlik levhaları ile döşenmiştir. Mezarlığın ortasına, savaş sırasında Praglı Ladislav Kofránek'in bir eseri olan devasa bir anıt dikildi. Burada gömülü olanların çoğunun öldürüldüğü Rombon Dağı'nın zirvesine gözlerini dikmiş bir çift asker bulunuyor. Anıtın içine bu bölgede savaşan Avusturya-Macaristan birliklerinin kısaltmaları ve Almanca, Sırp-Hırvat ve Slovence dillerinde ithafen bir yazıt kazınmıştır. O zamanın Slovenya'daki en iyi korunmuş askeri mezarlıklarından biridir.

Log pod Mangartom'da cami, Kasım 1916'da 4. Bosna-Hersek Piyade Alayı'nın (BHIR 4) askerleri tarafından yaptırılmıştır. Kubbeli ve dikdörtgen minareli ahşap yapı, taş duvar ve özenle tasarlanmış kapılı bir çitle çevriliydi. Bina sadece eski fotoğraflarda hayatta kalıyor.

4. Kobarid (italyanca: Caporetto): İtalyan Charnel Evi

Tepenin tepesinde, 1696 gibi erken bir tarihte St. Anthony'ye adanan bir kilise vardır. Mezar alanları, tepenin tepesine doğru konsantrik olarak sivrilen üç sekizgen şeklinde düzenlenmiştir. Kömür evi, Milanolu heykeltıraş Giannino Castiglioni ve mimar Giovanni Greppi tarafından tasarlandı. Kompleks, yaklaşık üç yıllık inşaat çalışmalarının ardından Eylül 1938'de törenle açıldı. Mezarlığa nakledilen, Birinci Dünya Savaşı'nda öldürülen ve başlangıçta çevredeki farklı askeri mezarlıklara gömülen, bilinen ve bilinmeyen 7.014 İtalyan askerinin kalıntılarıydı. İsimleri yeşilimsi serpantin levhalara kazınmıştır.1981'de Bovec bölgesindeki On İkinci Isonzo Savaşı sırasında gaz saldırısında ölen ve daha önce Bovec'teki askeri mezarlıkta bulunan İtalyan askerlerine adanmış birkaç anıt, Kobarid'deki Charnel House'a taşındı. Kobarid'in merkezinden St. Anthony Kilisesi'ne giden yol boyunca, Haç'ın on dört İstasyonu bulunur. Eski vasinin evinde, kömür ocağının yanındaki özel bir müze koleksiyonu olan 'Kobarid in the Great War 1917' sergileniyor.

5. Ladra: İtalyan 1. Dünya Savaşı Askeri Şapeli

Daha küçük bir İtalyan 1. Dünya Savaşı askeri şapeli 1916-1917 yıllarında inşa edilmiş ve açık havada dini törenlere hizmet etmiştir. Mimar Giovanni Michelucci'nin (1891–1990) bilinen ilk eseridir. Şapel, işlenmiş taştan yapılmış olup, güney ve kuzey duvarlarındaki pencereleri üstte sivri kemerlerle son bulmaktadır ve küçük bir çan kulesi ile dik bir semer çatıya sahiptir. Minber güneydoğu köşesine bağlanmıştır.

6. Zaprikraj: Krn Sıradağları – Tarihi Alan

Krn Sıradağları, özellikle 1915–1916 yıllarında İtalyan ve Avusturya-Macaristan orduları arasındaki savaşların gerçekleştiği yüksek dağlık bir dünyadır. Eski savaş alanı hala maddi kalıntılarla dolu - siperler, mağaralar, anıtlar, anıt plaketler vb.

Tarihi Zaprikraj bölgesi, İtalyan savunma hattı boyunca, Predolina ve Zaprikraj alp çayırları arasında, Drežniške Ravne köyünün yukarısında yer almaktadır. Dairesel yol, İtalyan Ordusunun iyi korunmuş ve sadece kısmen yeniden inşa edilmiş pozisyonlarını takip ediyor. Siperlerden, mağaralardan, silah ve havan mevzilerinden geçiyor ve kabin kalıntılarını geçiyor.

7. Tolmin: Alman Charnel Evi

931 mezarlı eski askeri mezarlığın bulunduğu yere, 1936-1938'de Alman devleti tarafından bir mezarlık inşa edildi. Yeni bina, On İkinci Isonzo Savaşı sırasında öldürülen yaklaşık 1.000 Alman askerinin ölümlü kalıntılarını aldı. Isonzo Cephesi bölgesinde çok sayıda Alman askerinin gömülü olduğu tek yer burası. Bu önemli kültürel-tarihi ve mimari anıt, taş bloklardan inşa edilmiştir ve dik bir çatıya sahiptir. Bir sundurmadan giriş, anıtın orta kısmı olan şapele götürür. Şapelin içi, ferforje bir kafes ile iki bölmeye ayrılmıştır. İlkinde ölen askerlerin isimleri meşe levhalara, diğerinde yaldızlı bir mozaikle yazılmıştır. Odanın ortasında, üzerine sadece yaz gündönümünde bir güneş ışığının düştüğü Meçhul Asker'in bir mezarı var. Bu odanın altında, ölenlerin kalıntılarının bulunduğu bir mezar vardır. Taş duvarla çevrili kömürlük evine Avusturya ve İtalyan fıçılarından yapılmış demir bir kapıdan erişilebilir.

8. Mengore: 1. Dünya Savaşı Tarihi Alanı

Tarihi Mengore bölgesinden geçen dairesel bir yol, ilk Avusturya-Macaristan savunma hattının iyi korunmuş ve kısmen temizlenmiş ve restore edilmiş kalıntılarının yanından geçmektedir. Siperleri, mağaraları, anıt tabletleri, kabinlerin taş duvarlarının kalıntılarını, bir su deposunu ve bir zamanlar Avusturya-Macaristan askeri mezarlığının anıtını takip ediyor. Isonzo vadisinin muhteşem manzarasının açıldığı Mengore tepesinin tepesinde, Isonzo Nehri boyunca yapılan savaşlar sırasında pratik olarak yerle bir olan Meryem Ana'ya adanmış bir kilise duruyor.

9. Javorca: Kutsal Ruh'un Anıt Kilisesi

Mart-Ekim 1916 arasında 3. Avusturya-Macaristan Dağ Tugayının askerleri, Isonzo cephe hattında Tugayın en önemli savaş mevzilerinin arkasındaki korunaklı bir vadide ahşap bir sığınak inşa ettiler. Julian Alpleri'nin yüksek zirveleri ile çevrili, çevredeki dağlarda hayatlarını kaybeden yoldaşlarının ebedi anısına dikildi. Bu askerlerin çoğu Tolmin yakınlarındaki Loce'deki askeri mezarlığa gömüldü.

Kilisenin alt kısmı, askerlerin yakın çevreden çıkardıkları taş bloklardan yapılmıştır. Alp ve İskandinav kırsal mimarisinin değerli uygulamalarına sahip yapının üst, ahşap kısmı, masif bir taş duvara dayanmaktadır. Girişin üzerinde bir çan kulesi yükselir, bir güneş saati ve Avusturya-Macaristan'ın ikili armasını gösteren bir fresk ve büyük yazıt Sulh (Barış ve bölünmez ac inseparabiliter (Bölünemez ve ayrılmaz). 1934 İtalyan rekonstrüksiyon çalışmaları sırasında bir yazıt eklendi: Ultra cineres hostium ira süper olmayan (Düşmanların küllerinin ötesinde öfke azalır). Alçak bir ahşap sundurmadan, bir ziyaretçi, Kutsal Ruh'un güvercininin mozaik görüntüsüne sahip bir haç şeklinde sunak ile dikdörtgen kilise nefine ve üç taraflı papaz evine giden yolu sürdürür. Meşe tahtalarda yakılan ölü yoldaş askerlerin 2.565 ismi var. Kilise, 20. yüzyılın başlarındaki tipik Art-Nouveau tarzında, Viyana Secession grubunun önde gelen üyelerinden Viyanalı mimar Remigius Geyling'in (1878-1974) planına göre inşa edilmiştir. Sunağın ahşap kısmı, St. Ulrich'ten Güney Tirollü Anton Perathoner'in bir eseridir.

Anıt şapel, barış, bilgelik ve sevginin ayinle sembolü olan Kutsal Ruh'a adanmıştır. Tapınak, herkes için bir ibadet ve meditasyon yeriydi. Savaş sırasında, her Pazar askerler için bir Ayin kutlandı. Katolikler, Protestanlar, Ortodoks inananlar, Yahudiler, Müslümanlar ve ateistler, hepsinin manevi güç ve teselli aradığı kiliseye uyum içinde gelirlerdi. Bugün hâlâ anıt kilise, ziyaretçilere savaşın dehşetini hatırlatıyor ve aynı zamanda uzlaşma, içsel ve sonsuz barış için çağrıda bulunuyor.

Javorca Kutsal Ruh Anıt Kilisesi, ulusal öneme sahip bir anıt ilan edildi. AB hükümetler arası girişimi (2011'de sona eren) çerçevesinde, 2007'de Avrupa Miras Etiketi'ne layık görüldü.

