Tarih Podcast'leri

Duvar Rölyefleri: Ashurnasirpal II'nin British Museum'daki Savaş Sahneleri

Duvar Rölyefleri: Ashurnasirpal II'nin British Museum'daki Savaş Sahneleri

Güçlü Kral

600 savaşçısını kılıçtan geçirdim ve kafalarını kestim; 400 diri aldım; 3.000 esir getirdim; Şehri kendim için mülk edindim: yaşayan askerler ve krallık şehri Amidi şehrine doğru yolladım.

(Assur-Nasir-Pal II 3.107 Yıllıkları).

Ashurnasirpal II (MÖ 884-859), askeri seferlerinden biri sırasında düşmanlarıyla nasıl başa çıktığını bu şekilde kaydetti. Çoğu zaman, ezici Asur İmparatorluk ordusu, savaş alanında görünüşte kalpsiz ve sert bir Asur Kralı tarafından yönetiliyordu. Krallar, prensler, subaylar, askerler, zavallı sıradan insanlar veya çocuklar olsun, mağlup edilen düşmanın, isyanın veya kargaşanın kaderi, ebediyen unutulmaz bir olay, düşünen veya düşünen herkese öğretilen ölümcül bir ders olmalıdır. aynısını yapmak, tacı tehdit etmek ve Asur İmparatorluğu'nu istikrarsızlaştırmak. Bu terör propagandasının belgelenmesi ve iç ve dış geniş bir kitleye ulaşması gerekiyordu. Stelalar, anıtlar, taşlar ve kil prizmalar, Kralın başarılarını “yayınlamak” için kullanılan araçlardı.

Bu oda gelişigüzel seçilmedi, Kral'ın sarayının çekirdeği! Herkes mesajı görmeli ve özümsemelidir.

Kralın sahasına ne dersiniz, kilit oyunculardan biri mi? Arada sırada yabancı yöneticiler, üst düzey yetkililer, elçiler, haberciler ve haraç sahipleri Kralı ziyaret eder. Ashurnasirpal II, Asur İmparatorluğu'nun kalbindeki Nimrud'daki Kuzey-Batı Sarayı'nın duvarlarını, taştan bir film gibi çeşitli sahneleri tasvir eden yaklaşık 2 metre yüksekliğinde kaymaktaşı kısmalarla süslemişti. Oyunun kahramanı, baş rolü ve ödülü kazanan kuşkusuz Kral'ın kendisiydi.

Peki ya diğerleri, yardımcı aktörler ve aktrisler? Sonuçta bir monodrama değil! Kuzey-Batı Sarayı'nın taht odası B Odası, II. Ashurnasirpal'in çeşitli askeri faaliyetlerde bulunduğunu ve düşmanlarına saldırdığını gösteren sözde “galipler ve mağluplar” temasının savaş sahneleriyle kaplıydı. Bu oda gelişigüzel seçilmedi, Kral'ın sarayının çekirdeği! Herkes mesajı görmeli ve özümsemelidir.

British Museum'un 7. Odası'nda (Asur, Nemrut) bağlam dışı olmasına rağmen, bu kabartmalar geçmişte olduğu gibi kuşkusuz müzenin ziyaretçileri üzerinde kalıcı bir etki bırakmaktadır. Göstermek için Kral'ın kendisinden ziyade belirli özelliklere ve ayrıntılara odaklanacağım; bu ayrıntılar genellikle ziyaretçiler tarafından gözden kaçırılır. Bu duvar panelleri, 1846'da Irak'ın Nimrud kentindeki Kuzey-Batı Sarayı'nı ortaya çıkarırken Sir Henry Layard tarafından kazıldı. 1849'da British Museum'a ulaştılar. Her resmin altına ayrıntılı bir açıklama koydum.

Savaş alanı ortamı

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. B Odasının 18. Paneli (üstte), Kuzey Saray Sarayı, Nimrud, günümüz Irak'ı.

Aşk tarihi?

Ücretsiz haftalık e-posta bültenimize kaydolun!

Güçlü duvarlarla çevrili bir şehre saldırı. Savunucular, mazgallı kuleler içinde Asurlulara ok atıyorlar. Asur kuşatma makinesinin koçbaşı defalarca şehrin duvarını vurdu ve sonunda yıktı; tuğlalar düşüyor. Tahta bir kulenin içinde duran Asurlu bir okçu, kulelere kısa bir mesafede düşmana ok atıyor ve başka bir asker tarafından tutulan bir kalkan tarafından korunuyor. Ashurnasirpal II, kuşatma motorunun arkasında durur ve düşmanlara oklar atar. Sol tarafında bir asker, Kralı düşmanın oklarından korumak için uzun bir mızrak ve bir kalkan tutar. Kralın arkasında başka bir asker bir kalkan, oklar ve bir ok kılıfı tutar. Saldırganların arkasında bir yay, sadak ve topuz tutan bir kraliyet görevlisi duruyor. Sahne o kadar canlı ve dinamik ki, sanki hareketli bir GIF görüntüsü ya da kısa bir video klipmiş gibi.

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. Panel 4 (altta), Oda B, Kuzey Saray Sarayı, Nimrud, günümüz Irak'ından detay.

Uzun atletleri, gösterişli kostümü, bilekliği ve uzun kılıcıyla taç takan bu sakallı figür Kral değil; o, II. Ashurnasirpal'in oğlu Veliaht Prens, Shalmaneser III! Shalmaneser kirişi geri çekiyor ve düşmanı vurmaya hazır. Yanında kalkan ve onu korumak için bir hançer tutan bir asker var.

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. Panel 4 (altta), Oda B, Kuzey Saray Sarayı, Nimrud, günümüz Irak'ından detay.

Asurlu bir okçu diz çökmüş ve yayını ateş etmek için geri çekmiştir. Arkadaşı da diz çöker ve onu düşman saldırılarından korumak için bir hançer ve bir kalkan tutar. Üstlerinde ve kuşatma makinesinin yanında, boynuzlu bir miğfer giymiş ve ok atan bir savaşçıyı tasvir eden bir demir plaka var; bu, savaşı kazanmak için Asurluların yanında duran bir tanrıdır. Tanrı figürleri genellikle ordulara eşlik eder. Tüm paneli iyice incelemezseniz, bu harika "kanıtı" kesinlikle kaçıracaksınız.

Saldırı!

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. Panel 5 (altta), Oda B, Kuzey Saray Sarayı, Nimrud, günümüz Irak'ından detay.

Saldırı başladı ve saldıran dalga ezici. Şehrin duvarına bir merdiven ödünç verildi. Asurlu bir asker merdivene tırmanıyor ve korunmak için elinde bir kalkan tutuyor. Onu başka bir asker takip eder. Asurlu bir asker, merdivenle sur arasında duruyor ve elinde bir kalkan tutuyor ve bir tünelden veya şehir surlarındaki bir kusurdan sürünen başka bir askeri koruyan bir kalkan tutuyor. Savunuculardan bazıları vurularak öldürüldü ve kulelerden düşüyor. Soldaki büyük kalkan, kuleleri bir yay ve okla hedefleyen Ashurnasirpal II'yi korumak için bir Asur askeri tarafından tutuluyor (burada gösterilmemiştir).

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. Panel 5 (altta), Oda B, Kuzey Saray Sarayı, Nimrud, günümüz Irak'ından detay.

Bu panelin orta-üst kısmı kayboldu, ancak kalan kısım, bir düşman askerinin koçbaşını şehrin duvarından uzaklaştırmak için uzun bir demir zinciri indirdiğini gösteriyor. Bu sırada ve buna karşı koymak için, iki Asurlu asker zinciri aşağı çekmek için kancalar kullanıyor. Sol üst kulede, bir düşman okçusu, yayı ve okuyla bu askerlere nişan alıyor. Sağ üst köşede düşman, kuşatma motoruna meşaleler attı. Ortada, bir düşman askeri öldürüldükten sonra kuleden düştü (okla vuruldu mu?). Nehir kenarındaki alt kısımda iki Asurlu asker, tuğlaları/taşları kaldırarak şehrin surlarında ve ana kulede bir delik açmaktadır.

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. Panel 4 (altta), Oda B, Kuzey Saray Sarayı, Nimrud, günümüz Irak'ından detay.

İki Asurlu asker, şehrin duvarından tuğla kesmek için demir levye kullanıyor. Bu, Asurlu askerlerin şehre gireceği bir delik yaratacaktır.

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. Panel 4 (altta), Oda B, Kuzey Saray Sarayı, Nimrud, günümüz Irak'ından detay.

Asur ordusu her yönden saldırıyor. Kulelerin içindeki savunucular şaşkındır ve saldıran dalgayı durduramazlar. Uzun kuledeki kadın ağlıyor gibi.

Kaçış yok

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. Panel 11'in Detayı (üstte), B Odası, Kuzey Saray Sarayı, Nimrud, günümüz Irak'ı.

Bir Asur savaş arabasının atlarından birinin altına bir düşman düştü. Sırtından, tüylere kadar derine inen iki okla vuruldu. Görünüşe göre adam, şehri Asur ordusu tarafından yenilip ele geçirildikten sonra kaçmaya çalışıyormuş. Adamın duruşu, hala hayatta olduğunu ama can çekiştiğini gösteriyor. Etrafında silah yok. Asurlu heykeltıraş, düşmanın kaslarını abartmış gibi görünüyor; bu, Asurluların cesaretini yansıtan güçlü ve tehlikeli bir rakip imajını yansıtacaktır.

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. Panel 9'dan (üstte), Oda B'den, Kuzey Saray Sarayı'ndan, Nimrud'dan, günümüz Irak'ından detay.

Bir Asur atının altına bir düşman düştü. Ya sırtından bir okla vurulmuştu ya da o ok, sahip olduğu tek ve son cephaneydi. Yanındaki sadak boş ve yay yerde. Adamın cephanesi bitti ve kaçmaya çalıştı. Ölü görünüyor ya da ölüyor.

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. Panel 9'dan (üstte), Oda B'den, Kuzey Saray Sarayı'ndan, Nimrud'dan, günümüz Irak'ından detay.

Bu kafası kesilmiş düşman, sırtından iki okla vurulduktan sonra yere düştü. Yanında boş bir ok ve bir yay var; okları bittikten sonra kaçmayı başaramayan bir başkası. Asur süvarileri onun üzerinden geçiyor.

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. Panel 9'dan (üstte), Oda B'den, Kuzey Saray Sarayı'ndan, Nimrud'dan, günümüz Irak'ından detay.

Sağda bir düşman askeri, saldıran, öfkeli ve kana susamış bir Asur askerinden kaçmak için asker arkadaşını çekmeye çalışıyor; geri çekilen adamların ikisi de silahsız görünüyor.

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. Panel 9'dan (üstte), Oda B'den, Kuzey Saray Sarayı'ndan, Nimrud'dan, günümüz Irak'ından detay.

İki düşman askeri kaçtı ve çaresizce ele geçirdikleri şehrin yakınındaki ağaçların arasına saklanmaya çalıştı. Panonun alt kısmında tasvir edilen bir nehir vardır. İki Asurlu asker düşmanlarını görmüş ve düşmanlarını yakalamaya çalışmışlardır. Solda, Asurlu asker düşmanıyla yüzleşir ve bir eliyle düşmanın başını tutar ve sağ eliyle hançerini düşmanın göğsüne saplar gibi görünür. Yıkılan düşman, Asur askerinin sol kolunu ve saldıran hançeri kavrar. Sağda düşman askeri kaçmaya çalışır ve kafasını katiline çevirir ama Asur askeri kalkanını kullanarak onu iter ve bıçaklamak üzeredir. Ne kadar dinamik ve canlı bir yayın!

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. Panel 8'den (üstte), Oda B'den, Kuzey Saray Sarayı'ndan, Nimrud'dan, günümüz Irak'ından detay.

Çaresiz bir düşman askeri yerde yarı diz çökmüş. Dehşet verici bakışlı bir Asurlu asker, adamın saç derisini yakalar ve onu katleder. Yerde bir yay ve oklarla dolu bir sadak var.

Akbabalar İçin Ücretsiz Yemek

Akbaba sürüleri genellikle Mezopotamya stellerinde ve taş anıtlarda tasvir edilirdi ve Kuzey-Batı Sarayı'nın duvar kabartmaları bundan muaf değildi. Akbabalar, savaş alanında ölmekte olan veya ölen düşman askerlerine saldırır. Yırtıcı kuşlar hala günümüz Irak'ında yaşıyor.

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. Panel 3 (altta), Oda B, Kuzey Saray Sarayı, Nimrud, günümüz Irak'ından detay.

Bir akbaba (veya yırtıcı bir kuş), ölü bir düşman askerinin vücudunu koparır. Akbabanın kanatları, gagası ve pençeleri saldıran bir duruşu yansıtır.

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. Panel 11'in Detayı (üstte), B Odası, Kuzey Saray Sarayı, Nimrud, günümüz Irak'ı.

Bu düşman askerinin vücut hareketi çoktan öldüğünü gösteriyor; bir akbaba (veya yırtıcı bir kuş) gözünü gagalar.

Dekapitasyon Zamanı

Dekapitasyon genellikle Asur duvar kabartmalarında tasvir edilmiştir. Bu neyi yansıtıyor? Muhtemelen düşmanından gerçekten nefret eden ve düşmanının boğazını keserken büyük bir haz duyan muzaffer bir asker. Ayrıca bu olayı görsel olarak belgelemek, zaferi duyurmanın bir yolu ve potansiyel düşmanlara yönelik bir tehdit mesajıdır.

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. Panel 6'dan (üstte), Oda B'den, Kuzey Saray Sarayı'ndan, Nimrud'dan, günümüz Irak'ından detay.

İki Asur askeri, düşmanlarının kafası kesilmiş başlarını müzisyenlerin önünde tutar (iki lir ve bir tefçi); hemen savaş alanında zaferlerini kutluyorlar. Bu canlı ve grafik görüntüler, zafer ortamında neler olduğunu doğrudan yansıtır; ıstırabın sesi, ölümün görüntüsü, kanın kokusu müzikle karıştırılır.

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. Panel 6'dan (üstte), Oda B'den, Kuzey Saray Sarayı'ndan, Nimrud'dan, günümüz Irak'ından detay.

Bu Asurlu askerler belki yakalama oyunu oynuyorlar ya da daha az olasılıkla düşmanlarının kafası kesilmiş kafalarını sayıyor ve istifliyorlar.

Son

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. Panel 5 (altta), Oda B, Kuzey Saray Sarayı, Nimrud, günümüz Irak'ından detay.

İki kadın ve bir çocuk uzaklaşıyor ve bir Asur askeri tarafından bir mahkumlar alayına katılmaya yönlendiriliyorlar. Siviller ya esir alındı ​​(inşaat işleriyle uğraşabilirlerdi) ya da Asur İmparatorluğu'nun diğer bölgelerinde yaşamak üzere sınır dışı edildiler; öldürülmeleri pek olası değildi.

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. Panel 17 (altta), Oda B, Kuzey Saray Sarayı, Nimrud, günümüz Irak'ı.

Bu eksiksiz panel, mahkumların ve ganimet temasının tipik anlatım incelemesini belgeler ve yayınlar. Ashurnasirpal II, ganimeti almak ve savaş esirlerini incelemek için duruyor (soldaki panelde tasvir edilmiş, bu resimde burada gösterilmemiştir). İkinci grup, Kral'ın kutsal figürüne erişemez; tüm bu Asur olaylarında olduğu gibi bir aracıya ihtiyaç duyarlar. Solda, iki sakallı Asurlu görevliye, Kral'ın iki sakalsız görevlisi eşlik ediyor (hepsinin kılıçları yanlarında asılı), Kral'a büyük bir haysiyetle yaklaşıyor. Onların arkasında, diğer her türlü kadrodan ayrılan, memurların arkasını yetiştiren bir kişi vardır. Mütevazı sayfa çocuk saç stili ile tanınır. Mahkum grubunun başı bu adamın arkasında; Asurlu bir asker aşağılayıcı bir hareketle başını tutuyor. Üç mahkum daha onu takip eder ve elinde bir yay ve bir kılıç tutan başka bir Asurlu asker sırayı tamamlar ve alayı utanç ve onursuzluk içinde ileri doğru iter. Arada sırada yeni bir unsur monotonluğu giderir. O uşak saçlı adam amirine (burada gösterilmemiştir) bakar, böylece alayı dikkatle inceler ve bu nedenle en ufak bir hareketi bile kaçırmamak için Kralı bağlam içine sokar. Başka bir grubun öne çıkacağını belirtmek için sol kolu kaldırılmıştır. Ganimet, panonun üst kısmında havada tasvir edilmiştir; ganimet listesinde kazanlardan ve fildişi dişlerinden bahsediliyordu.

Yeni Asur Dönemi, MÖ 865-860. Panel 17 (altta), Oda B, Kuzey Saray Sarayı, Nimrud, günümüz Irak'ı.