10. Sabotin: 1. Dünya Savaşı Tarihi Alanı

Konumu nedeniyle, Sabotin Dağı, Gorizia'nın (Slovence: Gorica) savunmasında önemli bir stratejik noktaydı. Avusturya-Macaristan askerleri orada mağaralar, barınaklar, gözlem noktaları ve bir savaş pozisyonu sistemi inşa ettiler. Oradan, İtalyan piyadelerinin saldırılarını Altıncı Isonzo Savaşı'na kadar püskürttüler. Sabotin Dağı, Kalvarija ve Gorizia'nın Ağustos 1916'da İtalyanlar tarafından fethi, Soča'nın (İtalyanca: Isonzo) sağ kıyısındaki Gorizia köprü başının çökmesi anlamına geliyordu. Bugün, Sabotin Dağı bölgesi bir Barış Parkı olarak düzenlenmiştir, en ilginç olanı, Altıncı Isonzo Savaşı'ndan sonra Mts'deki Avusturya-Macaristan pozisyonlarını bombalamak için İtalyan top pozisyonlarına yeniden düzenlenen sırt boyunca mağara sistemleridir. Sveta Gora, Vodice ve Škabrijel. 1922'de İtalyan egemenliği sırasında, Sabotin Dağı bölgesi Kutsal Bölge (Zona sacra) ilan edildi. Ayrıca Altıncı Isonzo Savaşı sırasında cephe hattını işaretlemek için dört büyük ve üç küçük taş piramit dikildi. Eski Yugoslav sınır karakolunda bir bilgi noktası ve bir müze koleksiyonu düzenleniyor.

11. Solkan: 1. Dünya Savaşı Askeri Mezarlığı

Bu mezarlıkta gömülü olan Avusturya-Macaristan askerleri, ilk altı Isonzo Savaşı sırasında, İtalyan Ordusunun Gorizia'yı fethettiği Ağustos 1916'ya kadar Gorizia köprüsüne düştü. Orijinal mezarlıkta 5103 askerin gömüldüğü bildirildi. 1930'larda, terkedilmiş İtalyan askeri mezarlıklarından Avusturya-Macaristan askerlerinin kalıntıları buraya nakledildiği için mezarlık genişletildi. Mezarlıkta ayrıca merkezi bir anıt ve kimliği belirsiz askerlerin mezarı da bulunmaktadır. Mezarlığın orijinal şekli korunmuştur. İkinci Dünya Savaşı sırasında demiryolunun ve Solkan Köprüsü'nün bombalanması sırasında çöktüğü için, setin sadece Isonzo Nehri'ne doğru en uç kısmı değişmiştir.

1906'da Bohinj'den gelen demiryolu veya Bohinj Demiryolu açıldı. Jesenice'yi Baška grapa Vadisi, Most na Soci, Gorizia ve daha sonra Karst ve Trieste'deki yerlere bağladı (Slovence: Tr). Demiryolu, o zamanlar inşaat tekniğinde büyük bir başarıydı. Isonzo Nehri boyunca yapılan savaşlar sırasında, cephenin bu bölümünde Avusturya-Macaristan Ordusu için merkezi tedarik yolu olarak hizmet etti. Günümüzde muhteşem doğa manzaraları eşliğinde tüm güzergah boyunca müze treni ile seyahat etmek mümkün.

85 metre açıklığı ile Solkan yakınlarındaki Isonzo Nehri üzerindeki demiryolu köprüsü, dünyanın en uzun taş kemerli köprülerinden biridir ve 1900 ile 1906 yılları arasında inşa edilen Bohinj Demiryolu boyunca 65 köprü ve viyadük serisinden biridir. Solkan Köprüsü, Isonzo Cephesi'ndeki olaylardı: Ana kemeri Ağustos 1916'da Gorizia için yapılan savaşlar sırasında havaya uçtu. 1918'de geçici bir çelik konstrüksiyon kuruldu ve o sırada köprüyü yöneten İtalyan Devlet Demiryolları'nın 1927'ye kadar, köprünün restorasyonunu orijinaliyle hemen hemen aynı biçimde kesme taştan restorasyonu tamamlayana kadar köprüden ulaşımı sağladı.

13. Gorjansko: 1. Dünya Savaşı Askeri Mezarlığı

Mezarlığa gömülen, yakındaki hastanede ölen Avusturya-Macaristan askerleri. Mezarlığın anıtsal kısmı, Savaş sırasında, Temmuz 1916'da tamamlandı.

1930'larda askeri mezarlıklara gömülen askerlerinin gömme işlemini gerçekleştiren İtalyan makamlarının verilerine göre, burada 6.015 asker gömülü. Gorjansko askeri mezarlığı, Slovenya topraklarında Büyük Savaş'ın en büyük Avusturya-Macaristan mezarlığıdır. Orijinal görünümü iyi korunmuştur, ancak eski üç bloklu taş haçlar ve toplu mezarlarda isimleri olan mermer plakalar artık yerinde bulunmamıştır.

14. Bölge: 1. Dünya Savaşı Askeri Mezarlığı

Mezarlık, farklı etnik kökenlerden 466 Avusturya-Macaristan askerinin mezarını içeriyor. Sıradan asker ve subayların beton mezar taşları standartlaştırılmıştır. Mezarlığın ortasında, servilerle çevrili bir yolun uzandığı 1918 tarihli muhteşem bir anıt yer alıyor. Giriş portalinin alınlığında J. R. 96 yazıtı bulunmaktadır.

15. Štanjel: 1. Dünya Savaşı Askeri Mezarlığı

Štanjel'den geçen Bohinj Demiryolu, Jesenice, Gorizia ve Trieste'yi birbirine bağlar. Avusturya-Macaristan ordusunun ikmalinde ve cepheden yaralı askerlerin taşınmasında görev yaptı. Arkadaki daha büyük savaş hastanelerinden biri de Štanjel'de faaliyet gösteriyordu. Štanjel civarında, Štanjel Kalesi'ndeki yakındaki savaş hastanesinde veya çevresindeki yan hastane binalarında ölen Avusturya-Macaristan askerlerinin ve Rus savaş esirlerinin gömüldüğü bir Avusturya-Macaristan askeri mezarlığı vardır. Zaten Isonzo Cephesi sırasında mimar Joseph Ulrich mezarlık için mimari bir tasarım hazırladı ve sonunda görkemli bir doğal tapınak cephesi dikmeyi planladı. Çalışmalar ancak 1918'de tamamlandı. 1930'larda askerlerini askeri mezarlıklardan ayırmayı başaran İtalyan makamlarının verilerine göre, burada 1.315 asker gömülü.

Üstün Evrensel Değerin Gerekçesi

Barış Yürüyüşü, özel bir barış ve anma rotasıdır ve ayrılmaz bir parçası haline geldiği korunan doğal çevre ile eşsiz bir diyalog içinde gerçek bir anıt manzaradır. Olağanüstü bir kültürel ve sosyal ortamı temsil eder ve geçmiş yüz yılın (hi)hikayelerini bireysel, samimi ve kolektif deneyime saygı duyarak anlatır. Bileşenlerinin her tekilliğine göre yeni bir ulusötesi kimlik yaratır. Çatışmanın uluslararası karakteri, Barış Yürüyüşü'nün ulusötesi doğasına dönüştü.

Bazı siteler zaten ulusal öneme sahip anıtlar olarak ilan edildi, hepsi Ulusal Miras Siciline girildi. Askeri mezarlıklar, Savaş Mezarlığı Siteleri Yasası ile korunmaktadır. Eyalet, bölgesel ve yerel düzeydeki çeşitli kurumlar, sitelerdeki malzeme kalıntılarının bakımıyla ilgilenir ve onları bir ziyaretçiyle konuşturur. Kobarid Müzesi ve “Soča Bölgesi Vakfı'nda Barış Yürüyüşleri”, Isonzo Cephesi'nin tarihi mirasını korumaya ve onu eğitim, turizm ve eğitim amaçlarına sunmaya özen gösteriyor.

Barış Yürüyüşü, Birinci Dünya Savaşı bölgelerindeki kültürel mirası Alplerden Adriyatik'e bağlayan tarihi ve anma rotası oluşturuyor. Bileşen parçalar, fiziksel mirasa bağlı farklı yönler aracılığıyla birleşik, ortak ve benzersiz bir savaş ve barış anlatısını ifade etmek için net bir vizyonla seçilmiştir.

Kriter (ii): Barış Yürüyüşü'nün maddi mirası, eşi benzeri görülmemiş bir yıkım ve şiddetin aynı zamanda muazzam ölçekte bir insan çabasını tetiklediği savaşın en acımasız koşullarında insanlığı bulma arzusunun somut tanığıdır. ölü yoldaşlar ve barışçıl bir geleceğin önünü açmak için.

Stratejik açıdan bugün bir barış ve karşılıklı saygı yolu olan cephe hattı, dağ savaşında ve sert karstik arazide eşsiz bir askeri harekatı temsil etmektedir. Birinci Dünya Savaşı'nın maddi izleri (siperler, sığınaklar, bina kalıntıları vb.) halen her yerde mevcut olup, koruma ve muhafaza süreçleri sayesinde hem fiziksel hem de ruhsal olarak bölgedeki peyzajın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. algı.

Alpler'in dik yamacındaki ahşap Rus Ortodoks şapeli veya Javorca platosundaki pitoresk, ancak yürek burkan Kutsal Ruh Anıt Kilisesi, hayatta kalanların ölü yoldaşlarına zamansız anıtlar inşa etme dürtüsünü yansıtıyor. İki türbe, her biri özgün mekanı ve toplumuyla, stil ve malzeme bakımından geleneği korumuştur.

Isonzo vadisindeki 45'ten fazla iyi korunmuş ve düzenli olarak bakımı yapılan askeri mezarlıklar, Birinci Dünya Savaşı'nın cenaze geleneğinin bir parçasıdır. Bunlar, çoğunlukla mezar taşı olarak haçlar bulunan ve bilindiğinde askerlerin isimlerinin yazılı olduğu bireysel mezarlar içerir. Birinci Dünya Savaşı sırasında askerler, ölü yoldaşlarla ve savaşın kendisiyle bir kapanış yapma isteklerini dile getirdiklerinde, ölülere tapınmanın yeni bir biçimi ortaya çıktı.