Final zafer sahnesi ile kapanış; savaş sona erdi ve Asurlular ezici bir zafer kazandı. Ashurnasirpal II, kraliyet arabasından indikten sonra, bir görevli tarafından tutulan bir şemsiyenin altında görkemli bir şekilde duruyor. Kral, zarif kraliyet kostümü ve aksesuarlarının yanı sıra eksiksiz bir silah seti giyer. Kral bir yay ve oklar tutar; muzaffer savaşçı. Bir figür, Kral'ı çok yakınında karşılar, neredeyse ona dokunur; yanında asılı duran uzun kılıcı ve uzun kıvırcık sakalından tanınır. Bu, en yüksek rütbeli bir kişiyi ifade eder. Bu, Asur dilinde “Turtanu”, Kralın Başkomutanı ve tüm Asur İmparatorluğu'nun ikinci komutanı. Bir asker neredeyse sandaletlerini öperek Kralın önünde eğilir; bu zorunlu bir düşman değil, savaşta muhtemelen kendini gösteren bir Asur askeridir. Kralın arkasında, kraliyet görevlileri ve korumaları durun. Kralın arabası ve atları zarif bir şekilde oyulmuştur ve koşum takımı harika bir şekilde tasvir edilmiştir; tüylü taçlı atlar kraliyetti. Kral, saray mensupları ve savaş esirlerinden oluşan bir alayı gözden geçirmek üzere.

O zamanlar bir Nikon D610 fotoğraf makinem vardı. Yukarıdaki kabartmaların yaklaşık 1000 yakınlaştırılmış görüntüsünü alarak yaklaşık bir saat harcadım. Resimleri çektikten sonra geri adım attım ve British Museum'un ziyaretçilerini Zemin Kattaki 7. Oda'dan geçerken gözlemledim. Yukarıdaki kabartmalar tek bir uzun duvar üzerine yerleştirilmiş ve iki yatay ve paralel sıra halinde düzenlenmiştir. Ziyaretçiler bu kısa ama detaylı filmi taştan görmek için ortalama “20 saniye” harcadılar. Sonunda, Güneydoğu Asya'dan büyük bir gruba liderlik eden bir tur rehberini (elbette kibar bir şekilde) yarıda kestim ve ona grubunun ne öğrendiğini sordum. Hepsi bu panellerden keyif aldıklarını söylediler. Onlara kısaca, yukarıdaki resimler gibi bazı önemli detayları göstermek için izin istedim; çok etkilendiler ve kabartmaların detaylı resimlerini çekmeye başladılar! Çok güzel yakınlaştırılmış resimler eklemedim çünkü tüm detayları bu yazıda koyamıyorum.

Evet, British Museum gibi büyük bir müzeyi ziyaret ettiğinizde aceleniz olması anlaşılır bir şey! Ama lütfen bazı noktalarda biraz zaman geçirin ve öylece geçmek yerine dikkatlice inceleyin. Şu anda British Museum'da bulunan ülkem Irak'tan bu harika ama grafik Asur sanatını aktarmada başarılı olduğumu umuyorum. Viva Mezopotamya!

Bu makale, tüm dünyadaki savaş kurbanlarının anısına yazılmıştır; ruhları hala aramızda, ama bizi izliyorlar mı?!

Hepimiz hasarlı malız. Kurban olduğumuzda yas tutuyor ve düşmanlarımızın ıstırabına seviniyoruz. Savaşçılarımızın zaferi ve düşmanların ölümü için dua ediyoruz. Arada bir şey yapmıyoruz. Kimse kimseyle konuşmuyor. Sadece vuruyoruz ya da ağlıyoruz.

Sam Wazan, “Dört Mil Karede Mahsur Kaldı”.


Duvar Rölyefleri: II. Ashurnasirpal'in British Museum'daki Savaş Sahneleri - Tarih

Afrika kaya sanatı

Kaya sanatı, hareketsiz kaya yüzeyleri üzerine gravür, çizim veya resim yapma pratiğidir ve Afrika'da 30.000 yıl öncesine dayanan, dünyadaki en eski insan ifadesinin maddi biçimlerinden biridir.

Kaya sanatı araştırmacıları, kaya sanatının ne anlama geldiği, görüntülerin hangi hikayeleri anlattığı ve bunları nasıl yorumlayıp anlayabileceğimiz sorularıyla boğuşuyor. Bazı durumlarda bu esrarengiz görüntülerin arkasındaki anlamı yorumlamak zordur, ancak bazen insanların sosyal yaşamları hakkında net anlatılar ve mesajlar iletirler.

Aşağıdaki resim Libya'daki Acacus Dağları'ndan geliyor ve süslü bir saç stiline sahip bir kişinin başka birinin saçını yıkayan veya bakımını yapan iki kişi arasındaki samimi bir anı gösteriyor. Düğün hazırlıkları olarak yorumlanan daha büyük bir sahnenin parçası. Bu güzelce boyanmış görüntü, yankı uyandıran kişisel ve tanıdık bir anı tasvir ediyor.

Güney Afrika'daki Drakensberg Dağları'ndaki Game Pass Barınağı'ndan bir başka örnek, yüzü izleyiciye dönük, tökezliyormuş gibi tasvir edilen bir eland antilopunu tasvir ediyor. Eland'ın kuyruğunu kavramak bir therianthrope'dur (mitolojik bir yarı insan, yarı hayvan figürü).

Kaya sanatı araştırmacısı David Lewis-Williams, görüntüyü anlamlandırmak için Güney Afrika'nın San|Bushman halkının sözlü anlatılarını kullanana kadar uzun yıllar bu görüntüyü yorumlamak zordu. Eland ve therianthropes görüntüleri, yalnızca açıklayıcı olmaktan ziyade, ruhlar dünyası ile etkileşime giren şamanlar hakkında mecazi hikayeler aktarır.

Buradaki büyük araştırma projemiz aracılığıyla daha fazla Afrika kaya sanatı keşfedebilirsiniz.

Asur saray kabartmaları

Antik Asur, kalbi bugünkü Irak'ın kuzey bölgesinde bulunan antik dünyanın en büyük uygarlıklarından biriydi.
Asur kralları cömert bir ölçekte inşa ettiler. Ashurnasirpal II (MÖ 883-859), sarayını oyma taş panellerle kapsamlı bir şekilde süsleyen ilk Asur kralıydı.

Çoğunluk, kralı zararlı doğaüstü güçlerden koruyan kanatlı cinler gibi büyülü koruyucu figürleri tasvir ediyor. Bazı saray odaları da anlatı sahneleriyle süslenmiştir. Başlıca temalar kraliyet avı, askeri kampanyalar ve devlet ritüellerini içerir. Duvar panelleri canlı renklerle boyanmıştı, ancak günümüzde çok az pigment izi var.

Ashurnasirpal'in saray heykellerinde tasvir edilen anlatı sahneleri, Asur imparatorluğunun siyasi ve ideolojik temelini aktarıyor. Asur'un ilahi olarak atanmış koruyucusu olarak, kaos güçlerini yenerek dünyadaki düzeni korumak kralın göreviydi. Ashurnasirpal, tehlikeli hayvanları öldürerek ve Asur'un düşmanlarını yenerek krallığı koruma yeteneğini gösterir.

Duvar panelleri tipik olarak modern bir çizgi film şeridi gibi soldan sağa veya sağdan sola okunabilen kayıtlara bölünmüştür. Zaman içinde farklı anlarda meydana gelen olaylar, izleyicinin hikayenin her aşamasını doğru sırayla takip edebilmesi için genellikle aynı anlatı alanı içinde tasvir edilir.

Çin bronz ayna

Çin'de, tarihi figürlerin yer aldığı anlatı sahneleri, Han hanedanından (MÖ 202-220) aynaları süslemek için kullanılmaya başlandı. Dört grup figürlü bu ayna, güneydoğu Çin'deki iki güçlü devlet - Wu ve Yue arasında MÖ 770-476 dönemindeki destansı savaş yıllarında belirleyici bir bölümün hikayesini anlatıyor.

Hem derin bir keder hem de öfke içinde görünen soldaki figür (açık gözleri, ağzı ve uçuşan sakalı ile), Wu devletinin kahraman bir generali olan Wu Zixu'dur. Elinde bıçakla intihar ederken gösteriliyor ve bunun nedeni aynanın diğer dörtte üçünde ortaya çıkıyor.