Kültürel miras, savaş teknolojisi ve mimarisinin yanı sıra farklı dini geleneklerin de maddi tanıkları olan mezarlıklar, anıt levhalar, mezarlıklar ve mağaralar ile temsil edilmektedir. Savaşlar, yerinden edilmeler, yıkımlar ve siyasi değişimlerle dolu travmatik yüzyıldan sağ çıkmışlar ve bugüne kadar iyi korunmuşlar ve devlet yetkilileri, sivil toplumlar ve yerel halk ve yönetim tarafından da saygı duyulmuşlardır.

Barış Yürüyüşü, üç ulusal ve doğal bölgeye yayılarak farklı kültürler, kimlikler ve gelenekler arasında köprü kurar. Barış Yürüyüşü'nün anıtsal manzarası, etkili işbirliği, karşılıklı saygı ve geçmiş yüz yılın ayrı ya da bölücü değil paylaşılan tarihinin iyi bir pratiğine dönüşen çalkantılı geçmişi işaret ediyor. Bu, çağdaş toplumlar hakkında, eski sınırların bölgesini paylaşan komşu devletlerin ortak bir çabası olan barışı teşvik etmenin önemi ve sonunda şiddetli çatışmalarla sonuçlanan kültürel gelenekler, kimlikler arasındaki engeller hakkında ciddi bir yansımayı temsil ediyor.

Kriter (vi): Barış Yürüyüşü, bölgenin siyasi, sosyal ve kültürel tarihini kritik bir şekilde şekillendiren dünya askeri ve siyasi eylemlerinin önemli bir izini işaret ediyor. Yine de Avrupa ve Dünya ortak hafızasının gölgesinde ve hatta Birinci Dünya Savaşı deneyiminin sınırında kalır. Maddi izlerin yanı sıra, korkunç deneyim, ego belgeleri şeklinde sayısız iz bıraktı. Yüzeysel düzeyde, kişisel, samimi ve ulusal bir deneyimi yansıtırlar, ancak daha derin düzeyde, bu günlükler, mektuplar, hatıralar, uluslararası bir olay hakkında konuştukları başka birçok yönü ve birçok özelliği olan ulusötesi bir deneyim ortaya çıkarır; kültürel, tanımlayıcı, ulusal, dini, etnik ve dilsel gelenekler. Savaşların kendine özgü bir doğası vardır: yıkım ve yaratımı birleştirirler, ikincisi her şeyden önce edebiyat ve sanattaki olağanüstü sanatsal yankılarda kendini gösterir (Ernest Hemingway, Rudyard Kipling, Oskar Kokoschka, Giuseppe Ungaretti, Stefan Zweig, Ladislav Kofránek, Giovanni Michelucci, Remigius Geyling, Prežihov Voranc, Fran Tratnik, Rihard Jakopič, Maksim Gaspari, Svetoslav Peruzzi, Tone Kralj vb.)

Yüz yıllık süre içinde hatıralar, günlükler ve hatıralar, fotoğraflar, sivil nüfusun deneyimi, mülteciler, meslek politikaları, askeri stratejiler, savaşlar, yaşam ve ölüm aracılığıyla birçok farklı biçimde ortaya çıktı. Ancak yüz yıl boyunca, Barış Yürüyüşü topraklarında ulusal, etnik, dilsel veya dini kökenleri ne olursa olsun insanların maruz kaldığı acı ve kayıpların ortak bir bilinci, anma ve anma uygulamalarında hakim olmuştur.

Geçtiğimiz yüz yıl boyunca, çağdaş nesillerin barışın, vatanın ve karşılıklı saygının anlamını anlamalarını sağlamak için hafıza ve mekanlar korunmuştur. Barış Yürüyüşü, bölünebilecek ve yeni yanlış anlamaları kışkırtabilecek herhangi bir belirli ulusal (merhaba) hikayeyi temsil etmediği için ulusötesi bir şekilde konuşuyor. Daha ziyade, paylaşılan, aynı zamanda ortak ama asla birleşik veya tek tip anma anlamına gelir. Barış Yürüyüşü, ulusal ve uluslararası anma ve anma yeridir. Bu nedenle, barış içinde bir arada yaşamanın onurlu duruşunu korumak için fiziksel anıt peyzajını korumak büyük önem taşımaktadır.

Yüz yıl sonra, enerji, çeşitli kültürlere sahip üç dünya medeniyetinin (Alman, Roma, Slav) buluşma noktası ve kavşak noktası olan bölgede artık yalnızca barış, karşılıklı saygı, işbirliği ve birlikte yaşamanın teşvikine yöneliktir. kimlikleri ve gelenekleri. Yüz yıl sonra Barış Yürüyüşü'nde barış bir yaşam koşulu haline gelir.

Orijinallik ve/veya bütünlük beyanları

Barış Yürüyüşü'nün siteleri orijinal ayarlarda bulunur. Özgün formları ve malzemeleri mümkün olduğunca korunmuştur. Birinci Dünya Savaşı sırasındaki yıkıcı askeri faaliyetler ve sert dağ iklimi göz önüne alındığında, siteler iyi korunmuş ve kültürel mirasın korunmasına ilişkin yüksek standartlar ve uluslararası kurallara uygun olarak tüm orijinal özelliklerini günümüze kadar korumuştur. . Böylece tarihsel ve çağdaş anlamı iletirler ve böylece fiziksel, işlevsel, görsel ve tarihsel bütünlüklerini halka etkin bir şekilde iletme yeteneğine sahiptirler.

Alanlar, özgünlükleri ve insan yaratıcı dehasının benzersizliği nedeniyle, sıkıntılı savaş zamanlarında, özgürlük ve karşılıklı saygı değerlerini gelecek nesillere aktararak tarihsel ve işlevsel bütünlüklerini korumuştur.Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çok kültürlü geleneğine dayanan orijinal/otantik yaratıcıların kültürel çeşitliliğini aşarlar ve sınır bölgesinin çağdaş yeniden icat edilmiş ulusötesi geleneğini yansıtırlar. Özellikle çağdaş Barış Yürüyüşü'nün cenaze mirası, orada yaşayanların ve bir asır önce orada savaşan ya da ölenlerin ortak mirası olan Isonzo Cephesi'nin kültürel mirasına karşı yerel halka hümanist bir tutum aktarmıştır. Barış Yürüyüşü boyunca yer alan yerlerin gerçek kültürel değeri - barış, ölülere ve yaşayanlara saygı, bir arada yaşama - bir yüzyıldan fazla bir süre boyunca korunmuş ve aktarılmıştır.

Önerilen tüm siteler Ulusal Miras Kayıt Defterine kaydedilir. Bazı yerler resmi olarak ulusal öneme sahip anıtlar olarak tanınırken, askeri mezarlıklar özel Savaş Mezarlığı Siteleri Yasası ile korunmaktadır. Rotanın ve sitelerin farklı doğal ortamlar boyunca uzandığını belirtmek önemlidir. Barış Yürüyüşü'nün kuzey/dağlık kısmı Triglav Ulusal Parkı'na aittir, Karst ise doğal çevreyi, habitat türlerini ve türleri koruyan Avrupa ağı Natura 2000'e aittir.

Daha iyi gözetim ve koordineli yönetim adına 1990 yılında Kobarid Müzesi kuruldu ve on yıl sonra “Soča Bölgesinde Barış Yürüyüşleri Vakfı” kuruldu. Bu kurumların her ikisinin de misyonu, Isonzo Cephesi bölgesinde Birinci Dünya Savaşı'nın tarihi mirasını korumak ve eğitim, turizm ve eğitim amaçlı sunmaktır. Kobarid Müzesi koleksiyonu, 2015 yılında sahip olduğu varlıklardan yaklaşık 900 parça sergiliyor, yaklaşık 65.000 ziyaretçi onu görmeye geldi.

Vakıf, Isonzo Cephesi mirasını birbirine bağlayan ve benzersiz bir sınır ötesi tarihi-turistik destinasyona dönüşen “Alplerden Adriyatik'e Barış Yürüyüşü” projesini koordine ediyor. Barış Yürüyüşü Ziyaretçi Merkezi, 2015 yılında yaklaşık 25.000 ziyaretçi kaydetti.

Barış Yürüyüşü, Birinci Dünya Savaşı'nın kültürel miras alanlarını Alplerden Adriyatik'e bağlayan ortak bir tarihi ve anma rotası oluşturuyor. Önerilen alanlar, her bileşen parçasının farklı yönleri aracılığıyla birleşik, ortak bir savaş ve barış anlatısını ifade etmek için net bir vizyonla seçilmiştir. Barış Yürüyüşü'nün her yeri kendisi için konuşur. Mirasın fiziksel rotasıyla bağlantıları, Barış Yürüyüşü'nün ulusötesi ve sınır ötesi önemini aktaran bir bütün oluşturur.