Yıllarca süren çatışmalardan sonra, Yue eyaletinin kralı ve bakanı (Wu Zixu'nun solundaki iki figür), Wu kralına güzel kadınlar göndererek Wu devletini tehlikeye atmak için bir fikir ortaya attılar. Güzel Yue kızları, Wu Zixu'nun Yue kızlarını reddetme tavsiyesini reddetmek için ellerini sallarken, iki yanında ve güzelce dekore edilmiş panellerle desteklenmiş tahtında oturan Wu kralı tarafından kabul edildi. Wu Zixu protesto ederken, Wu kralı tarafından kendisine bir kılıç verildi ve kralını gücendirdiği için intihar etmesi emredildi.

Bu sadık generalin korkunç ölümü, Wu eyaletinin kaçınılmaz kaderini de işaret ediyor. Kralı ve diğer makamları yozlaştırıldığında, devlet nihayet MÖ 473'te, Wu Zixu'nun ölümünden sadece dokuz yıl sonra Yue tarafından ilhak edildi.

Amaravati'nin Büyük Mabedi'nden oyulmuş kireçtaşı paneli

Antik Budist edebiyatının en önemli eserleri arasında, Buda'nın 550 önceki yaşamının hikayeleri yer alır. jatakalar.

Bu hikayelerde Buda, özverili krallar, saygılı oğullar ve bazı durumlarda filler, maymunlar ve keçiler gibi hayvanlar gibi çeşitli biçimler alır. Ezop masallarına paralellik gösteren jātakas, Budist öğretilerini zorlayıcı ve dramatik şekillerde gösterirken kitlelere ahlaki rehberlik sunuyordu. Jātakas'ın doruk noktası, Buddha'nın nihai aydınlanmasından önce gelen Prens Siddhartha Gautama olarak nihai varlığıydı.

Buda'nın son jātaka'sının bir örneği, antik Hindistan'daki en eski, en büyük ve en önemli Budist anıtlarından biri olan Büyük Amaravati Tapınağı'ndan oyulmuş bir kireçtaşı panelidir. Hindistan'ın güney doğusunda.

Panel, Buda'nın tasvirlerinin "anikonik" kaldığı (insan biçiminde tasvir edilemez) MS birinci yüzyıla tarihleniyor. Sağ üstten sol alta doğru bir çizgi roman gibi okunabilen sahneler veya 'hücreler' ile onun anlayışı ve doğumunun bir anlatısını sunar.

Sağ üstteki ilk sahne, Buda'nın annesi Kraliçe Māyā'yı, Buda'nın anlayışını temsil eden beyaz bir filin yanına girdiğini mutlu bir şekilde hayal ediyor. Bunu duyan kral, çocuğun büyüyüp büyük bir imparator ya da büyük bir ruhani lider olacağını öngören saray bilgesi tarafından rüyanın yorumlanmasını ister. Bu, sol üstteki hücrede görülebilir.

Kronolojik olarak sağ alta doğru hareket edecek olursak, müstakbel Buda Prens Siddhartha, her biri üzerinde bir bez tutan dört Dikpāla'nın (koruyucu figürler) huzurunda, bir ağacın dalını tutarken Kraliçe Māyā'nın yanından tertemiz bir şekilde doğar. küçük ayak izleri görülebilir – Buda'nın ilk adımlarının ince ama net, anikonik bir tasviri. (Buda'nın küçük ayak izleri yalnızca çok yakından bakıldığında görülebilir, bu yüzden Müzeyi bir sonraki ziyaretinizde onları bulmaya çalışın.)

Sol alttaki son sahnede, kumaş Kraliçe Māyā tarafından Anjali Mudra'nın hareketiyle ona haraç ödeyen bir koruyucu tanrıya sunulur, avuç içleri saygıyla birbirine bastırılarak başı saygıyla eğilir.

Tutku döngüsünü gösteren tabut

Bu dört fildişi panel, bir zamanlar, muhtemelen MS beşinci yüzyılın ilk yarısında Roma'da yapılmış, kare bir kutunun kenarlarını oluşturuyordu. Yüzeyinde ortaya çıkan yedi ayrı olayın yoğunlaştırılmış bir hikayesi. Her plaket, Mesih'in son günlerine odaklanan bir Tutku döngüsünün bir parçasını oluşturdu.

Anlatı, Pilatus'un ellerini yıkamasıyla (sol üstte) başlar ve İsa'nın Diriliş'ten sonra havarilere görünmesiyle (sağ altta) doruğa ulaşır. İsa her sahnenin kahramanıdır. Kutuyu döndürdüğünüzde, ayar neredeyse bir film çekimi gibi değişecekti. İsa önce çarmıhı taşır, sonra ona asılırdı. Bundan sonra, kompozisyonlar basitleştikçe anlatının tonu değişir. Incredulity of Thomas'ta İsa'nın boş mezarının önünde duran kadınları ve ardından İsa'yı çevreleyen havarileri görüyoruz.

Sanatsal yorumlama, hikayenin ek anlamlarla zenginleştirilmesine izin verdi. Kutunun zıt kenarlarına yerleştirilen görüntüler, görsel yankılar ve referanslar oluşturdu - parmaklarını Mesih'in yaralarına sokmaya hazır olan öğrenci Thomas'ın eylemleri, Longinus'un Çarmıha Gerilme sırasında İsa'nın kaburgalarını delmek için yaptığı hareketlerin kopyası. İkinci sahnede, İsa diri diri ve gözleri sonuna kadar açık olarak tasvir edilirken, Yahuda figürü cansız bir şekilde bir ağaçta asılıdır. Ağacın kendisi, temsil edilen haçın ahşap çubuklarına görsel bir paralellik oluşturur. Ayrıntılara gösterilen bu özen, bugün bile izleyicilerin İncil'in iyi bilinen anlatımlarını yeniden deneyimlemelerini sağlar.

Yaxchilan lentoları

Yaxchilan lentoları olarak bilinen bu kabartma heykeller, Meksika'nın güneybatısındaki antik Maya bölgesi Yaxchilán'dan. Heykeller, bir mahkeme binasında tek bir alana açılan kapıların üzerine yerleştirildi. MS 7.-8. yüzyıllarda Maya topluluğunda lider olan Leydi K'8217abal Xook hakkında kısa bir hikaye anlatıyorlar.

İlk lento, Leydi Xook'un dilinin içinden çivili bir ipi çektiğini ve kanının, kan alma ritüelinin bir parçası olarak dizlerinin yanından kabuklu kağıt kaplı bir kaseye düştüğünü gösteriyor. Leydi Xook'un ortağı Iztaamnaj B’ahlam, bir meşaleyle yakınlarda duruyor. Maya elitleri arasında tanrıları onurlandırmak için kan dökmek yaygın bir ritüeldi. Görüntüye oyulmuş glifler (yazı), bu sahnenin MS 709'da gerçekleştiğini söylüyor.

Sonraki lento, kana bulanmış kağıdın yakılmasının sonucunu gösterir. Dumandan bir yılan büyür ve Lady Xook, belki de bir vizyonun parçası olarak bir ata ile iletişim kurar. Bununla birlikte, önceki lento oymacılığındaki hikayenin devamı gibi görünse de, bu vizyon zaman içinde MS 681'e tarihlenmektedir. Son lento, Lady Xook'un ortağına, onun onaylanan hükümdarlığını simgeleyen bir jaguar miğferi verdiğini gösterir. Sahne MS 724'e kadar uzanıyor.

Maya olmayan çağdaş bir izleyici için bu dizi tanıdık gelmeyecektir. Ancak, bu anlatıdaki zamanında oynadıkları oyun hareket ediyor. Sekanslar bize tekrarlanan bir jestin gücünü ve önemli kültürel hikayelerin zamansızlığını hatırlatıyor. Bu anlatıyı tasarlayan sanatçı, eserlerini, atalarımızın bugünü deneyimlememizde ve geleceği hayal etmemizde oynadığı rol duygusuyla yaptı.

Bayeux Goblen

Bayeux Goblen, ortaçağ sanatının en anında tanınan başyapıtlarından biridir ve 1066'da İngiltere'nin Normanlar tarafından fethi için önemli bir tarihi kaynaktır, ancak ne bir goblendir ne de (muhtemelen) Bayeux'da yapılmamıştır!

Aslında, sekiz keten şeridine dikilmiş farklı renkli yün ipliklerden yapılmış bir nakış işidir. Bayeux Goblen'in nerede yapıldığı belirsizdir, ancak Normandiyalı William'ın üvey kardeşi Bayeux Piskoposu Odo tarafından 1077'de katedralinin kutsanması için görevlendirilmiş olabilir. Unutulmuş olsa da 1476'da Bayeux'de olduğu biliniyordu. tarihten 1690'larda yeniden keşfine kadar. Canterbury'den geç dönem Anglo-Sakson el yazmaları ile paralellikler nedeniyle, nakışın orada yapıldığı düşünülmektedir.