Diğer benzer özelliklerle karşılaştırma

Tarihi Isonzo Cephesi ve çağdaş Barış Yürüyüşü, Birinci Dünya Savaşı'nın ve bölgenin ve halkının geleceği üzerinde ağır bir yük bırakan önemli bir savaş bölgesinin benzersiz bir deneyimini sunuyor. Barış Yürüyüşü alanları, 1915-1917/1918 yıllarında Isonzo Cephesinde savaşan ve uluslar, devletler arasındaki farklılıklara saygı ve kalıcı bir barış için savaşan birçok ulusun insani değerlerinin ve mirasının hatırasını temsil etmektedir. ancak Barış Yürüyüşü'nün gerçekleştirilmesiyle gerçekleşen diller, dinler, gelenekler vb. İkinci Dünya Savaşı'nın yanı sıra çalkantılı iki savaş arası dönemden kurtulan askeri yapılı ve teknik mirasın iyi korunmuş 1. Dünya Savaşı kalıntıları, savaş mezarlıkları ve savaş şapelleri aracılığıyla barış, bir arada yaşama ve karşılıklı anlayış fikirlerini teşvik eder. Ölü askerleri gömmeye yönelik özel bir 1. kitlesel ve sanayileşmiş ölüm ve diğer yön: Çok sayıda isim ve ayrıca "Unbekannt" veya "Ignoto" yazan yazıtlar, Isonzo nehri kıyısında savaşan her ulusun büyük ulusal kaybının altını çiziyor. Siteler ayrıca muazzam insan çabalarına tanıklık eden orijinal sanat ve mimari eserlerini de içeriyor.

İlk karşılaştırma seviyesi, UNESCO Dünya Mirası Listesi ve UNESCO Geçici Listesi'ndeki savaş alanlarının tarihsel arka planını ve zaman çerçevesini dikkate alır. Bu siteler anlam, yapı ve iletişim açısından çok çeşitlidir ve Dünya Tarihinin farklı dönemlerine aittir. Daha önce tarif edildiği gibi Siteler funéraires et memoriels de la Première Guerre mondiale (Front Ouest) UNESCO Geçici Listesinde bu siteler şu şekilde sıralanabilir: Masada (İsrail), Çin Seddi, Bridgetown'un tarihi merkezi ve Barbados'taki garnizonu, Mombasa, Kenya'daki İsa Kalesi veya Fransa'da ve Belçika'da Waterloo'da. Bununla birlikte, birçoğu bir binayı, bir savunma yapısını, hatta bir bölgenin savaş ve savunma ihtiyaçları için yeniden düzenlenmesini temsil ediyor. Belçika'nın geçici listesine giren Waterloo bölgesi, 20. yüzyıl öncesi savaşların son savaş alanı olarak sunuluyor, ardından yeni Avrupa yönetimi geliyor ve özellikle Batı Avrupa'da uzun bir barış döneminin başlangıcına işaret ediyor.

20. yüzyıla, hem endüstriyel hem de topyekûn savaşlar olarak damgasını vuran ve askeri kayıpların yanı sıra sivil nüfusa da çok ağır bir yük getiren iki Dünya Savaşı damgasını vurdu. İkinci Dünya Savaşı, üzücü sivil deneyim ve kayıpların da yolunu açmış olsa da, Birinci Dünya Savaşı'nı geride bıraktı. 20. yüzyıl çatışmalarının alanları çoğunlukla İkinci Dünya Savaşı ve insanlık dışı sivil deneyim, yani Polonya'daki Auschwitz-Birkenau'daki Alman Nazi toplama ve imha kampı ve Japonya'daki Hiroşima Barış Anıtı ile ilgilidir. UNESCO Geçici Listesindeki Slovenya bölgesi – Franja Partisan Hastanesi – savaş koşullarında olağanüstü bir insani çabayı temsil ediyor. Özel insanlık değerleri ile ilgili siteler arasında, Sites funéraires et memoriels de la Première Guerre mondiale (Front Ouest) ayrıca şunları da belirtin: Köle Yolu, Senegal'deki Gorée adası veya Güney Afrika'daki Kurtuluş Mirası Yolu. 2010 yılında Bikini Atolü'nün nükleer testlerinin yapıldığı yer UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girdi. Son zamanlarda Fransa, Les Plages du Débarquement regroupent l'ensemble des plages sur lesquelles eurent lieu les opérations de débarquement du 6 haziran 1944'ü UNESCO Geçici Listesine dahil etmeyi başardı. Volgograd'daki Mamayev Kurgan Anıtı kompleksi "Stalingrad Savaşı'nın kahramanlarına" Sovyet ulusunun kahramanlığının ve yurtseverliğinin bir sembolü ve en önemli toprak olan Volga Nehri'nin büyük savaşında ölenlerin anısına bir övgüdür. Dünya Savaşı'nda bir dönüm noktası haline gelen insanlık tarihindeki savaş.

Ancak, Birinci Dünya Savaşı ile bağlantılı sadece birkaç site veya aday var. Ligne de défense d'Amsterdam Birinci Dünya Savaşı dönemine de atıfta bulunabilecek UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde. Bunun dışında heykeltıraş Constantin Brâncu ș i tarafından yaptırılan Târgu Jiu'nun Romanya anıtı, 1916 ve 1918 yılları arasında şehit düşen Rumen askerlerini anmak için şimdilik UNESCO Geçici Listesi'ne dahil edilmiş olup, sanatsal değeri ile değerlenmektedir. ulusal öneme sahip bir anıt. İkinci Birinci Dünya Savaşı girişi, Mısır'ın cenaze anma yeri ile ilgilidir. Sites funéraires et memoriels de la Première Guerre mondiale (Front Ouest), bir yandan geniş insan kayıplarıyla ilişkili adaylığın uluslararası karakterini ve diğer yandan ölü askerleri gömme ve anılarına haraç ödemeye yönelik yeni bir yaklaşımı yansıtıyor. Cenaze alanı, ölü askerleri onurlandırma ve anma konusunda tamamen yeni bir ezberleme geleneğine aittir ve bireyi gömmenin yeni, daha kişisel bir yolunu ve dolayısıyla büyük bir ölümde bireysel kayba değer vermeyi yansıtır. Üçüncü Birinci Dünya Savaşı girişi aynı zamanda cenaze anma yeri ile ve ayrıca Birinci Dünya Savaşı'ndaki bir savaş bölgesinin doğrudan hafızasıyla ilgilidir - Birinci Dünya Savaşında Çanakkale (Çanakkale) ve Gelibolu (Gelibolu) Savaş Alanları. Bu site, büyük bir askeri harekatın ve muazzam insan kayıplarının hatırasını yansıtıyor, dünya askeri ve siyasi tarihinin bir dönüm noktası olarak sunuluyor.

Cenaze mirası, Birinci Dünya Savaşı cenaze yerinin Fransa-Belçika tarafından aday gösterilmesinde şu şekilde belirtilmiştir: Finlandiya'daki Tunç Çağı Sammallahdenmäki'nin cenaze yeri, Mısır piramitleri, Bulgaristan'daki Sveshtari Trakya Mezarı, tümülüs ve rün - Taşlar ve Danimarka'daki Jelling kilisesi, Mali'deki Askia Mezarı, anıtları ve Kolombiya'daki San Agustin Arkeoloji Parkı ile Çin'deki İlk Qin İmparatoru'nun mozolesini ve Tac'ı unutmadan Kolomb öncesi heykeli Hindistan'da Mahal. Bu kayıtlar çoğunlukla mimari nitelikleri yansıtır veya bazı benzersiz gömme özelliklerini temsil eder.

Isonzo Cephesi, yüksek Julian Alpleri'nden Karst platosu boyunca Adriyatik Denizi'ne uzanan doğal manzarası nedeniyle Birinci Dünya Savaşı'nın en vahşi savaş alanlarından birini temsil ediyor. Savaş, Birinci Dünya Savaşı'nın en yüksek muharebe mevzilerini temsil eden, sıcaklıkların son derece düşük olduğu, askerlerin savaşa altyapı hazırlamak zorunda kaldıkları için yaşam ve çalışma koşullarının imkansız olduğu, sürekli ve sürekli olarak maruz kaldıkları yüksek dağları atlamadı. her yerde var olan çığ tehdidi ve sözde beyaz ölüm. Cephenin yüksek Alp kesimlerinde neredeyse hiç kimsesiz toprak yoktu. Cephenin güney kısmı, yaz aylarında göz kamaştırıcı bir beyaza dönüşen ve askerlere güvenli bir barınak sağlayamayan Karst'ın gri sert kireçtaşı zeminini geçiyordu, yaşam koşulları kurak ve aşırı sıcak yazlar ve yorucu su eksikliği ile belirlendi.

Barış Yürüyüşü, sıkıntılı savaş zamanında insan yaratıcı dehasının eşsiz tarihsel ve işlevsel bütünlüğüne tanıklık eder, özgürlük ve karşılıklı saygı değerlerini gelecek her nesle aktarır ve sınır bölgesinin çağdaş yeniden icat edilmiş ulusötesi geleneğini yansıtır.


Predjama Kalesi ve Postojna Mağaraları

Turumuz bizi Ljubljana'dan güneydoğuya götürdü. Gideceğimiz bölgenin adı Kras Slovenya'da, ancak ülke dışında en iyi Almanca adıyla bilinir, Karst. Bu, çünkü karst çoğunlukla kireçtaşından oluşan arazi için jeolojik bir terim haline geldi. Bu tür arazi ile ilgili fenomenler ilk olarak Slovenya'nın bu bölümünde incelenmiş ve yazılmıştır. Jovan Cvijić adlı bir Sırp coğrafyacı, Almanca bir çalışma yayınladı (Das Karstphänomen, 1893) ve bundan böyle bölgenin adı & mdash Alman adı, KarstSloven yerine Kras ya da İtalyan araba &mdash, gezegenin neresinde bulunursa bulunsun, benzer kireçtaşı araziler için kullanılan yaygın bir terimdi. Cvijić'ten çok önce, 17. yüzyıl asilzadesi ve bilgini Janez Vajkard Valvasor (veya Johann Weikhard, Freiherr von Valvasor) karstik fenomenler hakkında yine Almanca yazmıştı, bu yüzden belki de o da ismi tanıttığı için biraz itibar kazanmalı.