Nakış, Norman erkekleri tarafından tasarlandıysa, muhtemelen Anglo-Sakson kadınlar tarafından yapılmış olabilir. Harold, isyancı bir Breton lorduna karşı askeri bir kampanyada William'a katılarak kuzey Fransa'ya sefere gittiğinde, yaklaşık 1064'te Norman Conquest'in hikayesini anlatıyor. Daha sonra, Harold'ın 1066'da tacı nasıl kendisinin talep ettiğini ve ordusunu şimdi Savaş olarak bilinen yerde kanlı bir yenilgiye uğrattığını gösteriyor. Bazen Norman propagandasının bir eseri olarak görülse de, oldukça tarafsızdır - belki de Normanların Anglo-Sakson düşmanlarıyla bütünleşmeyi umdukları bir zamanı yansıtıyor.

Bayeux Gobleninin karikatürvari tarzı, modern izleyicide yankı uyandırır. Betimlemeleri naif görünse de, seks sahneleri, kan ve vahşetle canlı ve eğlenceli bir tarih anlatıyor. Yakın tarihte karikatüristler tarafından, özellikle de siyasi hicivciler tarafından taklit edilmesine şaşmamalı. Yaklaşık 1000 yaşında, bugün de o zamanki kadar keskin.

Bayeux Goblen British Museum koleksiyonunda değil ama Müzede bir dizi nakış dökümü var. Bayeux Goblen hakkında daha fazla bilgiyi burada bulabilirsiniz.

Japon el kaydırmaları

Birçok insan modern mangaya aşinadır, ancak sanat formu - etkileyici çizgileri ve görüntüleri ile - düşündüğünüzden çok daha eskidir. Manga'nın kökleri, boyanmış Japon el kaydırmalarına kadar neredeyse bin yıl geriye götürülebilir.

MS 1200 yılı civarında, esprili, anonim bir sanatçı, nehirde yıkanan tavşan ve maymunları, kurbağa ve tavşan güreşlerini ve hayvanların insanlar gibi davrandığı diğer sahneleri gösteren bir dizi boyalı el kaydırması üretti. Olarak bilinir Yüzen Hayvanların El Kaydırmaları (Choju giga), bu çalışma bazıları tarafından modern manganın temeli olarak kabul edilir. Maymunların Hikayesi 1500'lerin sonlarında yapılan, maymunların ciddi ve komik insan durumlarını canlandırdığını gösteriyor. Konuşma balonlarının ilk örneklerini içerir (fukidashi) ve modern manga için gerekli olan diğer teknikler - tek bir illüstrasyonda birden çok kez görünen figürler, güçlü bir görsel ilerleme hissi, daha büyük bir sahnede komik ayrıntılar ve görsel eylemin metin üzerindeki hakimiyeti.

Citi sergisinde anlatı sanatı hakkında daha fazlasını keşfedin manga, 26 Ağustos'a kadar.


Bir Asur sarayının yıkımı

Mart 2015'te IŞİD, Asur imparatorluğunun ayakta kalan en önemli anıtlarından biri olan Nimrud antik kentindeki Ashurnasirpal sarayının yıkımını gösteren bir video yayınladı.
Arkeologlar olarak hepimiz yıkıma çok aşinayız. Aslında, işimizin temel özelliklerinden biridir. Uzun zaman önce kendi enkazları altında ve daha sonraki zamanların kalıntıları altında gömülü olan antik kalıntılar ancak bir kez ortaya çıkarılabilir. Bununla birlikte, kazılanları uygun şekilde kaydetme ve kamuya açıklama zorunluluğu getiriyor. Ashurnasirpal'in sarayından alınan belgeler genellikle hayal kırıklığı yaratıyor. Bunun nedeni sarayın daha çok arkeolojinin ilk günlerinde kazılmış olmasıdır. Yine de ortaya çıkan bilgiler çok değerli ve geçmişle ilgili yeni soruları yanıtlamamıza izin vermeye devam edecek.

Ashurnasirpal'in sarayı, iki yüzyıl sonra Asur'un yavaş yavaş Orta Doğu'nun çoğunu yönetecek imparatorluk haline geldiği bir dönemde, MÖ 865 civarında inşa edildi. Saray muhtemelen MÖ 612'de imparatorluğu fethedenler ve daha sonra kalıntılarını yeniden işgal edenler tarafından boşaltılmıştı. (Bu, odalarının neden çoğunlukla değerli nesnelerden yoksun olduğunu açıklar.) Asur İmparatorluğu'ndan bilinen ilk kraliyet sarayıdır (önceki yüzyıllardan çok az şey kalmıştır) ve kazılmış birkaç Asur sarayından biridir (az ya da çok) ) bütünüyle. En az iki hektarlık bir alanı kaplayan yapı, zamanının en büyük ve en anıtsal yapılarından biri olmalıdır. Nimrud'un kendisi sarayın 180 katı büyüklüğünde olmasına ve hala çoğunlukla keşfedilmemiş olmasına rağmen, sarayın yıkımı Irak'ın kültürel mirasına bir başka darbedir. It was without doubt one of the most important sites from that time in the world.

The palace was first excavated from 1847 onwards by Austen Henry Layard, with most finds ending up in the British Museum, which was just being constructed. Contrary to the later royal palaces, it used war scenes sporadically in the decoration of the palace, only using them in the throne-room and in the two reception rooms to its southwest. Hardly any of these reliefs remained in Nimrud, many were taken away during the reign of King Esarhaddon (680-669 BCE), when the palace no longer functioned as a royal residence, to be reused in his new palace. Most reliefs with war scenes were later shipped to the British Museum by Layard.

The British Museum: Room 7 – ‘Paneled Wall Reliefs from the North West Palace of Ashurnasirpal II at Nimrud’ by Mujtaba Chohan. CC-BY-SA-3.0 via Wikimedia Commons

The other monumental rooms of the palace were decorated with apotropaic scenes that depicted different otherworldly creatures. The palace depicted a varied group of such figures, but most walls depicted only a single type. In order to limit the number of reliefs coming their way, the British Museum asked Layard not to send “duplicates”. Layard therefore started giving them away to people visiting his excavations. People continued to visit the site in the decades thereafter to take away reliefs for their own, and as a result, the palace’s reliefs ended up throughout the world. ISIS has now destroyed the last reliefs that remained in Nimrud.

The remaining contents of the palace were also taken away during excavations, with the valuable finds mostly ending up in museums in Iraq and England. Original items still remaining included architectural features, such as floors and drainage, and stone reliefs that had been deemed less valuable by European museums and collectors. The walls blown up by ISIS were mostly reconstructed during the past decades.

A sense of irony pervades the tragedy of the destruction. The Assyrians were renowned destroyers of cultural heritage themselves and masters in letting the world know about their deeds. They were highly skilled in the art of propaganda and used all the media available at the time. Their propaganda was so effective that the Assyrians have had a bad reputation throughout most of history.

ISIS uses propaganda as an art of misdirection. Overall it has been destroying less than it claims, and much more than the ones that have made headlines. To a considerable degree, ISIS was blowing up a reconstructed, excavated, and emptied palace. There should, however, be no doubt about the cultural and scientific value of what had remained. The damage is irreparable and heart breaking. The amount of destroyed heritage is only countered by the daunting potential for more damage. ISIS controls numerous archaeological sites of universal importance. Some of these are known to have been pillaged in order to profit from the illegal sale of antiquities. It is a problem that goes well beyond the area controlled by ISIS and one of which Europe is not always on the good side. Unsurprisingly, ISIS has been less eager to highlight how the art they say to despise is supporting them financially. Since sites can only be dug up once, looting forever robs us of the chance to learn about the past.

Headline image: Portal guardians mark the entrance to what once was the Northwest palace in the ancient city of Calah, which is now known as Nimrud, Iraq. Photo by Staff Sgt. JoAnn Makinano. Public domain via Wikimedia Commons

David Kertai is a research associate at Tel Aviv University. He is the author of The Architecture of Late Assyrian Royal Palaces.

Our Privacy Policy sets out how Oxford University Press handles your personal information, and your rights to object to your personal information being used for marketing to you or being processed as part of our business activities.

We will only use your personal information to register you for OUPblog articles.


Palace of Kalhu

Ashurnasirpal II's palace was built and completed in 879 BC in Kalhu, which is in modern-day Iraq slightly north of Baghdad. The palace walls were lined with reliefs carved in alabaster. These reliefs bore elaborate carvings, many portraying the king surrounded by winged protective spirits, or engaged in hunting or on campaign. Each also had text inscribed in it. This text was the same or very similar on each relief and is therefore called the Standard Inscription. The Standard Inscription begins by tracing Ashur-nasir-pal II's lineage back three generations and recounts his military victories, defines the boundaries of his empire, tells how he founded Kalhu, and built the palace. Ashurnasirpal II also built a massive gateway at Nimrud.

The British archaeologist A.H. Layard excavated Kalhu in the 1840s, uncovering the North-West Palace of Ashurnasirpal II. Today, many of the reliefs and sculptures from the excavations in Nimrud are displayed in the galleries of the British Museum, London, including the Statue of Ashurnasirpal II and the Black Obelisk, with other reliefs on display in museums in Europe (e.g. Munich), Japan and the USA.

Nimrud reliefs

After Assyria fell in 612 BCE, the palace became overgrown and eventually completely buried, in which state it remained for nearly 2,500 years until rediscovered by the British born Austen Henry Layard in 1845. [3] Layard oversaw the excavation of the palace during which time the reliefs that dominated the walls of the structure were removed from the site and sent to collections throughout Europe and North America, with the British Museum receiving the majority of these Nimrud reliefs. Despite excavating and removing many of these reliefs, a great number remained within the palace and were eventually reburied with time. In 1949 M.E.L. Mallowan re-excavated the site, which lasted until 1957, at which time the project was taken over by the Iraq Department of Antiques who still remains in control over the site. The known area of the palace measures 200m from north to south and 120 meters from east to west. This is most likely only a portion of the original design, including the possibility of an upper level while no concrete evidence of this remains. All of the walls of the palace were lined with stone slabs of which a majority were decorated with relief images. [3]

Symbolism and purpose

Among these relief images occurred a certain amount of standardization. Carved into each of the stone slabs, including the ones lacking relief, was what is referred to as the Standard Inscription. This text gave the various names and titles of the king, spoke of his relationship with the gods and summarized his military conquests. The text also goes on to describe the founding of Kalhu and speaks of the palace itself. [3] The slabs, which contain relief, consist of depictions of Assurnasirpal’s royal ideology. This ideology can be categorized into four main ideas, the military success of the king, his service to the gods, which provided divine protection and Assyrian prosperity. [3] There is a particular interest in the anatomy of both humans and animals within the depictions. [4] Royal hunting scenes are some of the most well known of the Nimrud reliefs particularly those showing Assurnasirpal II hunting lions. There is also a distinct interest in the relationship between man and animal in many of the scenes. In several depictions the king is shown with supernatural creatures of animal and human combination. All of the apotropaic portrayals, which would have decorated the doorways of the palace, were of these human and animal hybrids. Within the context of these apotropaic figures were three main types, a winged figure wearing the horned crown which symbolized divinity, a winged figure wearing a headband of rosettes and a winged human figure with the head of a bird. [3]

Recurring subject matter

Other popular themes in the Nimrud reliefs included military campaigns and victories garnered by the Assyrians. More specifically these were displays of the relationships between Assyrians and non-Assyrians. [5] The Assyrians were always shown in moments of glory while the non-Assyrians are in sprawled or contorted positions and most often naked. These illustrations represented violent death as punishment for violating Assyrian values, as well as merciless punishment for transgressions. Not only would this have served as a clear message for visiting dignitaries from other cultures but also the same message was innately obvious as a warning to the Assyrian elites as to what could happen if they decided to defy the king. [5] Non-elites were likely not viewing these reliefs in that they would not have often, if ever, been permitted into the palace. The elites would have typically only been present at the palace for rituals and other business with the king. Assyrian women tend to be absent from all of these relief sculptures. This is most likely due to the context of the reliefs, which were male dominated activities. [5] The only exception to women being absent from these scenes would be in the case of non-Assyrian women who were captured as slaves during war. These were typically the elite women of other cultures rather than the lower class. In contrast to the way in which male captives were portrayed, women were neither bound nor naked in their depictions. Women captives were most often shown in floor length outfits with possibly one part of their body exposed in detail. [5]

Site post excavations

Not all of the relief sculptures have been removed from the palace at Nimrud, with many of them still able to be viewed in their original context although this is greatly limited. Many of the museums, which currently display the Nimrud reliefs, attempt to recreate the palace atmosphere by exhibiting them in a similar fashion to their original loci. [ kaynak belirtilmeli ]

In November 2014, it was reported that ISIL (Islamic State of Iraq and the Levant) militants had looted many of Iraq's archaeological sites, including the palace of Ashurnasirpal II, and are selling artifacts on the black market. According to Aymen Jawad, executive director of Iraq Heritage (based in London), "Tablets, manuscripts and cuneiforms are the most common artifacts being traded, and, unfortunately, this is being seen in Europe and America,” he says. “Hundreds of millions of dollars’ worth of irreplaceable pieces are being sold to fund terrorists." [6]

On 5 March 2015 ISIL reportedly started the demolition of Nimrud. The local palace was bulldozed, while lamassu statues at the gates of the palace of Ashurnasirpal II were smashed. [7]


Wall Reliefs: Ashurnasirpal II's War Scenes at the British Museum - History

Images

Images

Images

Images

The British Museum Images team is working remotely and ready to help you and your colleagues. Please continue to get in touch with us via email or license your images directly through the website. Every licence supports the British Museum.

Nimrud (ancient Kalhu), northern Iraq
Neo-Assyrian, 883-859 BC

A lion leaping at the King's chariot

This alabaster relief shows the royal sport of kings. Royal lion hunts were a very old tradition in Mesopotamia, with examples of similar scenes known as early as 3000 BC. Ashurnasirpal (reigned 883-859 BC) obviously took great pleasure from the activity as he claims in inscriptions to have killed a total of 450 lions.

The motif of Ashurnasirpal II or the crown prince hunting lions from his chariot is depicted three separate times upon the reliefs in his palace at Nimrud. Two are in The British Museum, the other in the Vorderasiatisches Museum, Berlin.

Unusually, here the relief here is composed as a single scene. Generally, the action moves in a narrative, from left to right, unhindered by the fallen lion which either crouches beneath the bodies of the galloping horses or turns back in a futile attempt to avoid certain death.


Five Must-Sees

If you don’t have time to idly wander, start your visit with these collections.

THE KEY TO THE ANCIENT WORLD

The Egyptian Galleries | Room 4

This long, spectacular gallery, stretching almost the length of the museum’s west side, houses sculptures and artifacts from about 3,000 years of ancient Egyptian civilization. It features spectacular busts, elaborately engraved sarcophagi and the museum’s most popular exhibit — the Rosetta Stone, dating from 196 B.C. and inscribed with near-identical texts in three scripts, which allowed linguists to develop an understanding of Egyptian hieroglyphs through comparison.

Why It’s Must See: These exhibits give an instant idea of the magnificence, ambition and sophistication of ancient Egyptian culture.

What to Look For: A giant sculpture of a scarab beetle, with tenderly carved and curving legs, and an enormous bust of Ramesses II, which inspired Percy Bysshe Shelley’s poem “ .”

Nearby: Adjacent to the long Egyptian gallery is part of the museum’s Middle East collection. In Room 6, you’ll find the incredible human-headed, winged lion statues (883-859 B.C.) that formed the gates to the throne room of King Ashurnasirpal II of Assyria (which we now call northern Iraq). And yes, they do have five legs, because they were designed to be seen either from the front or from the side.

Not: The gallery gets crowded, because it is located next to the museum’s main entrance. Arrive early, and dash in here first for the best experience.

ART AND MYTH IN ATHENS

The Parthenon Sculptures | Room 18

These beautiful friezes and sculptures formed part of the Parthenon on the Acropolis of Athens, built between 447 and 438 B.C. They were removed in 1805 by Lord Elgin, the British ambassador to the Ottoman Empire, in an attempt to save them from further degradation, but the British Museum’s possession of the Elgin Marbles, as they came to be called, has long been a subject of .

Why It’s Must See: These intricately carved friezes and stand-alone sculptures offer a richly detailed portrait of Athenian society and mores.

What to Look For: The riveting horse’s head, with its bulging eyes and veined cheeks, exhausted from drawing the chariot of the moon across the night sky.

Nearby: The Nereid Monument, a large Lucian tomb found at Xanthos (in modern Turkey), in the adjacent Room 17 and is a wonderful melding of Greek and Middle Eastern figures, with nereids (mythical sea nymphs), a Persian king and a Greek army all depicted on its decorative panels.