Karst veya Kras veya araba bir idari bölgenin adı değil, kendine özgü coğrafi özellikleriyle tanımlanan bir alanın adıdır ve Amerikan terimleriyle ifade edilir, daha çok benzer Kuzey Ormanları veya mojave hariç Minnesota veya Kaliforniya. Sınırları oldukça esnek bir şekilde tanımlanabilir: tarihsel olarak adlandırılan alan. Karst çoğunlukla kıyıya yakın geniş, yüksek (1300 fit), kireçtaşı bir platodur. Adriyatik'e gerçekten dokunan kısmı, neredeyse tamamı Trieste şehrine ve onu İtalya'nın geri kalanına bağlayan dar bir sahil şeridine sahip olan İtalya'nın içinde. Bu &ldquoKlasik Karst&rdquo'un kuzeyinde ve batısında bazı dağlar olmasına rağmen, daha geniş olarak tanımlanmış bir Karst, tümü kireçtaşı ülkesi olan Trieste ve Ljubljana arasındaki alanın çoğunu içerir. Postojna ve Predjama mağaraları, Klasik Karst'ta olmasa da bu bölge içinde yer alır. Postojna'yı bu haritanın en sağında bulabilirsiniz. (Herhangi bir nedenle, uçuk pembemsi mor renkte gösterilen uluslararası sınırlara dikkat edin. Hrva&scaronka &lsquoHırvatistan için Slovence,&rsquo ve Jadransko Morje &lsquoAdriyatik Denizi için.&rsquo buna güveniyorum italyanca kendiliğindendir.)

Yaygın karstik fenomenler arasında mağaralar, onları yaratan yeraltı nehirleri ve kuru havalarda düdenlere dönüşen göller bulunur. Kras, en azından genel olarak tanımlandığı gibi, üçünü de içerir. Slovenya'nın şu ana kadar kayıtlı 8.500 mağarası var ve her yıl kayıtlara yaklaşık yüz tane daha ekleniyor ve New Jersey'den daha küçük bir ülke için bu sayı oldukça fazla.

Buraya Tıkla karst ve karstik özellikler hakkında daha fazla bilgi için.

Klasik Karst bölgesi aynı zamanda daha az jeolojik olan cazibe merkezlerine de sahiptir: görmeye gitmediğimiz orijinal Lipizzaner damızlık çiftliği ve en büyük turist çekimidir. Lipica köyünde yer alır (&ldquoLEE-peet-zuh&rdquo, Rick Steves rehber kitabı telaffuza rehberlik eder), İtalyanca olarak yazıldığından &mdash İtalya sadece kısa bir mesafededir &mdash lipizza. Bir Alman son eki ekleyin ve lipizzaner (&lsquonative of Lipica&rsquo). Burası, 16. yüzyıldan başlayarak İspanyol atlarını yerel bir Kras suşu ile geçerek ünlü ırkın geliştirildiği yerdir. Haram çiftliği, İmparatorluk ailesinin bir üyesi olan Arşidük II. Charles tarafından 1580'de kuruldu. Burayı, o zamanlar Avrupa'nın en iyileri olarak kabul edildiği için yetiştirmek istediği İspanyol atlarının evini andırdığı için seçti. . (Bugünün önemsiz gerçeği: Bu beyefendi, İngiltere'nin İyi Kraliçesi Bess'in yeniden doğmamış bir Papist olduğu için koca malzemesi olarak kabul edilenlerden biriydi, ancak son kesimi yapmadı.)

Kras'ın bir başka cazibe merkezi, adını kırmızı, demir açısından zengin topraktan (İtalyanca) alan Teran adlı kırmızı şaraptır. toprak) üzümlerin yetiştirildiği yer. Ljubljana'dayken, bu cazibe ile bir tanıdık bulmayı başardık ve ezici olmasa da iyi bulduk.

Rehberimiz Maja &mdash, öğleden sonra 1:00'de otel lobisinde bekliyorduk. J olarak y ve sen anladın &mdash bize katıldı. Mükemmel İngilizce konuşan parlak bir üniversite öğrencisiydi. Onunla dışarı çıktık ve başka bir Kompas çalışanının tur aracıyla ve bir otobüsle değil, bir SUV ile gelmesini bekledik, çünkü bizden başka sadece bir çift daha tura kaydolmuştu. Şoför Maja'ya anahtarları verdi ve yaya olarak yola çıktı, bu sırada o direksiyona geçti ve bizi bloğun çevresinden Otel Birliği'ne (ertesi gün fotoğrafını çekeceğimiz Ayrılıkçı bir anıt) yolcu arkadaşlarımızı almak için sürdü. Peter ve Monica adında Polonyalı bir çifttiler (veya Piotr ve Monika Sanırım isimler ana dillerinde yazılacaktı), bizden daha genç, ama çok fazla değil. ABD'ye sık sık iş gezileri yapan bir avukat olan Peter, İngilizce biliyordu, ancak Monica bu yeteneği paylaşmadı ve yolculuk sırasında oldukça sessizdi. Peter hevesle Amerikan siyasetini tartıştı ve yaklaşan başkanlık seçimleri hakkında görüşlerimizi istedi. Bize yakın zamanda yaptığı bir ziyarette zekasına saygı duyduğu bir Amerikalı kendisine Başkanlık için oyu siyah bir adama veremeyeceğini söylediğinde şoke olduğunu söyledi. Peter'a birçok beyaz Amerikalı'nın olayları oldukça farklı gördüğüne dair güvence verdik (ve bunun bir sonraki Kasım ayında kanıtlanması bizi çok mutlu etti).

Maja, bizi Trieste'den sonra Slovenya'ya bırakılan küçük sahil şeridinde ve kuzeyindeki kıyı şeridi İtalya'ya bırakıldığında, Ljubljana'dan Koper limanına uzanan (Amerikan Interstate'den ayırt edilemeyen) yüksek yol boyunca bizi hızla itti. Postojna bu rotadaydı, otoyolun hemen dışında. Yolda Maja, Slovenya'nın iki "kaybolan gölünün" yerlerini (veya doğru) işaret etti. En büyük ve en bilineni Cerknica Gölü'dür (Cerkni&scaronko Jezero), otoyoldan beş mil uzakta ve görülemeyecek kadar uzak. Planina Ovası'nın görüş mesafesinden geçtik (Planinsko Polje), Unica nehrinin dolambaçlı rotasına ev sahipliği yapar ve sonunda kışın ve bazen de erken ilkbaharda göller oluşturan Ljubljanica'ya dönüşen nehrin bir bölümünü oluşturur. Ama şimdi hiçbiri görünmüyordu. Cerknica ekimden hazirana kadar ıslak, bu yüzden mayıs sonunda en azından biraz suya sahip olacağını tahmin ediyorum, ancak ne yazık ki görünür aralığın dışındaydı.

Postojna'da otobandan indiğimizde, büyük bir mağaranın ağzında bir uçurumun tepesinde tünemiş şaşırtıcı bir manzara olan Predjama Kalesi'ni ziyaret etmek için şehrin yaklaşık altı mil kuzeybatısında sürdük. İsim predjama "mağaranın önü" anlamına gelir ve en eski odalardan bazıları doğal çatının oldukça altında olmasına rağmen, yapının çoğunun içeride değil, dışarıda olduğu doğrudur. Kalenin hemen altında, küçük bir dere olan Lovka'nın oluşturduğu uzun mağara sisteminin bir ucuna giriş vardır ve bugün uçurumun eteğinde yeraltına inmektedir. Binlerce yıl boyunca bu dere, kireçtaşını pasajlarla petek haline getirerek, sürekli olarak daha düşük seviyelere indi ve geride kuru mağaralar bıraktı (kronolojik anlamda, ancak fiziksel anlamda doğal olarak üstünde olmalarına rağmen). Lovka yeraltından batıya doğru ilerler ve yaklaşık sekiz mil ötede yüzeye çıkar (Ljubljana'da içtiğimiz Zelen şarabının üretildiği üzüm bağlarının yakınında, Vipava kasabasında). Oradan Adriyatik'e akar ve sadece altı mil ötede yeraltına inen Pivka'nın aksine, ancak (dev Postojna mağaralarından geçtikten sonra) kuzey-kuzeydoğudan Planina'ya ve nihayetinde Ljubljana üzerinden Sava'ya, Tuna'ya akar. Kara Deniz.

Ancak, kalenin bir bölümünün inşa edildiği mağarayı Lovka'nın yarattığı kesin değildir. Kale mağarası ile Lovka'nın yaptığı geçitler arasında herhangi bir yeraltı bağlantısının olmadığı bilinmektedir. Bu mağara sistemine giriş resimdeki kalenin hemen altında ve solundadır. Kalenin sahipleri Orta Çağ'dan beri atlarını ahırda tutmak için kullandıkları için bir duvarla kapatılmıştır. Ama kaleden aşağı bir dış yolu kullanarak ulaştılar. Sanırım, kale mağarası bir zamanlar aynı sistemin parçasıydı ve (geçmişte bir noktada, sadece bir jeolog bunu hayal edebilirdi) bu geçidi içeren uçurumun parçası koptu ve çöktü. Vadi. Bir başka olasılık da mağaranın Lovka tarafından değil, yüksek basınç altında yukarıya doğru zorlanan ve üzerindeki kireçtaşına nüfuz etmesi ve nihayetinde çözmesi için zorlanan yeraltı suyu tarafından yaratılmış olmasıdır. Bazı mağaralar bu şekilde oluşturulur.Kaleyi mağara yapan şey, iki mağaranın karşılaştırmalı yüksekliğinin gösterdiği gibi, Lovka'nın şu anda var olan mağara sistemi üzerinde çalışmaya başlamasından çok önce olan bir şeydi.