THE INVENTION OF PORCELAIN

Chinese Ceramics (Sir Percival David collection) | Room 95

This stunning collection of Chinese ceramics is outstanding for its beauty, rarity and historical value. Some pieces date back to the invention of porcelain around 2,000 years ago.

Why It’s Must See: The gallery has more than 1,700 examples of breathtaking beautiful ceramic objects, both practical and fanciful.

What to Look For: The , probably the most important blue-and-white porcelain pieces in existence, have inscriptions near their tops that date them to 1351. Sir Percival David reunited the vases in 1935, after buying them from two separate collections.

Nearby: Next to the ceramics gallery is Room 67, devoted to Korean culture and tradition from 300 B.C. to the present. It has an eclectic range of objects, including metalwork, drawings, painting, ceramics and calligraphy, and is well worth a look, even if just to see the re-creation of a saranbang, or traditional scholar’s study.

A SPECTACULAR ARCHEOLOGICAL DISCOVERY

Sutton Hoo Ship Burial | Room 41

The of an Anglo-Saxon ship dating from around A.D. 600 was an astonishing find of royal treasures. The 88.5-foot long ship was an archaeologist’s dream, packed with treasures, including gold jewelry, Byzantine silverware, a magnificent casket and an iron helmet. It may have been the burial place for an Anglo-Saxon king.

Why It’s Must See: The objects on display are exquisitely crafted and tell us much about Anglo-Saxon England and that the great treasures, epic travels and larger-than-life warriors of the poetry of that time were not far from reality.

What to Look For: Made of iron and covered with copper panels that show a range of scenes, the Sutton Hoo helmet is one of only four surviving helmets from the period. It has a distinctive shape and a menacing face-mask with copper eyebrows that are inlaid with silver wire and garnets, ending in a silver boar’s head.

Nearby: Even if you are not interested in clocks, Rooms 38 and 39 house wonderful timepieces that are likely to leave you marveling. Make sure to find the 1589 Carillon Clock that plays music written by Martin Luther, and the 1585 Mechanical Galleon, which has miniature soldiers striking bells and firing guns.

THE SPORT OF KINGS

Assyrian Lion Hunts | Room 10

The sculpted reliefs on alabaster panels that line this gallery illustrate the extravagant hunting rituals of the last great Assyrian King, Ashurbanipal, who lived between 668 and around 630 B.C. The panels depict a full story, from the release of the lions to the subsequent chase, the showering of arrows and the killings that marked the king’s prowess and power.

Why It’s Must See: The hunt scenes show a world of pageantry, ritual and unsentimental cruelty far from most western sensibilities today.

What to Look For: The little boy who releases the lions from their cage at the start of the sequence is a small, but charming detail.

Nearby: In another part of this gallery, you will find remnants of the palace of Ashurbanipal from what is now northern Iraq. Look closely at the stone wall panel, which shows finely observed studies of plants and animals, including the lions that were kept in the royal gardens.

Guide to the British Museum

Click here to view our map to the British Museum. Save it to your phone or download it and print to navigate through the best of the museum.


Kneeling and Standing Apkallu-figures Fertilize the Sacred Tree

Dilekleri yerine getirmiyorsa cinin önemi nedir? Çok havalı. Bu eserdeki çivi yazısı ne diyor? Erkek figürlerinin aksine kartalın önemi nedir? Bu kabartmalarda hangi dil var? Bizim için kayıp mı yoksa bugün insanlar onu anlayabilir mi? If the text glorifies the king, then why is it juxtaposed against mythological beings? Koni nedir ve ne işe yarar? Bunu bir cin olarak bu kabartmalardaki diğer figürlerden ayıran nedir? Bize ne tuttuğunu söyler misin lütfen? Bu kabartmaların ABD'ye nasıl geldiğini bana açıklar mısınız? Bu oymaları taşa nasıl yaptılar? Ayrıca, oymadan önce taşa mı çizdiler? Baldır kası tasarımı, panellerde tekrarlanan bir motif gibi görünüyor. Bu tasarımı bilerek tekrarlamak için bir süreç miydi? Bunlar için "standart bir tasarımları" var mıydı? Bu kovalar/çantalar nedir? Asur kabartmalarındaki figürlerin taşıdığı iki bıçağın bir anlamı var mı biliyor musunuz? Bu eserdeki çatlaklar orijinal mi? Baldır kasının böyle oyulmasının bir nedeni var mı? Sorumun ne olduğundan tam olarak emin değilim ama böyle oyulmuş kasları hiç görmemiştim. Bu kabartmalar orijinal mi? Onlar nereden geliyorlar? Resim ve heykel gibi farklı sanat türleri olduğunu biliyorum ama buna heykel mi desem yoksa farklı bir isim mi desem bilemiyorum lütfen beni aydınlatın. Bu seride kaç kabartma var? Bu rahatlamaların amacı neydi? ¿Este mural se que cuenta una historia sobre los dioses de la Mezopotamya? ¿Qué deyimler? Merak ettim hangi taştan yapılmış? Elinde tuttuğu çam kozalağı epifiz bezini simgeliyor olabilir mi? Bu Sanskritçe mi? Saraya gelenler bu kabartmalardaki yazıları okuyabilir mi? Okuryazar mıydılar? Bu şeylerin her birinin ağırlığı ne kadardır? Bu nasıl 3000 yıl hayatta kaldı? En orijinal esta tesela ve las demás piezas que hay en la sala? Buraya gelen kaç kişi tüm çam kozalağı görüntülerini soruyor? Bu Zerdüşt mü? Neo-Asur dönemi nedir? Neden müzenin eski Mısır bölümünde bulunur? Bunlar çok ayrıntılı! Where did they come from? Bu kadar ince çizgiler ve desenler üretmek için kaymaktaşı oymacılığı ne kadar zor? Başka bir deyişle, başka bir malzemeye karşı seçilmesinin özel bir nedeni var mı? Bu insanlar benim kadar uzunlar: 6"6. Bu onların gerçek boyları mıydı, yoksa görüntüler daha çok Tanrı gibi görünmek için mi daha büyük yaratıldı? Bunların bazılarında büyük çatlaklar olduğunu fark ettim, bunca yıldan sonra nasıl bir arada tutuluyorlar? Bu cinler daha sonra Cin mitolojisine ilham verir mi? Bu kabartmalardan nasıl var olmuş olabilir ve günümüzde kaç tanesi hayatta kalmıştır? Ve bunlar göz hizasında olur muydu? Ağaç teması başka bir yerde görünüyor mu? Bu kabartmaları renklendirmek için ne tür boyalar kullanıldı? Nasıl heykeltıraş olunur biliyor musunuz? Bir kast sistemi var mıydı, siz mi seçildiniz, bir çıraklık mı söz konusuydu? Tell me more.

Art and Empire: Treasures from Assyria in the British Museum

From the ninth to the seventh centuries BC, the Assyrians were the dominant power in the ancient Near East, controlling all of present-day Iraq, Syria, and Lebanon, as well as large parts of Israel, Egypt, Turkey, and Iran. In their homeland in northern Iraq, at Nimrud and Nineveh, the kings built splendid palaces, their rooms filled with treasure, their walls decorated with stone slabs carved with detailed scenes memorializing the kings' exploits in warfare and hunting.

After the fall of Assyria in 610 BC, the palaces were deserted and covered with earth for a millenium. In the 1840s and 1850s, European explorers dug up the mounds, revealing to an astonished public the relics of ancient cities mentioned in the Bible. British archaeologist Austen Henry Layard excavated literally miles of stone reliefs that lined the palace walls, sending the best preserved examples to the British Museum, where today they form the core of the largest collection of Assyrian art outside of Iraq itself.



"Art and Empire: Treasures from Assyria in the British Museum" includes the most dramatic of these reliefs, as well as sumptuous carved ivories, furniture fittings, and metal vessels. Cuneiform tablets from the royal library, where the king sought to gather together all the world's learning, enshrine the wisdom of ancient Mesopotamia, the cradle of western civilization.

— Lawrence Berman
Norma Jean Calderwood Senior Curator of Ancient Egyptian, Nubian, and Near Eastern Art and curator of the exhibition.

LISTEN: An Introduction to Assyrian Art for Families
https://www.atour.com/


Austen Henry Layard (1817-1894)

Assyrian relief

Austen Henry Layard (1817-1894) was one of the great pioneers of Assyrian archaeology. Between 1845 and 1847, the Englishman and his team revealed the huge palace of Ashurnasirpal II at Nimrud. At Nineveh he uncovered nearly two miles of carved wall reliefs at the great Mesopotamian palace of King Sennacherib.