Kale, belki de anlatıcının ve 15. yüzyılda yaşamış olan kişinin tercihlerine bağlı olarak, bir Robin Hood ya da bir soyguncu baron olan asi bir şövalyeyi içeren iyi bilinen bir efsanenin konusudur. Bundan önce, kalenin 11. yüzyılda inşa edildiği düşünülüyor, ancak ondan bahseden en eski belgeler 12. yüzyılın ikinci yarısına ait. Yapıyı yapan Patrik &mdash, yani Aquileia'nın Başpiskoposu &mdash'dı. (6. yüzyıl Aquileia Başpiskoposları, 533'te papalık otoritesini terk ettiklerinde Patrik unvanını aldılar ve bir asır sonra Roma katına döndükten sonra onu korudular. Aslında, 1752'ye kadar bir bin yıl daha kullandılar.) ilk belgesel referanslar (en azından Vikipedi), kalenin adı ve o sırada onu elinde tutan ailenin adı Lügg'dir, aynı zamanda Adelsberg Şövalyeleri olarak da bilinirlerdi ve mdash, Postojna'nın Almanca adı &mdash aile reisi tarafından tutulan bir unvan olabilir. .

Efsaneye konu olan Erasmus Lügger veya Lüger, 15. yüzyılın ikinci yarısında yaşamıştır. Habsburg İmparatoru III. Frederick'in düşmanı olarak, "soyguncu bir şövalye" oldu ve onunla birlikte kalede yaşayan müritlerinin birliğine Postojna ve çevresindeki yağma seferlerinde önderlik etti. İmparator, bir orduyla Trieste Valisini Erasmus'u kalede kuşatması için gönderdi. Mağaranın erzak getirebileceği gizli bir çıkışı olduğundan, kuşatma oldukça uzun bir süre başarısız oldu, ta ki efsaneye göre Vali, Erasmus'un hizmetkarlarından veya yandaşlarından birine rüşvet vermeyi başardı. Kanun kaçağı, çoğu kale tuvaleti gibi, yerçekiminin atık bertarafı görevini yerine getirebilmesi için dışarıda inşa edilmiş olan kale tuvaletinde kendini rahatlatıyordu. Topçu ortaya çıktı ve hikayenin sonu buydu.

Buraya Tıkla Erasmus efsanesi hakkında daha fazla bilgi için.

Soyguncu şövalyenin 1484 yılında bu hayattan onursuz bir şekilde çıkışından sonra, kaleden geriye kalanlar Oberburg adlı soylu bir aile ve daha sonra 16. yüzyılın ilk on yılında yeniden inşa eden Purgstall adlı başka bir soylu aile tarafından satın alındı. Yüzyıl. Ancak 1511'de bir deprem onu ​​yok etmeden önce neredeyse bitirmediler.

1567'de, Arşidük Charles II (daha sonra Lipica damızlık çiftliğini kuracak olan) kaleyi bugün sahip olduğu biçimde yeniden inşa eden Baron von Cobenzl'e kiraladı. Bazı hesaplarda ilk adını Philipp, diğerleri Hans (yani, Johann). Şato broşürü, garip bir şekilde ona Ivan diyor, teknik olarak onunla aynı fikirde. Hans gelenek, ancak adın bu biçimi Slovenya'da kullanılmazdı. Ön girişin üzerindeki bir kitabede I. K. baş harfleri ve belki de kalenin o kısmının tamamlandığı zaman olan 1583 tarihi vardır. Bu, mektupların yazıldığı gibi, yolcunun bir Johann (veya Janez) olduğunu gösteriyor. ben ve J 16. yüzyılda aşağı yukarı birbirinin yerine kullanılabilirdi. (Bazıları 18. yüzyılda Avusturya işlerinde öne çıkan ailenin sonraki üyelerinin "Johann Philipp" olarak adlandırıldığını belirtmekte fayda var, bu nedenle 16. yüzyılda kaleyi yeniden inşa eden kişi de her iki isme de sahip olabilir. ) Temizlenmiş ancak restore edilmemiş gibi görünen Cobenzl arması, 1570 tarihli kalenin yan tarafına boyanmıştır. Vikipedi ve kale broşürü bunu yenileme tarihi olarak veriyor, ancak bir yıldan fazla sürmüş olmalı ve belki de 1570, mağaranın dışındaki büyük binaların tamamlandığı zamandır.) Daha yeni bölümler çoğunlukla dışarıda ve (yukarı doğru baktığınızda uçurum) mağaraya doğru uzanan en eski bölümlerin sağındadır. Daha sonra baron kaleyi doğrudan satın aldı ve 1810'a kadar Cobenzl ailesinde kaldı. Bazı üyeler ara sıra orada vakit geçirse de, aile genel olarak evde olmayan ev sahipleriydi ve bu, kaleyi önceki formunu kaybetmekten koruduğu sürece şanslı bir durumdu. bir dizi yeniden yapılanma ve yeniden yapılanma. 1846'da, Prens ve Mareşal Alfred von Windischgr'aumltz'un ailesi tarafından satın alındı ​​ve 1946'da Tito'nun hükümeti tarafından kamulaştırılana kadar ellerinde kaldı.

1990 yılında bir restorasyon çalışması başlatıldı. Kale broşürü, yapının yenilendiğini, son eklemelerin kaldırıldığını ve otantik dönem tarzında yeni bir çatı yapıldığını bildiriyor. Çalışmalar devam ediyor: &ldquoTavanlar, panelli duvarlar, pencereler, kapılar, galeriler vb. gibi ahşap donatılar yavaş yavaş inşa ediliyor. Tüm bunlar, kalenin 16. yüzyıldaki yenilenmesinden sonra olduğu gibi yavaş yavaş bir resmini yaratıyor &mdash, elde etmeyi hedeflediğimiz etki bu.&rdquo

Turun maliyeti biletlerimizi karşıladığından, önümüzde ve biraz üstümüzdeki uçurumun üzerindeki kalenin fotoğraflarını çekerken Maja onları bir stanttan satın aldı. Yolu ve bir restoran da dahil olmak üzere turistik işletmelerin bulunduğu birkaç binayı destekleyen geniş toprak bir rampada, neredeyse kale kadar yüksekteydik. Bu yamaç yaklaşımı, Erasmus'un zamanından sonra yaratılmış veya en azından önemli ölçüde genişletilmiş olmalı, çünkü kuşatanlar, tüm güçlerini bulunduğumuz yere kadar getirebilselerdi, kaleye saldırmayı çok daha kolay bulurlardı. Yine önümüzde, kale kapısına çıkan rampanın solunda, paralel bir rampa aşağı doğru eğimli ve bir tür çimenli şeride dönüşüyor, burada artık her yaz, muhtemelen Sloven veya Orta Avrupa'daki muadili üyeleri tarafından bir mızrak dövüşü yapılıyor. Yaratıcı Anakronizm Derneğimiz.

Maja bizi kaleden geçirdi. Yeni bölümde mağara girişine ve içine geri dönen eski yapılara varmadan önce birkaç kat yukarı çıkmamız gerekti. Orada çok fazla restorasyon yapılmamıştı, ancak orijinal kaleyi oluşturmak için doğal ve insan yapımı duvarların nasıl birleştirildiğini görebildik. Yeni binalarda, herhangi bir ortaçağ veya rönesans kalesinde bulunabilecek bir dizi odayı gezdik ve lordun, leydilerinin, şövalyelerinin ve kalenin geri kalan sakinlerinin işlerini yapmaları ve günlerini geçirmeleri için yerlerini gezdik. Bütün bunlar biraz ilgi çekiciydi, ancak Predjama'yı bu kadar ziyaret etmeye değer kılan şey, kalenin çarpıcı görünümü ve manzaradaki şaşırtıcı durumu.

En yüksek kulenin altındaki bir balkon (yukarıdaki resimlerde solda), vadinin aşağısına uzun bir görüş sağlıyordu. Doğrudan aşağıya baktığımızda, Lovka'yı görebiliyorduk; küçük, oldukça cılız görünümlü bir dere, mağara yapma yolunda neler yaptığını ve uçurumun altında kaybolduğu noktaya doğru ilerlediğini düşündüğünüzde inanılmaz. Doğrudan yukarıya baktığımızda, bu yüksek kulenin çoğunun mağaranın çatısı tarafından korunduğunu ve açıklığın büyük yüksekliğinin (yaklaşık 403 fit) mümkün kıldığı bir yerleşim olduğunu görebiliyorduk.

Balkonun solundaki küçücük bir binanın, Erasmus'un sonuyla buluştuğu tuvalet olması ya da en azından efsaneye göre ölümcül atışla yok edildiğini söylediği bu talihsiz rahatlığın halefi olması gerekiyordu. İlk başta buna inanması kolay gelmedi, çünkü sağlam bir kayanın üzerinde oturuyor gibi görünüyor, ancak broşürde (bir arkeolog veya tarihçi olduğunu düşündüğüm Dr. Peter Habič tarafından imzalandı) "su dolabı" olarak etiketleniyor. modern sıhhi tesisat 19. yüzyıldan önce kurulmuştu, ancak kaya uzaktan göründüğünden daha az sağlam olabilir ve çevresinde epeyce yeşillik var ve bunların bir kısmı bir çıkıntıyı gizleyebilir. Aşağıda ve biraz solda, ahır olarak kullanılan mağaranın girişi yer almaktadır. Hemen hemen bir iskeleden daha fazla bir köprü, yakındaki yamaca uzanır ve insan, Erasmus ve adamlarının bir gün yağma ve yağma için (tek sıra halinde ve dikkatli bir şekilde varsayılır) dışarı çıktığını hayal edebilir. Bu açıklık bir zamanlar Lovka Nehri'nin dağ tarafına giriş noktasıydı ve batıya doğru Vipava'ya doğru uzanan uzun mağara sistemine açılıyor.

Kompas SUV'a geri dönerken tepeden aşağı indiğimizde, Peter arka planda kale ile fotoğrafımızı çekmeyi teklif etti. Arkamızdaki platformda, ziyaretçilerin Erasmus hikayesinin son bölümünü görselleştirmelerine yardımcı olmak için oraya yerleştirilmiş kaba bir mancınık görebilirsiniz.

Predjama'dan ayrıldığımızda saat 4:00'te Postojna'daki mağara turuna çıkmak üzereydi ve acele etmemize rağmen oraya zamanında varamadık. Biz, Polonyalı çift ve Maja'nın farklı yönlere gittiğimiz (günün son günü) 5:00 turundan önce öldürmek için neredeyse bir saat vardı. Mağaranın dışında, Rick Steves kitabının haklı olarak, hediyelik eşya dükkanları, restoranlar vb. içeren yapışkan olarak tanımladığı bir tür alışveriş merkezi var.

Ayrıca mağara faunasının canlı örneklerinin sergilendiği bir &ldquoVivarium&rdquo da bulunmaktadır. Bu grubun yıldızı her zaman olmuştur. proteus anguinus & mdash renginin Avrupalı ​​insanlarınkine yakınlığından dolayı bazen "insan balığı" olarak adlandırılan kör, pembemsi bir semender. (Postojna'yı yerel bir arkadaşıyla ziyaret eden bir İngiliz kadının kitabından, Slovenler arasında bu hayvanın, farazi fallik şekline dayalı olarak kıkırdayan imaların nesnesi olabileceği izlenimini edindim.) Proteus anguinus, ayrıca denir olm, bir tür semenderdir, teknik olarak bir amfibidir, ancak tüm yaşamını su altında ve sadece Postojna mağaralarında değil, aynı zamanda Slovenya, Hırvatistan ve Bosna-Hersek'in bitişik kireçtaşı bölgeleri boyunca çeşitli yeraltı nehirlerinde geçirmesine rağmen. Her iki adı da tam olarak anlamıyorum: anguinus yeterince açık, ancak neredeyse tüm anlamları olan &lsquosnaky&rsquo anlamına gelen Latince bir sıfattır. protein şeklini istediği gibi değiştirebilen Yunan tanrısından türetilmiştir. Buradaki ismin anlamı buysa, ironik olarak verilmiş olmalı, çünkü bu hayvan uzun yaşamı boyunca hemen hemen aynı görünüyor. (Her neyse, zifiri karanlıkta yaşayan kör bir hayvan için bir bukalemunun renk değiştiren yeteneği ne işe yarar?) Belki de adını kim koymuşsa, insan ve yılansı formlar arasındaki geçiş sırasında Proteus'un nasıl görünebileceğini düşünüyordu. (Ya da belki de Slovenya'nın en eski bilimsel dergisini onurlandırmak istediler. Vikipedi adlandırıldığını söylüyor protein. Ama bu durumda adı anguis proteini [&lsquoProteus&rsquo yılan&rsquo], mevcut adın tercüme edildiği şekliyle &lsquosnaky Proteus&rsquo'tan daha standart uygulamaya daha uygun olacaktır.)

protei anguini (onlara &ldquoP.A.&rdquo diyelim) Vivarium'u ziyaret etmeyi hak etmiş olabilir, ancak bu türün herhangi bir üyesini sergide bulmayı beklemiyorduk. Mağaranın içinde her zaman ziyaretçilerin P.A. örneklerini görebileceği bir tank vardı, ancak Maja bize bu serginin şu anda kapatıldığını söyledi. Açıklamasını yanlış anlamış olabilirim veya bazı ayrıntıları unutmuş olabilirim, ancak bunun şöyle olduğuna inanıyorum: mağaraları yöneten otorite, hayvanların tutulmadıkça ve sergilenmedikçe sergilenemeyeceğine dair bir Avrupa Birliği yönetmeliğine aykırı davranmıştı. düzenli beslenir. Bununla birlikte, P.A.'nın çok sıra dışı beslenme alışkanlıkları vardır: Bir seferde çok miktarda (boyutu için) yiyebilir ve uzun süre yiyeceksiz kalabilir. Maja'nın bize genellikle altı ayda bir yemek yediğini söylediğine inanıyorum. (NS Vikipedi makale bu rakamı açıkça desteklemiyor, ancak kontrollü bir deneyde, türün bir üyesinin on yıl boyunca yiyeceksiz yaşadığını söylüyor. Böyle bir hayvan için, altı ayda bir düzenli olarak yemek yemek, bir yolcu gemisinde veya Catskills'deki eski moda bir tatil beldesinde tatil yapmak gibi olabilir. Şirketin pratiği, yeni bir P.A partisi yakalamaktı. her üç veya dört ayda bir ve eski partinin gitmesine izin verin. P.A.'nın beslenme gereksinimleri göz önüne alındığında, bu makul olmaktan öte görünüyor, ancak AB bürokratları ikna edilmemişti. Belki de Vivarium bu emre rağmen onları sergiliyordu, ama biz öyle olmadığını varsaydık. (Postojna Caves web sitesi, 2009 sonbaharından itibaren Vivarium'da sergilenen P.A.'nın canlı örneklerinin reklamını yaptığından, mesele şimdiye kadar değişmiş olabilir.) Bu arada, P.A.'nın düzensiz beslenme alışkanlıkları uzun ömürlülüğe zarar vermiyor: Vikipedi ortalama ömrünü 58 yıl olarak verir.

Sloven bir doğa bilimcinin adını verdiği kör bir böcek olan diğer eşsiz mağara yaratığını görme şansımız bizi Vivarium'a çekti. drobnovratnik, ya da &lsquotince boyunlu.&rsquo Belki de bir hata yaptık,&rsquo web sayfasındaki böceğin sevimli göründüğünü inkar edebilirim. (Görebildiğim diğer tüm fotoğraflarda kırmızı renge pek güvenmiyorum, böcekler heyecan verici bir kahverengiydi. Düşünün turizm düşünmek terfi düşünmek Photoshop.) Her halükarda, fauna yerine serinletici içecekler aramaya karar verdik ve bir çikolatalı kruvasan ve kayısı reçeli ile doldurulmuş bir jöle çöreğine oldukça benzeyen dolgun bir pastayı paylaşmaya karar verdik: egzotik olmasa da, keşiflere hoş geldiniz. Elbette onlara her zamanki Radenska eşlik etti.

Saat 5:00 turuna geldiğinde, yerinde ve hazırdık. Bu devasa mağaranın bekçilerinin ziyaretçiler için uygun hale getirmesinin bir yolu, onları 2 kilometre boyunca takip eden yürüyüş turunun en muhteşem kısmına taşımak için bir demiryolu inşa ederek, bazıları yokuş aşağı ve yaklaşık yarısı kadar uzun. Yaptığımız çoğu Amerikan mağara ziyareti, bir asansörün zemine inmesiyle başladı, ancak bu, arazinin o kadar engebeli olduğu ve nehirlerin (daha önce belirtildiği gibi) güneş ışığında akma eğiliminde olduğu ve alçak zeminde eğildiklerinde, bu gerekli değildir. yükseldiğinde manzara. Küçük Lovka'yı Predjama'da uçurumun dibine koşarken gördük ve burada Postojna'da çok daha büyük bir dere olan Pivka'nın mağaranın başladığı tepede gözden kaybolduğunu görmek için kısa bir mesafe yürüyebilirdik. Nehrin epey yukarısında, yüzyıllar önce yarattığı kuru bir mağaraya girmeyi ve bu mağarayı yatay bir yol boyunca takip eden bir trene binmeyi başardık.

Trenler, 1872'den beri, önce mağara kılavuzlarını üfleyerek, daha sonra 1914'ten sonra benzinli motorlarla ve son olarak 1959'dan beri elektrikle çalışan bu güzergahta ziyaretçi taşıyor. Mağaranın girişe en yakın kısımları orta çağda bile biliniyordu, ancak bir açıklama yayınlayan ilk kişi 17. yüzyıl beyefendi bilim adamı Janez Wajkard Valvasor'du (diğer adıyla. Johann Weikhard, Freiherr von Valvasor) büyük eserinde Carniola Dükalığı'nın Zaferleri. 1818'de Avusturya İmparatoru Franz I mağarayı görmeye geldi ve İmparatorluk ziyaretine hazırlık olarak fazladan lambalar asmakla meşgul olan Janez Čeč adında yerel bir adam, kimsenin bilmediği geniş bağlantılı mağaraları keşfetmek için yeterince yükseğe tırmandı. Keşif daha sonra Postojna mağara sisteminin yeraltında yaklaşık 13 mil uzandığını tespit etti. Bunun 3,3 mil'i ziyaretçilere açıktır, iddiaya göre dünyadaki halka açık en büyük mağara uzunluğudur. Turistlerin kabulü 1819'da başladı ve bir dizi emanet kurumu (genellikle hükümet) onları barındırmak için çalıştı, sadece demiryolunu değil, aynı zamanda Ljubljana'da herhangi bir elektrik lambasının bulunmadığı 1884 kadar erken bir tarihte elektrik aydınlatmasını da sağladı.