Layard completed an astonishing amount of work while excavating the Assyrian palaces, drawing on his extraordinary powers of observation and interpretation to visually document many of the sculptures and copy the cuneiform inscriptions himself. He gave still more context to his discoveries through his clear understanding of stratigraphy--how layers of the past are literally stacked on top of each other.

Layard abandoned archaeology after 1851 for a career in politics. In 1869 he was appointed Minister to Spain, but he remained famous for his rediscovery of Assyria.

"The lofty cone and broad mound of Nimroud broke like a distant mountain on the morning sky. The eye wandered over a parched and barren waste, across which occasionally swept the whirlwind, dragging with it a cloud of sand. About a mile from us was the small village of Nimroud, like Naifa, a heap of ruins.

"Twenty minutes' walk brought us to the principal mound. The absence of all vegetation enabled me to examine the remains with which it was covered. Broken pottery and fragments of bricks, both inscribed with the cuneiform character, were strewed on all sides.

The Arabs watched my motions as I wandered to and fro, and observed with surprise the objects I had collected. They joined, however, in the search, and brought me handfuls of rubbish, amongst which I found with joy the fragment of a bas-relief.

"Convinced from this discovery that sculptured remains must still exist in some part of the mound, I sought for a place where excavations might be commenced with a prospect of success. Awad led me to a piece of alabaster which appeared above the soil. We could not remove it, and on digging downward, it proved to be the upper part of a large slab. I ordered all the men to work around it, and they shortly uncovered a second slab. Continuing in the same line, we came upon a third and in the course of the morning, discovered ten more, the whole forming a square, with a slab missing at one corner. It was evident that we had entered a chamber, and that the gap was its entrance."

A Popular Account of Discoveries at Nineveh by Austen Henry Layard (John Murray, 1851).


Nineveh, Assyria (northern Iraq)

Most of the works in this exhibition were excavated in the middle of the nineteenth century, but Austen Henry Layard was only the first of many archaeologists to dig in Assyria. In the 1950s Max Mallowan (husband of the mystery writer Agatha Christie) led archaeologists from the British School in Iraq on a dig that revisited many of the sites at Nineveh first explored by Layard. The expedition yielded a better understanding of Nineveh's layout and its historical development, but Mallowan found extraordinary objects, too.

Many artifacts were transported to Europe and North America in the first half of the twentieth century, but after the 1950s nearly all newly excavated archaeological material remained in Iraq, primarily at the Iraq Museum in Baghdad. Exploration continued, sometimes with spectacular results, such as the discovery of royal tombs at Nimrud in 1988 through 1990.

Unfortunately the last two decades have been troubled for the preservation of Iraq's past. The Gulf War of 1991 and the subsequent decade and a half of sanctions disrupted archaeological work tremendously. By the 2003 U.S. invasion, the state archaeological service was in disarray and the Iraq Museum mostly closed. The new war brought catastrophe. In the chaos following the overthrow of Saddam Hussein's regime, the Iraq Museum was looted (roughly eight thousand objects are still missing), and sites were ravaged by uncontrolled digging. The extent of looting varies: some sites have barely been touched others nearly destroyed. The situation may now be stabilizing as the illicit market for artifacts reaches saturation, but the damage has been done and is so extensive that in 2006 the World Monuments Fund placed the entire nation of Iraq on its list of most endangered sites.


Medieval Weapons for Breaching Fortifications

1. Battering Ram: Ancient Invention Used In Medieval War

A reconstruction of a simple wooden battering ram at Baba Vida Castle in Vidin, Bulgaria , photographed by Klearchos Kapoutsi s, 2009, via Flickr

The battering ram is a very simple siege weapon designed to break open the gates or walls of a fortification through repeated blunt blows . Battering rams usually consisted of a large log, which would be propelled against a gate or wall with a large amount of force – either by a team of people holding the log and physically swinging it, or else by being suspended in a frame by chains or ropes, from which it would be pulled back and released to swing forwards.

In order to better protect the soldiers operating the battering ram from the missiles of the defenders, the frame in which the ram was mounted was covered. Often this (usually wooden) canopy was also coated in wet animal hides in order to make it resistant to fire. Rams could also be ‘capped’, where the end would be fitted with a block of iron or steel sometimes shaped into an animal’s head, in order to make them more effective during medieval war.

Battering rams were popular because they were extremely quick and easy to construct, whilst also being very powerful medieval weapons. When brought to bear against wooden gates or stone walls (which were particularly prone to splintering or shattering) they could create cracks and eventually holes with repeated blows, allowing the besiegers entry to the fortification.

Assyrian gypsum wall relief displaying Ashurnasirpal II besieging a strongly-walled town using a battering ram , 865-60 BC, via the British Museum, London

This siege weapon has very ancient origins. The earliest depiction is thought to be from 11 th century BC Egypt, where engravings on a tomb show soldiers advancing towards a fortress under a roofed structure carrying a long pole. During the iron age, battering rams were used across the Middle East and the Mediterranean. Assyrian engravings demonstrate how large and advanced these siege engines had become by the 9 th century BC, with battering rams being covered in wet hides.

Historical sources also attest to the use of battering rams by the ancient Greeks and the Romans, who employed them first in wars against the Gauls. The Roman writer Vitruvius mentions an innovation used by Alexander the Great , whereby the ram was supported by rollers rather than ropes or chains. These rollers would allow the ram to pick up more speed, hitting its target with more force and causing greater damage. Battering rams remained popular as medieval weapons and were used at some of the most important sieges of the era, including throughout the crusades and during multiple sieges of Constantinople .

2. Siege Towers: Movable Protection

The Siege of Lisbon by Alfredo Roque Gameiro , 1917, via Medievalists.net

Siege towers were designed to transport besieging soldiers and ladders close to the walls of a fortification, whilst also protecting them from enemy bow and crossbow fire. Usually, the tower would be rectangular in shape and was constructed to equal the height of the walls it faced. Internally the siege tower would be fitted with ladders and a series of platforms rising up the structure on which soldiers could stand. The top of the siege tower was usually crowned by another open-air platform – typically archers or crossbowmen stood on this top platform and fired at the defenders as the tower approached the walls.

These medieval weapons were mounted on wheels so that they could be pushed to the walls. Much like the battering ram, the wooden sides of the siege tower were susceptible to fire and were therefore often coated in wet animal hides. During an assault, the siege tower would be rolled to the walls as the soldiers inside sheltered from enemy missile fire – once it reached the walls, a gangplank would be thrown down between it and the wall, either from the top platform or one of the internal platforms, allowing the attackers to access the curtain walls of a fortification.

Illustration of pavisors and a moveable siege tower from Military Antiquities Respecting a History of The English Army from Conquest to the Present Time by Francis Grose , 1801, via Google Books

Thanks to their enormous size and weight, siege towers were very slow and were usually the target of garrison artillery fire. They were typically constructed on-site during the siege, and some were even built to contain internal battering rams too. Siege towers were also vulnerable to earthworks such as ditches and would need teams of men to prepare the way for them during an assault by filling in these ditches.

Like battering rams, siege towers also have ancient origins and were used extensively by the Egyptians, Romans , Assyrians , and Chinese. They were commonly used as medieval weapons, and their designs became increasingly large and complex – at the siege of Kenilworth Castle , a tower that could house 200 archers was constructed. However, the invention of gunpowder artillery rendered siege towers obsolete, as cannons were far more effective at destroying the curtain walls of a fortification. Since these guns could destroy walls with relative ease, towers were no longer required to transport troops over curtain walls.


Bucellarii

These works are simply astounding. Thank you for sharing your photos. Thank goodness these were not destroyed.

Thanks Jonathan, yes the detail on some of the reliefs is absolutely incredible, they must have looked amazing fully painted! Absolutely, a lot of stuff has been looted and destroyed, impossible to fathom really.

Güzel. Thanks for sharing the pics.

Love the siege scenes. So crisp and detailed. I will probably end up converting a early army to 853bc period. Eureka do a chariot. Sadly just one variant. Cab too high so would cut down. Thanks for sharing beautiful photos.

Thanks Colin, you don't see too many earlier Assyrian armies. The Eureka figures are very nice - big and chunky. I have quite a few of their Assyrians and Elamites.

Elephant Victory 273 BC - Seleucids versus Galatians Command and Colors Ancients Game

  Galatians deployed on the left, Seleucids on the right Opposite end Seleucid elephants attack Galatian warriors Galatians attack on the le.