Ne yazık ki, Dorothea ve benim bu muhteşem ve güzel mağarayı gezdiğimize dair fotoğrafik kanıtlar çok yetersiz. Turun sona erdiği oda dışında mağaralarda fotoğraf çekmek yasaktır. Rick Steves kitabı bundan "kimsenin ciddiye almadığı gülünç bir kural" olarak bahseder, ancak ziyaret ettiğimiz gün bize böyle görünmedi. Web'deki bazı turist raporları, fotoğrafçıların genellikle yasağı göz ardı ettiğini belirtiyor. Mutsuz bir ziyaretçi, rehber onlardan durmalarını istediğinde bile fotoğrafçıların fotoğraf çekmeye devam ettiğini ve tur çok hızlı hareket ettiğinden veya birinin çerçevelediği bir sahneye adım attığından şikayet ettiğini, bu kişinin panjurları tek kötü şey olarak gördüğünü söyledi. tur. Bir diğeri, rehbere, yasağın nedeninin mağaradaki nadir böceklerin ve amfibilerin iyiliği için endişe olduğunu sonuna kadar açıklamadığı için kusurluydu. Ama turumuzdaki insanların hiçbiri kameralarını kullanmıyordu. Her halükarda, elimizde olandan çok daha ayrıntılı ışıklandırma olmadan çok iyi fotoğraflar çekebileceğimizi sanmıyorum. Görevli bir şekilde birkaç tanesini kopardık (bunların hiçbiri derginin editörlerini ilgilendirmeyecekti). National Geographic) ne zaman ve nerede izin verildiğini. Umarız kısıtlamamız birkaç böceğin veya semenderin hayatını biraz daha mutlu etmiştir.

Tren hazır olduğunda, açık vagonlardan birine oturduk ve karanlığın içinden, sonra da aydınlatılmış odalar ve kaya oluşumlarından geçtik. Tüm mağara turları resmi rehberler tarafından yapılıyor, bu yüzden başlangıçta tanıştığımız Peter ve Monica olmasına rağmen Maja bizimle değildi. 2 km'lik yolculuğun sonunda, içinde devasa bir kaya oluşumunun ardından Büyük Dağ adı verilen çok katlı büyük bir odaya bırakıldık. Burada yolcular gruplara ayrıldı: rehberler hangi dilde rehberlik edeceklerini gösteren işaretlerin yanında duruyordu ve her yolcu dil açısından en uygun gruba katıldı. Rehberli turlar Slovence, Almanca, İtalyanca ve İngilizce olarak mevcuttu. Yüksek turizm sezonu boyunca daha geniş bir dil seçimi olabilir, ancak en azından ana dili sunulmayan bazı turistler vardır ve &mdash çünkü İngilizce çoğu Avrupa ve Asya'da en yaygın ikinci dildir ve İngilizce'dir. grup her zaman en büyüklerden biridir. Ancak bu, günün son turuydu (önerilen Kaba Kılavuz, günün ilki ile birlikte, en azından kalabalık olma olasılığı) henüz sezon dışıydı ve tren birkaç düzineden fazla yolcu getirmemişti. Peter ve Monica'nın katıldığı İngilizce grubunda sekiz kişiydik.

Büyük Dağ odasından yola çıktık ve Vr&scaronič Geçidi üzerindeki Rus Yolu gibi I. Dünya Savaşı sırasında Rus savaş esirleri tarafından inşa edilen Rus Köprüsü'nü geçtik. Altımızda, daha sonra turda geçeceğimiz mağaranın bir alt katı vardı. Mağaralar, bir nehir inşa ederken basit tüneller değildir, yüzeydeki herhangi bir nehir gibi en az dirençli yolu takip eder ve daha sert bir kaya parçasıyla karşılaştığında, yokuş aşağı devam etmenin bir yolunu bulana kadar yana döner (hepsi olduğu gibi). nehirler doğal olarak yapar) veya basınç, direncin üstesinden gelmek için yeterince güçlü olana kadar yedeklenir.Tıpkı bir yüzey nehrinin dirençli bir kara parçası etrafında akmak için bölüneceği ve sonra tekrar birleşerek bir ada yaratacağı gibi, aynı şey yerin altında da olur ama üç boyutta olur: nehir sağa veya sola olduğu kadar kolayca yukarı veya aşağı dönebilir. bir engelle karşılaştığında. Tabii ki başka bir fark daha var: kireçtaşı gibi nispeten yumuşak kayalarda bile kaya boyunca bir yol açmak binlerce, hatta milyonlarca yıl alır.

Tura öncülük eden genç kadın bize üst katlardan ve sonunda Pivka Nehri'nin şu anki akışında aktığını gördüğümüz en alt kata kadar rehberlik etti: çağlar boyunca oyduğu üç geçidin en küçüğü ve en alçak olanı. Yürüyüş turumuzun başladığı Büyük Dağ odası, daha yüksek geçitlerden birindeydi (hangisi olduğunu hatırlamıyorum), ancak geçitler bir evin katları gibi tamamen ayrı değildi. Birçok noktada, zavallı Rus tutsakların köprü yaptığı gibi büyük açıklıklarla ve ayrıca yürünemeyecek kadar dik olmayan meyilli geçitlerle birbirine bağlıydılar. Postojna sistemi, enine kesit olarak çizilemeyecek kadar geniş ve karmaşık olabilir, ancak Predjama broşüründe, Lovka'nın mağaralarının, kalenin altında ve arkasında, genel prensibi oldukça iyi gösteren bir diyagramı vardır:

Lovka şimdi diyagramın ortasından sonra gösterilmeyen en düşük rotayı takip ediyor çünkü suyla dolu olduğundan keşfedilemiyor. Ancak üst sıralar -nehir daha alçak bir giriş noktası (ya da en azından nispeten kuru: birine Çamurlu Geçit denir) bulduğu için şimdi yüksek ve kurudur ve altlarındakilerle bağlantılıdır, bu da orta geçidin kesilmeye devam ederken kesilmeye başladığını gösterir. su hala üsttekine akıyordu ve aynı şey ortadakine göre en alttaki geçit için de geçerli. Diyagramın üst orta kısmı, farklı bir nehrin (veya belki daha uzak bir çağda Lovka'nın) yukarıdan girdiği, yüzey seviyesinin daha düşük olduğu bir yeri gösteriyor gibi görünüyor. Diyagramın sağındaki iki geçidin ne kadar uzadığını bilmiyorum, ancak Vipava'ya 8 milin tamamına veya çoğuna gidebilirler. Nehrin çıktığı yer orasıdır, yani en azından en alt seviyedeki diyagramsız geçidin o kadar uzun olduğu açıktır.

Postojna'ya geri dönersek, turumuz bizi üst katlarda muhteşem manzaralar açısından en zengin olan birkaç odaya götürdü. Bunun basit bir nedeni var: Gördüğümüz etkileyici sarkıt ve dikitlerin oluşması çok uzun zaman aldı ve odalar artık suyla dolmadan bu süreç başlayamadı. Yani bir mağaranın seviyesi ne kadar yüksekse, kendisini dekore etmede o kadar uzun bir başlangıç ​​yapmış olur. Yüksek kalsiyum içeriğinin oluşumları beyaz yaptığı bir Beyaz Salon ve oluşumları demir oksitle renklendirilmiş bir Kırmızı Oda gördük. Ayrıca bir Spagetti Odası da vardı, tavanı soda kamışları ve kuru makarna çubukları büyüklüğünde kısa, ince sarkıtlarla doluydu. Sonunda Pivka'yı görebileceğimiz en alt kata indik ve başımızın çok yukarısındaki Rus Köprüsü'nün altından geçtik.

Turun son durağı, muhteşem akustiği ve büyüklüğü nedeniyle Konser Salonu olarak adlandırılan Postojna mağaralarındaki en büyük açık alan oldu. 10.000 kişiyi barındırabileceği söyleniyor ve bildiğimiz kadarıyla Temmuz veya Ağustos aylarında her gün bunu yapabilir, ancak daha küçük bir grupta olmaktan mutluyuz. Daha düşük bir seviyeden oraya doğru ilerlerken rehber, şarkı söyleyebilen herhangi birimizin salondaki akustiği test etmek isteyebileceğini önerdi. Aha, diye düşündüm, bir şarkıya patlayacağım ve ahenkimle herkesi etkileyeceğim. Ama bu tırmanışın başlangıcındaydı ve o kadar dikti ki, zirveye ulaştığımda bırakın şarkı söylemeyi, nefesimi tutmakta bile zorlandım. Başka hiç kimse de havasında değildi (ya da belki de herkesin nefes darlığı vardı), bu yüzden muhteşem akustiği olduğu gibi kabul etmeye bırakıldı. Burası fotoğrafa izin verilen yerdi. Büyük odayı küçük kameralarımızla yakalamaya çalışmanın bir anlamı olmazdı, bu yüzden bazı ilginç oluşumların aydınlatıldığı köşelere gittik. Işte bir tane. Galeride birkaç tane daha var.

Postojna Mağarası'nın güzelliklerini hatırlamak için, hafıza güçlerimize güvenmek zorunda kalırız (ki bu &mdash deneyiminin &mdash &mdash yaşla birlikte artmadığını gösterir). Yine de, ödüllendirici bir geziydi ve almaya değerdi. Bir buçuk saatlik mağara turumuz bittiğinde, Maja bizi hızlı ve olaysız bir şekilde Ljubljana'ya geri götürdü ve yaklaşık 7:15'te otelimize bıraktı. Uzun bir yürüyüş havasında değildik, bu yüzden akşam yemeği için Hotel Slon'dan sadece birkaç kapı ötedeki Gostilna & Scaronestica'yı denemeye karar verdik. Günümüzün bu kısmı, Ljubljana'daki ilk günümüzün anlatısının bir ekinde belgelenmiştir. Burada).


Videoyu izle: Ormana Ton Portakal Kabuğu Attılar, 20 Yıl Sonra Bakın Nasıl Değişti (Ocak 2022).